melihkagan

part74

bu arada o word-pdf dosyası isteğimi de yineliyorum, link verin de indirek (:

herkese iyi akşamlar,
tsunamiye hazır olun (: attırmaya başlıyorum

http://fizy.com/#s/1ah02u 

Soluğumu tutmuş, bundan sonra cereyan edebilecek şeyleri düşünmeye başlamıştım mili saniyeler içinde…

Ebru ayağa kalktı, “merhaba efendim” dedi hafifçe gülümseyerek..bir yandan da karşısındaki, kendisine gülümseyen bu orta yaşlı kadının kim olduğunu kestirmeye çalışan düşünen-şaşkın bir ifadeyle süzüyordu annemi,

Annem biraz daha yaklaştı, babam da o sırada içeri girmişti, ebru fikir yürüterek,
“siz, tsigalkonun annesisiniz sanırım (:” dedi, hala dikkatli ama pozitif bir ifadeyle bakınarak,

Annem de gülümsemesini sürdürerek, onu onayladı, adını söyledi..

Altıma sıçmak üzereyim o ara heyecandan, göt deliğim büzülmekten nokta kadar oldu..

Ebru annemin elini öptü, babamla da merhabalaşıp tokalaştı..

Noluyor la..

Yeniden herkes yerlerine oturdu, o ara saniyenin yarısı kadar bir süre için ebrunun bana attığı tuhaf bakışı yakaladım..
Annem hemen hal hatır sordu kıza, nasılsın kızım filan diyerek..ebru olgun, kibar cümlelerle cevapladı, kendisi sordu..sanırım ebrunun bu şekilde sıcak davranmasının sebebi, annemin de başlangıçta ona fazlasıyla güler yüzlü ve samimi davranmasıydı. .

Ebru, bir tuhaflık olduğunu fark etmiş midir dersiniz?
Ya da belki de annemi, herkese bu şekilde davranan, candan bir kadın olarak görmüş ve bu nedenle o da bozuntuya vermeyip güzelce karşılıkta bulunmuştur..

Vay anasını…ama bu iş böyle devam edemez..bahse girerim ki, aynı odada geçirecekleri 5. Dakikadan itibaren, benim foyamı ortaya çıkaracak, ebruyu dumura uğratacak, bizimkileri mahcup edecek mevzuların açılması “kesin”e yakın bir şeydir..

Hatta kesindir..

Tolgaya baktım çaresiz gözlerle.. beni anlamış gibi bir hareket yaptı..

“teyzecim ben gideyim artık, siz baş başa kalın tsigalkoyla, konuşacaklarınız vardır” deyip gülüştü bizinkilerle,

“tabi tolgacım sizde perişan oldunuz saatlerdir, gidin dinlenin artık evinizde” dedi annem anlayışlı bir gülümsemeyle,

“yok olur mu öyle şey, ben hani, siz beraber kalın diye şey ettim (:” dedi mahcup mahcup tolga..

Ardından da ebruya dönüp, “sen de geliyor musun ebru?” dedi 

Aferin tolga, kralsın.. çıkar kızı şu odadan.. büyük patlama yaşanmadan evvel, al götür allahını seversen..
“hı?..evet ben de gideyim, hasta ziyaretinin kısası makbuldür.. gerçi iyi gördüm yani bir şeyi yok” dedi ebru..

Ve ben sıçtım…kesin dona kaçırdım yani.. sızdı..

Bizimkilerde küçük bir şaşkınlık havası oluştu.. annem konuştu gene, “gece geçe kalmayın tabi (:”

Ebeveynlerim, tolga ve ebruyla bir kez daha selamlaştı, annem kızın yanağını okşadı, ebru şaşkın-mahcup gülümsedi.. nihayetinde 

odadan çıkıp gittiler..

Ucuz atlatmıştım…
atlatmış mıydım?

Çocuklar odadan çıktıktan sonra, annemi solgun, ama gülümseyen yüzü, babamın imalı imalı sırıtışıyla karşı karşıya geldim..

“ne? (:” dedim yarı atarlı, gülerek..

“güzel kızı kandırmışsın eşek sıpası aferin” dedi babam gevrek gevrek.. annemle güldüler..

Sikiyim.. kıpkırmızı oldum.. mecbur gülmeye çalışıyorum bende..

“terbiyeli, güler yüzlü de kız..bak hemen kalktı bizi görünce, öptü”

“öyledir” dedim dişlerimin arasından..

“yalnız biraz çekingen.. niye öyle soğuk durdu sana? aranız bozuk filan değil demi?” dedi annem yine..

“ha..yok be anne…aynen…çok utangaçtır bakma öyle girişken, şey gibi görünür ama…çekindi tabi sizden..zor kaçtı görmüyor musun? (:” 
dedim durumu kurtarabileceğimin hevesiyle..

“hıı..e bizim gelmiş olduğumuzu tahmin edememiştir (: , sen akşamüstü de buradaydı demiştin ama? Sanki yeni gelmiş gibi konuştu kız tsigalko?” dedi babam şüpheci şekilde..

“ya..baba, diyorum ya kızın eli ayağı dolaştı yani.. öyle esprisine demiştir ziyaretin kısası filan diye…normalde kalacaktı zaten ama işte.. sizi görünce.. direk kaçış (:”

“e gene kalsaydı canım (:” dedi annem gülerek..

“yok yea.. zaten böyle bir şekilde karşılaşmanızı istemezdim (hem de hiç aq)..hastanede.. benim yatağımın başında filan..iyi olmadı yani..”

“olsun.. gözümüzle de görmüş olduk” dedi annem bilmiş bilmiş, “aferin, öyle kara kara kızlara saplanırsın diye içim gidiyordu, bulmuşsun güzel kızı (:”

Babam gülmeye başladı, “anan beyaz hastasıdır ya zaten, akça pakça olsun ister, kendi de öyle bulmuş bak” 

Hep beraber gülmeye başladık bu kez.. daha önce de söylemiş olmalıyım, annemin böyle beyaz tenli, kumral-sarışın kızlara, -daha geneli, insanlara- karşı sempatisi vardır her zaman, esmerlerden nefret eder ayıptır söylemesi.. biraz da şu malum etnik durumlardan ötürü işte.. neyse karıştırmayalım.. allahtan bizim ailede de herkes “akça pakça” da, yırtıyoruz.. valla kara bir çocuk olsaydım çöpe atardı beni herhalde doğduğum zaman x)

Şaka bir yana, bizimkiler, oğullarının, aslında “olmayan” kız arkadaşını, bu 3-5 dakikalık tanışma anında pek bir sevmiş, pek beğenmişlerdi.. belki de müstakbel gelinlerinin bu kız olması ihtimalini bile geçirmişlerdi akıllarından..ee az buz da zaman olmamıştı hani güya.. benim senaryoma göre, ebruyla şu aralar 2. Yılımızı doldurmuş, belli şeyleri aşmış bir çifttik…

Yersen..

Az önceki gerginliğim, yerini büyük bir rahatlamaya bırakmıştı ve sonunda, deminden beri kasılmaktan bir hal olmuş vücudumu yatağa, yastığa bıraktım teslimiyetle.. büzdüğüm göt deliğim de gevşedi tabi (x..

Olayların, aile tarafını halletmeyi, bir şekilde işi kıvırmayı başarmıştım.. gerçi, pek inanmamış da olabilirler, ya da bir tuhaflık sezmiş de olabilirler –ki sezmişler zaten söylediklerinden anlaşıldığı kadarıyla- yine de konuyu bu şekilde bağlamayı başardığım için huzurluydum..

