melihkagan

part85

Enteresan..


Ebruyla ilk çıktığımız zamanlarda da sene sonuna denk gelmişti ilişkimizin başlangıcı ve kaldı ki ben zaten o zamanlar sınıfın hemen hemen hepsiyle muhabbetsiz bir vaziyetteydim..o yüzden o zaman böyle bir farkı kavrayamamıştım, hissedememiştim..

Ama bu sefer o davranışlardaki keskin değişimin tadını alabiliyorum..

Sınıf içinden sevgili yapınca ne oldu yani? Statü mü atladık anasını satayım?

Ve yanlış bir bildiğim bir şeyin de doğrusunu görmeye başlamıştım bu vesile ile..ben, hep sanardım ki, bu sınıf içindeki sevgililer, kendilerini bilerek yalnızlaştırıyor, diğer gruplardan soyutluyor…

Hatta kızardım yani, “amk bunlar ayrılınca ne bok yicek, asosyal sevişgenler” diye düşünürdüm..

Meğer olay tam tersiymiş ulan…millet, kendini sevgililerden soyutluyor, kaçıyormuş onlardan.. mesafeler yaratıyorlarmış ki,

Ama yanlış anlaşılmasınlar..

Cık cık cık….ciddi ciddi özgüven ve iletişim problemi yaşayan bir milletiz biz dostlar.. kesin yani..

Gittikçe soğuyan ve arası açılan diğer arkadaşlıklarım ve ilişkilerimin, 2-3 üç hafta sonunda tamamen “merhaba-merhaba” ya dönmesiyle bunu daha da net anladım..

Sınıfta, ben her zamanki klasik sıramda oturuyorum ebru ile, onu ikna ettim, cam kenarından kurtardım.. nilayı da kovdum (: onlar da 
Necati ile bir önümüzdeki sıradalar..

Ebru, “ya ne var bu duvar kenarında anlamadım gitti, yapıştın resmen yıllardır bu sıralara” diye soruyor,

“valla işte, kendine göre avantajları var be aşkım, mesela böyle kıyıda köşede pek gözükmediğim için rahat rahat burnumu karıştırabiliyorum kimse görmeden, sonra o çıkan sümüğü duvara sürüyorum filan..bak hep benim sümüklerim dolu duvarda, tablo yaptım onlardan x)”

Gülüyor, 

Sıradan bir kızdan “ıyy iğrençsinnn” gibi yapmacık tepkiler beklersiniz ama benimki,

“hadi ya? E baştan söylesene, ben de sıranın altına sürüyorum hep, sonra gene gelip bana yapışıyorlar, bir gün sen, bir gün ben oturalım duvar kenarında o zaman ben de faydalanmak istiyorum avantajlardan” deyip sırıtıyor..

Hayali iğrençliğimize beraber gülüyoruz.. yanaklarımı mıncırıyor..ben onunkileri..

Sene başı, ilk haftaları bu şekilde geçiriyoruz..

Kayda değer ilk olay, üçüncü haftanın ortasında yaşandı diye hatırlıyorum..

Evet.. artık hafızam ve ben başbaşayım.. çünkü günlük tut(a)muyorum artık…ebru yasakladı.. yazın bana geldiği günlerden birinde, odamı toparlarken eline geçmiş, bir iki sayfasını şaşkın şaşkın bensiz okumuş, ben elinde görünce, kızmadım, ya da üstünü örtmeye çalışmadım..

Aksine, aldım elime günlüğü, oturttum yanıma, beraber okuduk, ona okuttum yazdıklarımı.. yaşadıklarımı..bazı kısımlar ağır geldi, gözleri doldu kızın..ama dirayetliydi..

Hezeyanlarımdan bunaldığını hissettiğimde, bu sefer de onunla ilgili yazdıklarımı okuttum, nasıl her geceyi dua ile sabah ettiğimi, uğrunda nasıl mücadele ettiğimi..

Gördüklerinden sonra (bilhassa benim iç hesaplaşmalarımdan oluşan paragraflardan sonra filan) neler hissetti, neler düşündü bilemiyorum..