Aman.. üzerime gelmesinler de..istersen inanmasınlar, sorun değil…yeter ki sıkıştırmasınlar daha fazla..

Meselenin, bir de ebru kısmı vardı…var mıydı dersiniz?..

Acaba kız, bir gariplik olduğunu anlamış mıydı?

Yoksa, demin de dediğim gibi, bu samimiyetin, ailemin sıcak insanlar olabileceğine mi bağlamıştı..

Allahtan malum mevzular açılmadan muhabbeti bitirmiş, durumu kurtarmıştık..oh ulan tolga.. hayatımı kurtardın aq..süpersin.. kralsın sen kral..

Gerçi sana da epey açıklama borçluyum.. senden de çekeceğim var gibi yani..vay amk…hadi ebru meselesini anlatırız.. zaten o da anladı yani..ama bu nilay olayını nasıl anlatırım? Acaba kıvıramaz mıyım? Kıvırırsam, bu dostluğumuza atılan bir kazık olmaz mı?

Tolgaya yalan söyleyemem..

Her ne kadar, zamanında nilayla arkamdan iş çevirmiş olsalar da..yine de ben tolgaya güveniyorum her türlü hususta…orada da yine yılanın başı nilay…böyle dönme dolaplar çevirme potansiyeli, o zamandan beri varmış gördüğünüz gibi..ama ben görememişim…yani, en azından, bu kadar organize, bu kadar ileri seviyede, bu kadar acımasız bir şeye dönüşebileceğini kestirememişim…onu o zaman affetmiştim..

Kim bilebilirdi ki?

http://fizy.com/#s/1g58fk 

Gecenin belli bir vaktine kadar benimle kaldı ailem..hiç bir şeyimin olmadığına dair bütün ısrarlarım fayda etmedi..

Annem, daha ileri tetkiklerin yapılmasını, hatta gerekirse başka hastanelere de gidilmesi gerektiğini savunuyordu..neyse ki babam o kadar abartmadı, yarın da bir takım kontrollerden geçtikten sonra nihayet taburcu olabileceğim..

Vay amk..alt tarafı bir gözümüz kararmış, düşmüşüz, şu olanlara bak…sanki kurşun yedik anasını satayım..
Ama bizimkiler, bu durumu küçümsemem konusunda beni azarladılar böyle konuşunca..yine, “ana baba olunca anlarsın” tarzında şeyler söyleyip demagoji yaptılar (:

Lan yatakta yatan benim, duygu sömürü yapanlar onlar ehehe..

Ama şimdi düşünüyorum da..her ne kadar hala ana-baba olmamış olsam da, sanırım ben de aynı şekilde davranırdım..onları anlayabiliyorum. Ayrıca doğrudur, bu “bayılma” olayı, hafife de alınacak bir şey değil..

Pek çok ağır hastalığın, gelişme evresinin giriş cümlesi gibi hatta..

Düşünsenize, vücudunuz, tüm şalterlerini kapatıyor bir anda…shut down oluyorsunuz resmen..hiç bir şey hatırlamıyor, kendinizi kontrol edemiyor, rüya bile göremiyorsunuz baygın halde iken..

Hayatımda ilk ve umarım son olacak olan bir tecrübeydi bu…hoş bir şey değil…neyse ki kafamı filan sağa sola vurmadığım için şanslıyım..yanlamasına, omzumun üzerine düşmüşüm, hemen öncesinde gayri ihtiyari,çömelir gibi eğilmem ise, yerle olan düşüş yüksekliğimi şans eseri azaltmış ve belki de kolumu kırmamı, omzumu çıkarmamı engelleyen şey olmuş…

Düşmekten ziyade, “yığılmışım” dersek daha doğru olur..

Hem de o ıslak banyo zeminine…ıyyyy…hemen duş almam lazım eve gidince, hemen! ((:

Babam, daha sonra annemi öğretmen evine (baya baya otel gibi bir yer lan) götürüp yatırmış, kendisi tekrar gelip sabaha kadar benimle kaldı, ben yatakta, o koltukta uyukladı..cefakar babam benim (:



Ertesi gün, mr cihazına girdim.. gerek yok, yapmayın, etmeyin dedimse de dinletemedim.. daha önce çocukken de bir kez tecrübe etme fırsatım olmuştu bu aleti.. uzun hikaye..

Bilmeyenler içinse, şöyle tarif edebilirim.. böyle, fırın küreğine yatırılmış ekmek hamuru gibi, yatıyorsunuz bir banda, sizi içeri sürüyolar.. içerisi de aynı taş fırınların şeklinde zaten böyle yukarı doğru silindirik, yuvarlak köşeli, tabut benzeri bir yapı.. mini bir mağara..

içerde sarı bir ışık var..ona bakmanız isteniyor.. arka planda sürekli çalışan bir çöp kamyonu gürültüsü var, ya da amatör bir rock grubunun soundcheck çalışması gibi (:

Hiç kıpraşmamanız lazım.. öyle ki, göz kapaklarınızı bile fazla kırpıştırmamalı, gözlerinizi bile yuvalarının içinde fazla oynatmamalısınız..

Yani 20 dakika filan öyle “gır gır gır gır gır gıy gıy gıy hır hır hır hır zır zır” şeklinde bir çalma listesine sahip olan bu sikimsonik aletin içinde, hıyar gibi, kıpırdamadan…evet, en az bir hıyar kadar hareketsiz bir şekilde duracaksınız işte..

Durduk vesselam..

Tetkikler bitip de, hastaneden çıktığımızda, dün akşamki gerilim dolu dakikaların ve bu sabahtan beri süre angarya işlerin yarattığı kabustan kurtulduğuma inanıyor ve, “oh ulan bitti işte, yine ucuz atlattım” diye seviniyordum..

Artık yeniden evime gidip, busenin yasını, bu kez biraz daha insancıl yöntemlerle tutmaya devam edebilirdim..

Ahhh buse ah…beni düşürdüğün hallere, durumlara bak…mutlu musun şimdi yeni sevgilinin, “sevdiğinin” kollarında?... başkasının yıkılan hayalleri üzerine kurduğun hayalin, ne kadar dayanır sanıyorsun…

Seni de yaksınlar buse…beddua değil bu…sadece, benim çektiklerimi anla diye…belki o zaman bana acır, belki de yeniden bir şans verip, geri dönersin diye…

Şimdi eve gidince, ilk 1-2 gün yine kendimi çeşitli bahanelerle savunarak, tolgaya söyleyeceklerimi rahat rahat kafamda tasarlayabilirdim.. daha onunla uğraşıcaz aq…ooof off!

Bitmiyor dertler!..

Bıktım anasını satayım…nefret ettim yalan söylemekten de…anlatıcam ulan!..ne var ne yok, hepsini anlatıcam…bana ne..hep ben mi kasıcam?..biraz da başkaları düşünsün artık…ben, gerçekleri paylaşıcam..

..tüm bu planlarımı bozan ve, bana kabusumun, katlanarak devam ettiğini gösteren şey ise, annemin birkaç günlüğüne bizde kalacağını öğrenmem oldu..

“Neee! Anne saçmalama yaaa! Ne gereği varr!!”