Ama kızmadı.. küsmedi…sadece, “artık günlük tutma tsigalko” dedi..”aklımıza yazalım ne yaşayacaksak…daha samimi bence.. daha değerli”

Neyse..

Üçüncü haftanın ortalarında bir gün akşamüzeri tanımadığım bir numara tarafından arandığımı gördüm.. telefonu duymamışım..ben aradım, kimdir nedir diye..

“alo?”

“alo..”

Kadın sesi..bir yerden çıkarır gibiyim ama..kim ola ki?

“beni aramışsınız ama..?”

“evet.. benim Burçin..”

“Burçin mi?!” diye yüksek sesle bağırabildim.. ebru da yanımda, beraber çıkışa yürüyoruz…bir an da koluma yapıştı..ama öyle bir geçirdi ki tırnaklarını, resmen karşı taraftan delip çıktılar yani.. kulak kabarttı, yaklaştı iyice dinlemeye başladı..

“niye arıyorsun?”

Dedim bu kez biraz daha kontrollü.. ebru gözleri cam gibi olmuş bana bakıyor.. durduk yolun ortasında..

“konuşmamız lazım..son kez..”

Haydaaaa.. yaaa arkadaşşş…bu ne bitmez bir meseledir..ne tükenmez bir saplantıdır ya?

“kızım.. daha neyin muhabbetindesin sen ya? Bak en sonunda ya elimden cidden bir kaza çıkacak ya da şikayet edeceğim seni.. yaaa sik-tir-git artık hayatımızdan! Siktir git?..bu kadar mı yüzsüz olunur sen nasıl bir insansın, nasıl kadınsın, hiç mi gururun yok senin ben te amına koyayım emi..”

Ebru filan yanımda ama benim kayışlar koptu, yolun ortasında boru gibi sesle saydırıyorum telefona.. gene rezillik, gene rezalet..ee hani olgun beyefendi olmuştuk?..

“bütün yaz bekledim.. düşündüm..sana söyleyeceklerimi duyman lazım…son kez konuşalım ne olur..bu şekilde kalsın istemiyorum…”

“lan..ne kalması..ne şekli…sen hala neyin derdindesin ben an-la-ya-mı-yo-rummmm! Anlamıyorum!..bak cidden Burçin, elimden harbiden bir kaza çıkar.. tehdit mehdit değil bu gerçek, sakat bırakırım seni…yeter artık benim sinirlerimi zorlama.. tamam mı.. sikerim senin muhabbetini..”

Telefonu kapatmak üzereyken bağırdı,

“nasıl yaptığımı öğrenmek istemiyor musun?!”

Parmağım tuşun üzerinde kaldı.. neyi nasıl yaptığını lan?

“o kadar şeyi nasıl öğrendim, nasıl planladım…bilmek istemiyor musun?..son kez bunları anlatıp..(hıçkırıyor..)..gidicem..bir daha yüzümü bile görmeyeceksin emin ol..ama o şekilde kalmasın, tamamen kapansın istiyorum ben..”

“kapandı yavrum benim için kapandı zaten.. duymak istemiyorum hiçbir bok..”

Ebru yeniden kolumu deldi, fısıldadı kulağıma “hayır duymak istiyorsun..ben de istiyorum.. hemen söyle neredeyse geliyor, buluşup konuşuyoruz..”

Ebruya baktım şöyle bir.. hiç geri adım atacak gibi durmuyor.. kafasını yukarı aşağı salladı, dediğimi yap der gibi..

“nerdesin sen?” dedim telefonun öbür ucundaki burçine

“sizin fakültede.. tuvalette..”

“tamam nerdeyse gel…mühendisliğin önündeki çardaklara.. bekliyorum hadi acele et..”

“okulda olmaz.. dışarıda bir yerde..”

“siktir lan!..10 dakikaya geldin geldin.. yoksa bir daha rahatsız etme.. sınıfına getirtme beni..”