“hayır, hayır.. kesinlikle itiraz istemiyorum.. adam gibi yemek yemeyin, içmeyin, uyku uyumayın, ondan sonra böyle hastanelerde sürünürsün işte…”

“ya anne, tamam o sınav zamanıydı, dikkat edicem artık.. nolur saçmalamayın, ne kalması yea!..baba, bir şey söyle şuna x(“

“aşk olsun, “şu” mu olduk şimdi? Annecim diyordun ya hani? x)” (ulan ne annem var be, o bile “x” li filan gülüyor ahaha)

Babam, “ben karışmam olm.. annen öyle istiyorsa kalır.. hiç boşuna kürek çekme (:”

Yaa…olamaz bu ama.. anne ne işin var senin benim öğrenci evimde..

Tartışmanın nihai galibinin kim olduğunu tahmin etmişsinizdir sizde herhalde.. herkesi ikna ettiğini sanan, ona kalsa, dünyada en iyi kıvırıp laf yapan “dilim” bu kez çaresiz kalmıştı, ona hayat veren insanın karşısında.. evet..ana babama sökmüyor bu manipülatif hareketlerim (:

“ya tolga rahatsız olursa? Çocuk mecbur mu senle aynı evin içinde kalmaya?” dedim çirkefleşerek,

“tsigalkooo.. valla tokadı yiyeceksin birazdan (: ..yemek yaparım ben size.. karnınıza doğru düzgün bir şeyler girsin, hem görmem takip etmem lazım birkaç gün seni.. doktor da öyle dedi”

“yea ne öyle dicek bea..”

“evet? Birkaç gün gözünüz üzerinde oldu, yine bir sıkıntısı olursa getirin başka testler de yaparız dediler? Sor babana bak, o da duydu?”

“bırak ya..yaktın beni anne (:”

“niye? Başka planların mı, misafirlerin mi vardı yoksa?” dedi tip tip gülerek,

“yok..da işte.. rahatsız edicen beni :p”

“terbiyesiz.. annesinden rahatsız oluyormuş.. nankör..(:”

“oof of..(:”

http://fizy.com/#s/12lkmb 

Babam bizi eve bıraktıktan sonra, bursaya sürdü arabasını..annem sonra otobüsle dönecek artık..

Tolga bizi karşıladı, annemle bir olup üzerime geldiler, taşak geçtiler benle bir süre (:

Daha önceleri üzerinde yaşananların mazisi epey kabarık olan divanda bu kez annemin yatacak olması ne kadar da ironik,

“anne, sen yatma orda ya, cenabet o divan valla” –diyemedim tabi..

Anneyle ilk gün..akşama yenilen harika yemekler, sanki çok tarzımızmış gibi, tolga-ben-annem oturup televizyon izlememiz ve saçma sapan şeylere gülüp eğleniyor gibi gözükmemiz..belki tolga ve annem eğleniyordur yani bilemiyorum..zaten epey eğlendi onlar bugünün başından beri benle gır gır geçe geçe..

Gece 12 de zorla uyutuldum..

Ertesi sabah 10 da kaldırılıp kahvaltı ettirildim..

Okula filan gitmiyorum..canlı müziğe de gidemedim…zaten annemlerin haberi yok..artı, benim de gidesim yok…

Hatta artık hiç gidesim yok…sanırım bırakacağım…

Daha önce, şarkılarımı buseye söylediğim, onunla anlam bulan, artık her bir dekoru..masası, sandalyesi..avizesi, mikrofonu, gitarı..perdesi..insanları..şarkıları, bana onu hatırlatacak olan o yere, 
“bizim kafe” ye, bırakın şarkı söylemek için gitmeyi, oturmaya bile gidemem herhalde..

Buseyle beraber, kaybettiğim şeylerden sadece bir tanesi daha işte…

Şöyle bir bakıyorum da…çok değil, bundan 2-3 ay önce, her şeyi olan bir adamdım ben…her şeyi…

Sağlığı…huzuru…sevdiği…seveni…

Sporcuydum ben…kick boks yapar, basket oynardım…

Vicdan sahibiydim…sosyal sorumluluk projelerinde, insanlara yardımcı olur, moral eli uzatırdım..

Dost sahibiydim…gözüm kapalı peşinden gideceğim, uğruna her şeyi göze alabileceğim “kanka” larım vardı benim..

Müzisyendim…iyi kötü, şarkı söyler, eğlenir..insanları eğlendirirdim…

..şimdi ne var elimde?..

Hepsini kaybettim…tüm bunların hepsini…hatta o, sürekli elimde olduğu için şükredip, pollyannacılık yaparken sığındığım bir numaralı bahanemi, “sağlığımı” bile kaybetmiştim..kısa süreliğine de olsa…

Her şeyi kaybetmiştim..

Artık ne sporcu..ne müzisyen..ne de aşık bir adam değilim…eski kadar çok, iyi arkadaşım da yok benim…

Sevdiklerim azaldı…sevenlerim tükendi benim…

Yalnızım şimdi…ve aslına bakarsanız, belki de “rahatsız edersin beni” diye dalga geçtiğim, iki metre sağımda, divanda uyumakta olan o melek yüzlü kadın, benim tek gerçek varlığım…

Ana gibi yar olmaz derler…ağlarsa, anam ağlar derler…garib anam benim…oğlunun başında bekliyor şimdi de, hudutta nöbet başındaki bir asker gibi…

Aile..

Aile çok önemlidir beyler..

Aile, her şeydir…gerçek olan tek şeydir…sarılın şimdi gidip babanıza..annenize..hala sarılabileceğiniz ana babalarınız eğer varsa…

http://fizy.com/#s/1ai0kk 

O hafta artık okula gitmeyeceğim kesinleşmişti..Cuma akşam üstü ise, beni şaşırtan ve mutlu eden bir gelişme oldu,
Çalınan kapıya bakmaya giden annemdi,
Önce alt kattan bizim çocuklar sandım, ama sonra iki kadının kibar, gülüşerek konuştuğunu duyunca kulak kabarttım…lan! yoksa ebru?..

Kapı kapanıp, adım sesleri odama yaklaşmaya başlayınca oturduğum sandalyede kasıldım..kim geldi lan….nilay şerefsizi değildir herhalde artık ha?... ebru mu?... kim…

Oda kapısı açılınca içeri, epey mahcup bir begüm ile beraber annem girdi..

“aa..begüm (: hoş geldin”

Kız elinde çiçek ve içinde henüz ne olduğunu bilmediğim bir poşetle bana yaklaştı,
Kalktım, sarıldık, 

“naber? (: biraz geç kaldım ziyaret için ama, okulda da göremeyince, uğriyim dedim :}” dedi utangaç şekilde..

“hıı çok iyi etmişsin ya (: çok sevindim..annemle tanıştınız her halde?” dedim gülümseyerek,

ikisi bir ağızdan onayladılar..annem muzip bir gülümsemeyle, “çocuklar ben size içecek koyayım, çiçeği de alabilirim tatlım, teşekkür ederimm” dedi ve mutfağa yöneldi..