Telefonu kapattım.. kolumla bütünleşen ebruya baktım,

“ya ne dinleyecez ki bu sapığı bir daha bir daha…”

“olsun ben dinlemek istiyorum..hem ben de bir şeyler söyleyeceğim ona.. bence de tamamen kapansın artık bu konu.. kökünden sökülsün artık..”

Kaygılı ve sinirli bir şekilde çardaklara gittik..

Orospu geldi 15 dakika kadar sonra..

Onun zehirli muhabbetini uzun uzun yazmayacağım artık..
ama ana hatlar, aynı benim zamanında düşündüğüm gibi..
kız, artık nasıl bir tesadüf, nasıl bir kader oyunudur ki, benim zamanında cerenlerin evinde sürttüğüm hatunla, aynı bölümde olmaları vesilesiyle tanışıyor..

onunla benim muhabbetimi yapıyor ve bunun üzerine, o kız da beni, o zamandan hatırladığı kadarıyla anlatıyor..

benim kirli çamaşırlarımın bir kısmına ulaşmayı başaran burçinin aklına, o malum planı geliyor..

elif ile yaşadığımız geceleri, tamamen boş atıp dolu tutmadan ibaret bir şekilde tahminlemiş..

“nilayın arkadaşı elif mi?” diyor ebru şaşkınlıkla..

Günlükte özenle atladığım sayfaların boşluğunu bu muhabbet doldurdu aq..eyvallah..

“evet..” diyorum hüsranla.. ebrunun yüzü iyice düşüyor…

Nilayı bilerek kullandığını ve kendi şizofren oyunuyla nasıl ateşe attığını anlatıyor.. busenin numarasını gülşenden aldığını itiraf ediyor..o derece yaklaşmış bize ruhumuz bile duymadan..

Tabi gülşenin de bunda suçu yok..o da biraz fazla aklı havada oluşunun kurbanı..

Burçin, dantel oyası gibi, ince ince işleyip, boynumuza dolamış ilmeği..

Sonunda da onlarca kez özür dileyip helallik tarzı bir şeyler istiyor..

Yarım ağızla gülüyorum..

Hakkımı helal filan da etmiyorum…

“bu kadar mı?”

“evet..”

“iyi..ben zaten çoğunu tahmin ediyordum…neyse…bu son konuşmamızdı.. dediğin gibi…bir daha yüzünü bile görmeyeceğim.. bizi görünce yolunu değiştireceksin.. hele ki ebrunun kılına bir zarar gelirse, direkt senden bilirim.. anladın mı? tamamen çıkıyorsun hayatımdan..”

Ben çardaklardan ayrıldım ama ebru biraz daha kaldı.. onun da söyleyecekleri varmışmış ya hani…

Ve ne yaptı, ne söyledi bilmiyorum ama kızı elleri yüzünde, ağlaya ağlaya, koşar adımlarla kaçırttı çardaktan..

“ne dedin kız?”

“dedim işte bir şeyler..”

“ne dedin işte? Poponu yakarım mı dedin ne dedin? Ben o kadar laf ettim bana mısın demedi, sen iki dakikada stüdyoyu terk ettirdin hatuna?”

Az önce kevgir haline getirdiği koluma kibarca girdi bu kez.. yürüttü beni..

“sonuç olarak artık bir daha ne sana ne de bana bulaşmayacak..bu kadar yani, konu burada kapandı.. üzümünü ye bağını sorma artık sen de..”

“ee..ama merak ediyorum la (:”

“etme..ben de merak ediyorum, acaba daha bilmediğim neleerr, neler daha duyacağım, ya da okuyacağım…elif ha?..oha ya..”

“ya ne olacak bilmediğin bebeğim? Bunları zaten konuşmadık mı? bak böyle dediğin zaman ben gene kendimi kötü hissediyorum…bilmediğin bir şey filan yok…hepsi de çok uzakta kaldı artık..ama ben illa kızacağım, başına kakacağım diyorsan da, bir şey diyemem yani..hak ettim sonuna kadar..”