O gidince begüme bakıp sırıttım, “ne o kız istemeye mi geldin çiçekle, çikolatayla filan xp”

“(: yaa ne bileyim, öyle içimden geldi, çikolata değil ya abur cubur bir şeyler var işte çerez gibi, yeriz diye getirmiştim de…annen…buradaymış :}”

“evet (: bir iki gün daha burada en az..gözlem altında tutuyor beni (:”

“vay be (: ..yalnız rezil oldum galiba ya..dedim önce, acaba yanlış mı geldim, tsigalko burada mı diye sordum ya resmen x)..off..ay çok utandım ya ben :}”

“hahaha..aynen birden bire karşına tanımadığın bir kadın çıkınca (: ..o akşam siz gittikten yarım saat sonra filan geldi annemler işte..hastanedeydiler..ne utancan kızım..normal takıl..arkadaşım olduğunu biliyorlar zaten..annem de öyle hoyrat bir insan değildir zaten fark etmişsinidir (:”

“hı hı (: ..eyvallah ya (: …neyse ben çok kalmam o zaman olur mu? içecekleri içtikten sonra kalkarım..ısrar etme sende bak, yeterince utandım zaten..kaçayım bir an önce izninle :p”

“Allah allahhh..ya bu, ne var ki böyle, benim annemle kim karşılaşsa bir utanıyor, kasılıyor filan :p”

“oo..başkaları da mı geldi eve? Bence sen de utanmalısın olm, ne bu böyle gelen giden hatunun haddi hesabı yok, ne ayak x)..annem sormuyor mu? kim bu kızlar böyle diye :p”

“yok kız, tek ziyaretçim sensin 2 gündür…hastanedeki karşılaşmalardan bahsettim ben..anlatırım bir ara uzun hikaye..”

O sırada annem tepsiyle içeri girdi..küçük çiçek demetini de bardaklardan birine koymuş, o bardağı da benim komidinimin üzerine koydu. begüm ün getirdiği şeyleri açtık, yiyip içerken bir yandan da muhabbet ediyoruz..annem soruyor işte kıza, nerelisin, ne okuyorsun, ne ayaksın vb. (:

Begüm de mıy mıylayarak, sırıta sırıta kibar cevaplar vermekle meşgul…vay arkadaş..”anne gücü”ne bak sen hele yahu..ben bundan sonra hatun tavlamaya filan annemle gideyim en iyisi..onu gören böyle bir eziliyor, mayışıyor x)

Begüm bir saat kadar oturup kaçtı..

Annem, başta bir şey demese de, bir süre sonra gece televizyon izlerken, begüm hakkında yorumlarını esirgemedi.. yine böyle işte, terbiyedir, vefadır, arkadaşlıktır filan, bunlardan dem vurdu, iyi arkadaşlar seçtiğimi söyleyip beni tebrik etti ve iyi bir kız arkadaş seçimi yaptığımı da yineledi.. gerçi tüm bunlar hep ilk izlenimleriydi, sonunu “hayırlısı” ile bağlamadan edemedi (:

Hala beni düşünen, seven insanlar vardı doğrusu…belki de o kadar karamsar olmamalıyım diye düşündüm.. belki de, hayatımda nilayın boşluğunu dolduracak olan yeni isim begümdür diye düşündüm.. sonra da, nilayın, hayatımda boşluk açmadığını, neredeyse hayatımın yarısını parçalayıp götürdüğünü hatırlayınca bunun mümkün olmadığını kabul ettim..

Yine de, begüm iyidir.. iyidir ya…her ne kadar, artık kim iyi, kim kötü, kim gerçekte nasıl biri sorularının cevabı, benim için asla, daha öncesi kadar net olmayacak olsa da..birilerine güvenmek zorundayım öyle değil mi?..

Hiç mi arkadaşım olmasın yani….tamamen mi soyutlayayım kendimi?... dayanamam ki…daha önce yapmıştım o hatayı…bu sefer yapamam…elimde kalan..ve bana destek olmaktan hicap duymayan, ne kadar dostum-arkadaşım varsa…başımı yaslayabileceğim ne kadar omuz varsa…

Çok şeyi kaybettim 

Doğrudur..

Ama her şeyi kaybetmedim henüz…bir kere, kendimi kaybetmemem lazım.. hayat bisikletinin direksiyonundan bir an olsun bıraktım ellerimi…yerde buldum kendimi..hem gerçek anlamda, hem mecazi…

Bir daha bırakmak yok..

Yok pes etmek…izin vermiyorum fethetmenize kalelerimi, müsaade etmiyorum beni yenmenize..

Ne kadar psikolojik acılar çeksem de..her seferinde, bir şekilde doğrulmayı başarmadım mı düştüğüm yerde?

Hep kazanmadım mı?..eee, diyordum ya kendi ağzımla…”mükemmeldi hayatım” diye..

Onu yaşamak kolaydı da, şimdi işler biraz ters gidince hemen teslim olmak niye?..

Teslim olmuyorum…

Göreceksiniz..

Annemi yolcu etmiş, önümüzdeki hafta da, pazartesiden itibaren okula gitmeye başlamıştım.. sınıfta kore gazisi gibi karşılanmak güzel bir duyguydu ama, hak ettiğimi sanmıyorum ben bu ünvanı kesinlikle..ha, sikilmişe de gazi diyorlarsa, o başka..

Canlı müzik grubunda ayrılma kararım pek hoş karşılanmadı.. önce, beni anlıyor görünüp anlayışlı şekilde vazgeçirmeye çalıştılar kararımdan.. sonra, baktılar ki nuh diyor, peygamber demiyorum, bu kez sitem ettiler bolca.. yarı yolda bırakıyorsun, ayıp ettin dediler..

Neyse ki bu ayrılık, müzik vesilesiyle kurduğum dostlukları sona erdirmedi.. bana kırgın ve kızgınlar..ama küsmediler..bir ara gönüllerini alacağım..ve beni tam anlamıyla anlamalarını da sağlayacağım…hak verecekler ondan sonra…onlar da hak verecekler bana…
..hikayenin bundan sonraki kısmında, bu dönemin sonuna kadar yaklaşık 1.5 aylık bir süre kalıyor..

Arada öyle bir iki hafta var ki ama.. açıkçası anlatıp anlatmama konusunda kendimle epey mücadele ettim.. eğer o kısmı atlarsam, gidişata pek bir etkisi olmazdı esasında.. nihai sonuca da..

Ama, sonradan karşımıza çıkacak olan bazı şeyler için dayanak noktası olan, o, hayatımın en utanç verici iki haftası olan kısmı, bir şekilde, kendimi en az rezil ederek ve özet geçerek anlatmaya çalışacağım..

Öncesinde ise,o pazartesi gecesi başıma gelen doğaüstü bir olayı (:p) anlatıp, bu gecelik bitirmeyi düşünüyorum..

http://fizy.com/#s/1m1ivv 

Güzel konuşuyordum kendi kendimle…iyi telkin ediyor, iyi teselli ediyordum…sonuçta kendimden başka kimim vardı ki artık?..

Hani? neredeydi şeytanım?... hani o bana çok yardımcı, yol gösterici..ama aslında yediğim bütün bokların ve hayatımın tepe taklak gidişinin müsebbibi olan şeytan…

Uzun zaman sonra..yeniden mağlup, 

intikam arzulayan, zafer arzulayan biriydim…

Ama bu seferki, geçen seferkiler gibi acemice olmayacaktı kesinlikle..ben dersimi aldım..

Esaslı intikamlar istiyorum bu sefer..sinsi intikamlar…ve ayıptır söylemesi seks yapmak istiyorum biraz da..gerçek bir sikişin üzerinden ne kadar zaman geçti?..3 ay? 4? 5??... bilemiyorum..

Havaların da ısınmaya başlamasıyla beraber, mart ayındaki kediler misali azdım bende..seks lazım…karı lazım bana…

Üstat Teoman diyor ki, “daha kaç vücut gerek bana, benim seni unutmama?..”

Kaç vücut gerek?... ”birilerini” unutabilmek için….düştüğüm “bir yerlerden” kalkabilmem için…

Parça parça edilen..yine yağmalanan, linç edilen….yine ve yine, “piç edilen” gururumu, özgüvenimi kazanmak için,
Kaç vücut gerek?... 

..yardıma değil, bu kez sadece fikir danışmaya çağırdığım şeytanım gelmedi…

Neden gelmiyor?..

içimden küfrederek, çağrılarıma cevap vermeyen o kokuşmuş varlığın faydasını umduğum için kendime de kızdım..
Sıçmışım ona…

Ne fayda geldi ki? Hayatımın sikilmesinden başka..

Ama..fikir istişaresi yapacaktım ki sadece…ne bileyim..belki en fazla bir-iki tüyo..bir kaç açık fikir…

Umudumu kesip, yatağıma gömüldüm ki, omzumun arkasından bir ses konuştu..

Hem tanıdık…hem de yabancı…

Hem çok yakın..hem de çok uzak…

Sanki yıllardır sahip olduğum, ama tozlu rafların arasında, diğerlerinin altında kaldığı, gerisine itildiği için, varlığını unuttuğum bir kitap gibi..

“gelemez artık o” dedi anlayışlı, kısmen de neşeli olan ses…

Sahibini görmek için kafamı çevirdiğimde, uzun zaman sonra dönen eski bir dostun vereceği türden bir şaşkınlık-mutluluk duygusu..ufak çaplı bir şok karşıladı beni..

Melek geri dönmüştü…onca zaman sonra hemde…

“sen? (:”

“(: özlediğini umuyorum…yetişebildim mi?..çünkü bana öyle geliyor ki, yine kötü şeyler yapmak üzereydin (:”

“onca zaman sonra ha (: …peki ya şeytan nerede?..hem, neden gelemezmiş ki?”

“aah…evet….şeytan…senin küçük, kendini zeki sanan şeytanın….aslına bakarsan, aşık olduğun ilk saniye, kendi ellerinle öldürdün onu…öyle bir kazık çaktın ki tam alnının ortasına.. parçalarını toparlayıp bir gömü bile yapamadık onun için…paramparça, geri dönüşsüz bir şekilde yok ettin şeytanını…o ilk saniye…”

“ciddi olamazsın…”

“hiç bu kadar ciddi olmamıştım (: …sen, aşık oldun tsigalko?..bu, onun seni götürmeye çalıştığı, senin ilerlemeye çalıştığın yolda, yapabileceğin en ters manevraydı…üstesinden gelmesi imkasızdı…öyle kuvvetliydi ki sevgin, aklına giremedi en ufak bir kırıntısı bile hıyanetin…”

“uh…yani, artık şeytan yok…tamamen gitti diyorsun?”

“tamamen (:”

“peki ya sen? sen nasıl hala buradasın? Yaptığım onca şeye rağmen hemde?”

Güldü,

“itiraf etmeliyim ki, ondan biraz daha eski..ve daha güçlüyüm sanırım (: ..ben hep buradaydım tsigalko.. senin ruhunun dalgalandığı ve kalbinin attığı yerler meskenimdi..onu, buraya sonradan “sen” getirdin.. beni kovduğun bu yerlere sen yerleştirdin..ve sonunda yine, kendi ellerinle gönderdin, geldiği yerlerden de ötede bir yerlere…ben hep buradaydım…sen iyi doğdun tsigalko…uzun vadede.. uzunca bir süreyle istesen de kötü olamazdın..”

“hatalarım oldu evet..ama karşılığını fazlasıyla aldığımı düşünüyorum.. şimdi terazi, yeniden dengede bence..”

“öyle mi dersin?..bence daha hiçbir şey görmedin..”

“beni korkutarak sana sığınmamı sağlamaya çalışmıyorsun ya?”

“sadece öngörüde bulunuyorum..ve öneri sunuyorum.. seni bir şeylere zorlayamayacağımı çok önceden öğrendim..”

“neyin önerisi.. neyin öngörüsü…daha ne kadar batabilirim ki? Daha da aşağısı mı var bulunduğum bu yerin?”

“elbette..ne sandın ki?..her aşk acısı, ayrılık acısı çeken kendisini dünyanın en talihsiz insanı addeder..en büyük dert kendinde sanır insan, felaketin biraz büyüğüyle yüzleşince..”

“hıh.. evet evet.. çok şükür sağlığım yerinde ya..demi? ne hastalar, ne sakatlar var? Ne fakirler var? Evsizler var?..hadi söyle söyle.. bunlarla avut beni..ben kendi kendime de yapıyorum zaten bir benzerini.. pollyannacılıkta üzerime yok”

“seni avutmak düşüncesinde değilim aslına bakarsan…zaten sen de söylediğin gibi, bulmuşsun tedavi etmenin yolunu, kendi kendini…benim amacım.. sana aşağılarını göstermek…daha aşağısını.. dipleri…”

“a..anlamadım?”

“sana bir yolculuk teklif ediyorum tsigalko.. fazla uzun sürmeyecek…ve seni uzun vadede kötü etkilemeyecek…ama yapacakların, yaşayacakların karşısında dehşete düşebilir, kendiden nefret edebilirsin kısa bir süreliğine…bu riski alıp, benimle biraz gezintiye var mısın?”

Gülmeye başlamıştım…kör istedi bir göz, Allah verdi iki göz…

Ben, şeytanı ve onun numaralarını beklerken, melek gelmiş bana şeytanlık yapıyor…harika bir bileşim desenize…ikisi bir arada…

“yani, bana şeytanlık yapacaksın öyle mi? (:”

“sadece kısa bir süreliğine evet (: …insanların ne kadar yozlaşabileceklerinin sınırlarını görebilesin diye..”

“peki.. kabul ediyorum.. sonunda, bu gördüklerim beni dönüştürecek ve, kötülüklerden iğrenip, sonsuza kadar iyi mi kalmaya karar vereceğim?”

“(: söz konusu sen olunca, hiçbir zaman emin olamasam da: evet…daha bu gezintiden memnun ayrılan ve aynı doğrultuda yolculuğuna devam etmeyi isteyen biri olmadı.. diyorum ya, sana en aşağılık yerleri göstereceğim.. kendi yaptığın kağıttan kulelerini yıkmanı, kendi yetiştirdiğin çiçekleri kökünden sökmeni, kendi büyüttüğün köpek yavrularını boğmanı isteyeceğim senden…ve sen yapabildiğin kadar ilerleyeceksin benimle…hatta bir yerden sonra, sırf inat için, pes etmiş olmamak için.. zayıfmış gibi gözükmemek için ilerleyeceksin…
Ve duracaksın sonunda.. geldiğinin on misli hızıyla geri koşmaya başlayacak, “hayır ben bu olamam” diye haykıracak, ağlayacaksın..”

Sözleri bittiğinde, derin bir sessizlik oldu…gırgır yapacak, ya da sululuk edecek bir halim kalmamıştı…çok ama çok etkileyiciydi anlattıkları…aynı zamanda merak uyandırıcı…son bir soru sordum,

“peki o zaman neden tüm insanlar iyi değiller?..hepsinin dayanma süreleri farklı olduğu için, hepsi farklı farklı zamanlarda mı iyi insanlara dönüşecekler?”

“hayır elbette..ben, sadece özünde iyi olanlardan bahsediyorum.. konuşmamın başında da söylediğim gibi.. sana, kötü olamayacağını, buna, “gerçek kötülüğe” dayanamayacağını kanıtlayacağım.. sonrasında zaten bir daha o yola girmek şöyle dursun, başını bile döndüremeyeceksin o yöne…
Tabi bir de, kötü doğanlar, sırf kötü olmak için doğanlar var…onların kulvarı farklı bu dünyada…tartılan, kilosu önemli olanlar sizlersiniz…onlar, sadece denge unsuru…birer basit ağırlıktan ibaretler..ve tahmin edeceğin gibi, eskin dostun şeytan tarafından yönetilmekteler.. senin onu parçaladığın gibi, onlar da beni öldürüp gömdüler…
insanlar, milyarlarca farklı şekilde görünür tsigalko..ama aslında sadece iki çeşittir…sana hangisi olduğunu öğreteceğim.. (:”

…derin bir nefes aldım..

“o zaman yürümeye başlayalım.. peşindeyim (:”

…ve işte böylece başladı, yeni yolculuğum…korkuyla.. merakla..sabırsızlıkla…çekinceyle…

Gerçekten ne olduğumu, kim olduğumu..ne yapmam gerektiğini bulabilecek miyim?

Hayattaki rolümü, yönümü öğrenebilecek miyim?..

Artık, umarsızca, karşılık beklemeksizin mutlu olabilecek, mutlu edebilecek miyim?..

Mutlu..

Olabilecek miyim?...

bizde söz namustur zamkiler (x

ilerleyen gecelerde görüşmek üzere, yorumlarınızı, eleştirilerinizi esirgemeyin, sevgiler

herkese selamlar, bu gece gene erken başlayalım biraz ne dersiniz?

22.00 gibi başlarız, ilk partı hazırlıyorum

http://fizy.com/#s/3wnt0c 

..ertesi gün..

Sabah sınıfa girdiğimde, artık her zamanki yerime ya da civarına oturamayacağımın farkında bir halde, pencere tarafına doğru yöneldim..

Normalde pek haz etmediğim cam kenarı tayfasından biri olacaktım ben de artık..duvar kenarındakilerden yediğim kazığın ardından, kafamı o tarafa çeviresim bile yok..nilayı, her zamanki sıramıza tünemiş bir şekilde göz ucuyla gördüm..bakışlarını, belki ben de ona bakar mıyım diye üzerime odakladığını hissettim..bakmadım..gerçi baksam da, ışık hızıyla kaçıracak gözlerini biliyorum..mecbur 
kaçıracak..dik dik bakacak hali yok ya? Valla bu sefer tokatla kalmaz, hado-ken i yapıştırırım ağzının üstüne..

Bir iki sıra arkalara doğru ilerledim, tek başına oturmakta olan ceren in önünde durdum,

“selam canım, boş mu yanın?”

Kız biraz şaşkın, “eveet?”

“gelcek kimse var mı? oturabilir miyim (:” dedim pis pis sırıtarak,

“yok,otuur (:” dedi bu da şaşkın bir gülümsemeyle..

Geçtim yerleştim sıraya..kendi kendime şarkı mırıldanarak kalem defterimi çıkarmaya başladım, 

“ee nabıyon? Nabersin?” dedim göz kırpıp,

“iyi ya..ne olsun..sen?..” dedi temkinli bir şekilde..

Ahaha..kız şaşkın tabi, içinden diyordur, “bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü” (:

“iyi bende “ dedim imalı bir gülümsemeyle..bir yandan sıramın üzerini yerleştiriyor, bir yandan da laflıyorum, arada bilerek, dirsek teması yapıyorum, ona doğru eğiliyorum konuşurken..

“hastanedeymişsin sen galiba, geçmiş olsun?” dedi ceren zorlama bir şekilde..

“hı hı..çok ciddi bir şey değildi ya..gelmedin ya beni ziyarete? x)” dedim pişkin pişkin..yavşaklığın sınırlarında geziniyorum..nasıl böyle rahat, pervasızca konuşabiliyorum bilmiyorum ama açıkçası umurumda da değil yani..

Kim ne düşünür, ne der, adım yavşağa çıkar mı? hiiiiç…sikimde değil..ben ki, bu güne kadar kimin ne dediğine, ne düşündüğüne önem vermiş, karşılık olarak da en yakın dostumdan kazık yemişim…varsın tüm sınıf bana pezevenk desin bundan sonra..hatta tüm okul…olur mu umurumda?..

“ya ben sonradan duydum sınıfta konuşulurken” diye istemsizce kıvırdı bu, aslında zorunda değil yani..

“hee erken duysan gelicektin yani :p”

Güldü, “çattık anasını satayım” der gibi baktı yüzüme, “gelirdik canım ne var (:”

“eyvallah.. artık ev ziyaretine gelirsin madem, çiçek-çikolata filan da al ama boş gelme, almam içeri x)”

Dumura uğramış bir halde hala şaşkın şaşkın gülümseyerek baktı imalı imalı..ne bu yavşaklık der gibiydi ifadesi, ama hoşuna da gitmedi değil, ender bulunan bu yavşaklığım..

Hiç boşuna bana artistlik yapma güzelim.. altımda inlediğin geceleri de biliyoruz..ve düşün, onlar bir de seneleeer önceydi..toy, beceriksiz, ve aslında iradesiz bir tsigalkonun eseriydi..

Bir de şimdi düşün…

“kafanı bir yere çarptın mı düşünce sen?” dedi gıcık gıcık sırıtarak..

Ben de güldüm, “eaa evet, olabilir.. nasıl ama bu yeni kafam daha güzel sanki demi?..:p”

http://fizy.com/#s/3wsah5 

Günün ilk dört saatlik bölümünde yan yana oturduk, onca zaman sonra cerenle sohbet etmeye tenezzül ediyorum..yanına filan oturdum lan 
resmen yavşıyorum bir de..

“senle konuşmayalı epey zaman oldu..özlemişim muhabbetini” dedim göz kırpıp…oha ya..bu nasıl bir rahatlık ve umarsızlıktır böyle..

Kız ilk sersemliğini üzerinden atsa da, benim bu ok gibi gelen direkt, net sözlerim karşısında her saniye yeni bir şaşkınlığa düşüyor olmalıydı..

“evet..epeydir muhabbetimiz yoktu..sen kafanı çarpınca resetlendi sanırım bazı bilgiler (:” hala ince ince laf sokmaya devam ediyordu, ama bunlardan gocunmak şöyle dursun, hoşuma bile gittiler..yüzüme karşı, “ya tsigalko, sen baya baya yavşak bir adam olmuşsun lan? godoş.” Dese ona bile eyvallah çekerim..o derece pişkinleşmiş haldeyim..

Öğle arası yemeğe beraber inelim dedim..sınıfın kapısından beraber çıkarken, yine üzerimde, üzerimde olmasından hoşnut olmadığım gözler hissettim..ani bir şekilde nilaya doğru çevirdim gözlerimi, çok kısa bir süreliğine de olsa yakaladım kötücül süzüşlerini..hemen kaçırdı sonra kendininkileri, sol eliyle boynunu kaşır gibi yaptı refleks bir şekilde..

Bir halt yerken aniden yakalanmış insanın hareketlerine dikkate edin..mutlaka bir eli, özellikle de sol eli hemen yüzüne yakın yerlere gider, ya boynunu kaşır, ya çenesini tutar, ya gözünün çapağını almaya çalışır, ya da burnun altına şöyle bir dokunup sürtünür parmağının üst kısımlarıyla..

Oyacağım o gözlerini nilay..sen daha dur hele..sana neler yapacağım..

Günün sonuna kadar cerenle takıldık..rahatsız olmuş gibi görünmüyor..bol bol konuşturdum bunu, dedim, bir ara bana düşman gibi bakıyordun, artık iyi miyiz? Filan..inkar etti, hiçbir zaman öyle bakmamışmış..bana öyle gelmişmiş..

Bir iki gün daha böyle yakın ilgi gösterir, muhabbet edersem, eski defterleri ve malum gecenin anılarını açabilmem de olası..

işte o zaman…

işte o zaman, o geceyle ilgili ortada dolaşan ve nilayın arkasındaki kişiye ulaşan bilginin akıbeti hakkında bir şeyler elde edebilirim..şerlok mode on…

Ah..siz neyin peşinde olduğumu sanmıştınız ki?..

“yarın bana önlerden yer tut erken gelirsen ” dedim cerenle ayrılmadan önce,

“olurr, gelebilirsem (:” dedi..

Hah.. nasıl bu kadar kolay olabiliyor lan?..neden karşı koyamıyorlar?..manyak mısın kızım sen? manyak mısınız siz?..desene, “lan amın oğlu, sen nerden çıktın böyle yırtık dondan fırlar gibi, onca zaman sonra ve aramızda yaşanan rezil şeylere rağmen böyle rahat nasıl rahat olabiliyorsun, kavat” diye çemkirsene yüzüme aq?..

Mal mısınız nesiniz lan..

Öylesiniz tabi..

Belki de içinden diyordur bilemeyiz..ama iç sesin ömrü kısadır.. susturması da kolay…kendimden biliyorum…

Neyse.. bunlar hep götümü kaldıran şeyler.. yeniden özgüven depolamaya ihtiyacım olan şu günlerde, en kolay hedeflerden başlamış olabilirim bazı şeylere, doğrudur…

Ama şu da bir gerçek ki, nasıl biz erkeklerin, güzel hatunlar karşısında algıları tavan yapıyor, elimiz ayağımız yumuşuyorsa, böyle yavşak, konuşkan, imalı, oyunbaz adamlar karşısında da hatunların kafaları karışıyor, ambale oluyorlar karşımızda..

Sonuçta biz erkekler, kızları etkileyecek am-göt-meme gibi silahlara sahip değiliz…onların işi kolay, silahları doğuştan default geliyor ve oldukça görünür, tehditkar bir şekilde gözlerimizin önünde oluyorlar..

Biz erkekler ise, kendi silahımızı kendimiz geliştiriyoruz zamanla.. dilimizi, mimiklerimizi, bedenimizi öyle bir kullanmayı öğreniyoruz ki, ona entelektüel, güncel, klasik, temel ve yöresel pek çok bilgi-beceri ekleyerek, kendi yaşam felsefemize ve yaşam şeklimize göre modifiye ediyoruz ve sonuç olarak bize özel, bireysel, kendi imzamız olan bir şeyler çıkıyor ortaya..

Erkeklerin kafasındaki, kadınlara dair güzellik olgusu genel olarak benzerdir.. güzel, yuvarlak bir kalça, sıkı göğüsler, karakteristik bir yüz, düzgün kaşlar, dolgun kirpikler.. derin gözler..fit, sağlıklı bir vücut ve uzunca bir boy..

Erkekler için güzel kadın çeşitliliği, bir elin parmaklarını geçmez.. genelde bizim için, kadın, ya güzeldir, ya da değildir..

Ama kadınları için durum öyle değil.. çünkü karşılarında milyonlarca farklı tipte silaha sahip erkek var..her biri, kendine özel, kendine has özelliklerdeler..

işte bu yüzden, kadınlara, hayalinizdeki erkeği söyleyin, özelliklerini sayın dediğimiz zaman ortaya binlerce farklı tanım çıkabiliyor..

Mesele, onların çok kararsız-karmaşık yapıda, ya da çok fazla şey istiyor oluşu değil..

Mesele, biz erkeklerin çok fazla çeşidi olması..

Hepimiz, bambaşka bir yapıda, ve bambaşka bir yoldayız, büyük ödülümüz olan (!) kadınları kazabilmek için..

Evet.. hayattaki tek amacımız, bu ödülü elde etmek ve tüm yarışlarımız da bunun için.. özellikle de bu ülkede yaşıyorsanız şayet..

Neyse ki Türkiye de kadın olarak doğmamışım.. zira, hayatı boyunca, gelip şampiyonun onu kaldırmasını bekleyen bir ” kupa” gibi beklemek kadar utanç verici bir şey daha düşünemiyorum..

Kızlar.. kendinizi, mal, materyal, madde yerine koydurmayın…size, kazanılacak olan bir madalya, apolet, rütbe gözüyle bakılmasına izin vermeyin..

Pazardan seçilip satın alınmayı beklenen kırmızı elmalar gibi olmayın…

insan olduğunuzu unutmayın..ve insanların sevebileceğini, sevgisi uğruna mücadele etmesi gerekeceğini, “sevginin eylem gerektireceğini” hatırlayın..

Yoksa hep seçilen olursunuz…hep sevilen olursunuz da, asla sevmenin, aşkın tadını alamadan, eksik bir şekilde yaşar, yarım kalan bir hikaye gibi sonlanır ve ölürsünüz..

Akıllı olun..mal olmayın..

Seçilmeyin, gerekirse siz seçin.. gidin..ve onu alın…sizin “mükemmel erkeğinizi”..kendi ellerinizle tırnaklarınızla..

Yoksa sizden daha girişken bir başkası ya da sizden daha ışıltılı bir diğeri kapıverir elinizden.. sonra gidip facebookta can yücel şiirleri paylaşırsınız (:

http://fizy.com/#s/1ahy9k 

Akşam okul çıkışı begümü aradım,

“şu geçen gece iptal ettiğin etkinliği bu gece yapabiliriz işin yoksa, çerezini cipsini al gel x)”

“işim yok ya (: geliyim mi? sen uygun musun, annen yok demi bu sefer :p”

“ahaha..yok, hadi yalnız yakaladın bakalım beni ne yapacaksın merak ettim (:”

“oo ohh, planlarım var çok fena :p..”

“iyi o zaman bendesin bu gece?”

“tamam kaç gibi geleyim?”

“ne zaman istersen tatlım, duraktan alırım ben seni, inmeden 5 dk önce haber versen yeter”

“tamam ararım, iyi hadi görüşürüz o zaman (:”

“görüşürüz (: bak, kaladabilirsin bende, ona göre eşya getir tamam mı?”

“hıı..bilmiyorum ya bakarız..kesin demiyim (:”

“kalırsın kalırrsııın (:”

“olabilir ya (: “

“hadi öptüm (:”

“görüşürüz (:”

Eve gidip biraz etrafı toparladım..tolga, bu kadar müsamahanın yeterli olduğunu düşünmüş olmalıydı ki, gelip “aga, bazı şeyleri konuşacaktık? Biliyorsun demi?” diye dikildi başıma,

“kardeşim, begüm gelicek bu akşam..biz senle önümüzdeki hafta sonu bizim pub a gidelim..her şeyi anlatıcam orda sana, söz”

“oohhooo kaç gün var daha aq?”

“ya ayak üstü mevzular değil olm bunlar..üzerime gelme işte?”

“iyi iyi amk..sikicem seni..gene bahane bulursan sikerim belanı ama hafta sonu gidiyoruz..”

“aynen..

Begüm 7 gibi geldi.. gene klasik tepsilerimden hazırladım ikimize, onun getirdiklerini de kullanarak.. oturduk sohbet ettik, internette takıldık, film izledik.. ısrar ettim, gece bende kalmaya razı oldu, kendi yatağımı ona hazırladım, kabul etmedi, giderim bak diye tehdit etti.. verdim divanı bende (:

Saatler ilerleyip, onca gır gır şamata ve izlenen filmin de ardından üzerimize bir ağırlık çökünce, sakinleştik..o da, belli ki aslında hep aklında olan, ama açmaya fırsat bulamadığı-çekindiği muhabbetleri açabildi.. bana, tüm bu olayları, ayrılık sürecini, benim bayılmamı vb. sordu.. eğer anlatmak istemezsem, sorun değildi..ama dinlemeye hazırdı..

Ben de anlattım ulan anasını satayım…buseyle ilk karşılaşmamızdan bir başladım, taa ki kendimi hastane yatağında bulana kadar olan her şeyi anlattım…

Buseyi, nilayı, ihanetlerini..kah kederle gülümseyerek, kah gözlerim dola dola..o da uygun tepkilerle dinledi…nilay meselesine inanmak istemedi.. sonunda sarıldı, teselli etti beni..

“o kadar büyük kazıklar yedim ki begüm.. hayatımın yarısını çalıp gittiler resmen..en yakın sandığım dostumu, aşık olduğum sevgilimi kaybettim…söylesene ben artık kime güveneyim?..”

Bir şey demeden sadece omzuna, göğsüne dökülen saçlarımı okşadı.. başımı sıvazladı..

“sana güveniyorum ama” dedim deforme olmuş bir ses tonuyla..”sen etrafımda kalan ender, sağlam insanlardan birisin.. öylesin demi?” dedim..

“teşekkür ederim.. öyle olmak için çabalıyorum…..iyi ki tanımışım seni..yan masadan lafa karışan çocuktun benim için en başında.. şimdi dostum bile diyebilirim sana…çok iyisin tsigalko aslında.. neden seni bulmuş böyle şeyler anlayamıyorum..”

Bilmediğin şeyler var ve begüm…onca anlattıklarıma rağmen.. daha bir de buz dağının görünmeyen alt kısmı var..

“bunlar aramızda kalsın, olur mu canım?”

“lafını etmen bile gereksiz bebeğim.. tabi ki aramızda..”

Güzel bir gece oldu açıkçası, en azından benim adıma.. güldüm, eğlendim de..içimi döküp rahatladım da..

Begümden yeni nilay yaratma adına bir adım daha atmıştım hem.. malzeme, uygun gibi görünüyordu..ama işte, problem, işleme şekli ve süresi idi…bir dost, kolay yetişmiyor…

Sabah erken uyandık, kahvaltımızı yapıp beraber gittik okula, besyo kantinine bıraktım begümü, bizi öyle sabah sabah beraber gelirken gören arkadaşları birbirlerine bıyık altından gülümseyerek kaçamak bakışlar attılar ..lan belki yolda karşılaştık aq?..millet de muhabbet arıyor haa işsizlikten.. herkes dedikodu peşinde zaten..

Biraz masalarında oturdum dersime gitmeden önce, Cansu da oradaydı, tolganın manita.. diğer iki kızla da tanıştım, Neslihan ve buket…buket biraz ön yargılı ve şu altın günlerindeki fazla konuşan dedikoducu teyzelere benzeyen sinsi görünüşlü bir tip..pek sevmedim doğrusu.. itici geldi bana.. zaten şu son nilay olayından sonra, insanların karakterlerini yorumlama hakkında algılarım da epey keskinleşti..

Neslihan ise çok daha sıcak, samimi bir kız, zaten daha çok onunla muhatap oldum.. bizim mühendislik basket takımının bunlarınkileri yendiğini filan biliyormuş, o malum efsane maç…eski, güzel günleri aklıma getirmesi hoşuma gitmişti..hem fena da hatun değil doğrusu.. karamel rengi saçlar, ela-açık kahve gözler, düzgün bir yüz yapısı.. fiziğinden bahsetmiyorum bile zaten…şu beden eğitimi bölümü kızları beni öldürüyor arkadaş…bunlardan bir tanesini götürmeden ölmemeliyim…ahh. .ah o voleybolcular…o jimnastikçiler…jizz my pants ulan..

Fakat nesli nin de biraz sıkıntılar var belli.. fazla ortam meraklısı gibi sanki.. direkt içki-mekan muhabbetlerine girdi..her halde kendini kanıtlamaya çalışıyor…da bana ne ki aq? Jüri miyim ben? içiyorsan içiyorsun bana ne?..nedir bu kızlardaki “ben içiyorum yeaa” modu ve bunu satma merakı?..

Vakit gelince masalarından kalktım, hepsiyle tek tek selamlaştım, begümle sarıldık..o ara, muhabbet nasıl geldi de , nasıl bir bahaneyle bağladım tam hatırlamıyorum ama neslihanın numarasını da aldım..

Buket e de güzel bir ayar çakmış oldum diye umuyorum..

Sınıfa gidip cerenin cam kenarının ön saflarından tuttuğu sıraya oturdum gülümseyerek,

“günaydın, eyvallah yer tutmuşsun

“günaydın, öyle dememiş miydin? (:”

“dedim tabi canım, sayende ders dinleyebileceğim (:”

“(:”

http://fizy.com/#s/1uh4q3 

O gün boyunca yine cerenle takıldım..kızın da hiç arkadaşı mı yokmuş neymiş be aq, gerçi o kadar ağır kaşar ki, kimsenin sevmiyor, yaklaşmıyor olmasına şaşmamalı..eskiden olsa, onunla yan yana gezerek kalitemi (!) düşürdüğümü filan düşünürdüm ama, artık silkemiyorum böyle şeyleri dediğim gibi..

“çıkışta işin var mı? bir yerlere gidelim, laflarız?”

“bugün mü? Ya rapor yazmam lazım, yarın teslim edilcekmiş, hiç bakmadım..yarın gidelim?”

“oluur..fark etmez ben yazdım raporu bu arada, istersen sana da atarım msn den, fikir olur en azından”

“iyi olur valla ya (:”

Bugün işi varmışmış..yarın için dışarıda buluşma ayarlamış oldum böylece..bir sonraki de evimde olur muhtemelen..işte o zaman neler olur? Onu bilemiyorum (:

Perşembe akşamı..yani bir zamanlar canlı müzik yaptığım akşam..cerenle kordona çıktık..biraz yürüdük, sonra da kafelerden birine oturduk..loş ışık ve ılık bahar havası eşliğinde patates kızartmalarımızı yiyip, biralarımızı yudumlarken (daha önce de demiştim, bira içilmez! Yudumlanır ulen! (: ) önce havadan sudan, sonra da biraz bizden konuştuk..sınıfla ilgili dert yandı bana..

Tuhaf…bir zamanlar bu muhabbeti ben yapardım oysa ki..

Şimdi ise sikimde değil sınıf mınıf..

Derslere geliyorum…dersleri geçicem…mezun olucam…bu kadar..

Benim için sınıfın anlamı budur…hatta etrafımdaki birkaç sağlam adam da olmasa, okulun anlamı, şehrin anlamı bu olacak benim için..

Fena sohbet olmadı esasen..ama yine de malum mevzuları açmaya cesaret edemedim..şimdi sağı solu da belli olmaz aq, saçmalayabilir, insanların arasında..gerek yok…evde biz bize iken konuşucam bakalım..

Ötmüş mü birilerine “özel (!) gecemizin” hakkındakileri..



next--->

 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=