“neyse tamam.. değmez bunları konuşup moralimizi bozmaya.. bence de hepsi uzakta kalmış artık..ben sana güveniyorum.. senin şimdiki halini seviyorum…yıllar öncesinde sınıfta beni ilk öptüğün zamanki halini seviyorum…aradaki halini aradan çıkarsak da olur (:”

Kolumu kolundan çıkarıp omzuna doladım..

“ben de senin her halini seviyorum…şimdiki.. geçmişteki..gelecekteki…güzel bir gelecek görüyorum…ikimizin geleceği…sen de görebiliyor musun? Bilmiyorum, benim gibi mi düşünüyorsun?”

Göz göze geldik sessiz saniyelerde..

“ya..tsigalko ben ilk günden beri düşünüyorum onları.. serhat ikimizi tanıştırdığı ilk günden beri.. beni konuşturma şimdi tekrar tekrar yani (:”

Kendime çekip kocaman öpücükler kondurdum yüzüne, yanaklarına.. neresine denk gelirse.. gülerek biraz ittirdi, yol ortasında olduğumuzun farkına vardırttı ufak bir dirsekle.. tamam len.. sakinim (:

Aklımı kurcalayan en büyük sorulardan biri, onca yaşananlardan sonra ve ebrunun benim kirli geçmişimle arasındaki perdenin böylesine saydam olmasını da düşünürsek, acaba aşkı koruyabilir miydi? Saygı duyabilir miydi bana ve ilişkimize…bunca şeyden sonra saygı kalır mıydı yani? Ya da gerçek bir sevgi..

Onun bu içten hareketleri, bana dolaylı yollardan cevabımı veriyor olsa da, ben dayanamayıp yüzüne karşı da sorma gereği hissettim,

“ebru” dedim, “onca şeyden sonra beni gerçekten kabullenip, sevebilecek, saygı duyabilecek misin? Geçmişte yaşananlar aklına gelmeyecek mi? benim.. yediğim haltlar.. hepsi gözünün önünde.. bilgin dahilinde..bir gün bana kızdığında, bunları ısıtıp önüme getirecek misin? “sen zaten böylesin işte” deyip yüzüme vuracak, başıma kakacak mısın?”

“yapsam sürpriz olmaz herhalde..ama yapamam.. onları..o şekilde koz olarak ya da duygu sömürü şeklinde kullanmak…bilmiyorum tsigalko…seni cezalandırayım derken zaten ben yine kendime ederim.. beni daha fazla yıpratır onları düşünüp konuşmak..o yüzden hiç açmayalım bu konuları.. tamamen gömelim artık.. böyle..sana karşı bir kozum, avantajım var gibi de düşünme artık.. bunu düşünerek kendini kasıyorsan da kasma.. daha önce de konuştuk bunu.. kendin olsan yeter..ben zaten o haline aşığım…hiç oyundu, tripti filan istemiyorum.. yapmam yani.. hatta kendini daha iyi hissettirecekse ipleri senin elinde kabul edelim..ben ip mip istemiyorum.. tamam mı?”

içimi eriten bu sözlerden sonra uzatma gereği duymadım..

“atalım gitsin ipleri…ellerimizi bırakıp bisiklet sürüyormuş gibi düşünelim o zaman.. öyle hissedelim olur mu?”

Güldü..”olur.. olur…öldürecek beni senin şu benzetmelerin (:”

“huyum kurusun (:”

“senin yüzünden ben de kafiyeli konuşmaya başladım.. rutkay aziz modundayız “mütemaaadiyen “ :p”

Gülmeye başladık..

“ya hazır böyle kültür düzeyimiz ve entelliğimiz tavan yapmışken, bu akşam sinema mı yapsak, ne dersin

“bilmem.. pembe fularım da yanımda değil gerçi ama x)”

“pipo alayım bir tane onunla idare et olmaz mı :p”

“(: izin almadım bizimkilerden bugün için ama ben..:/”

“e ara söyle, arkadaşlar sinemaya gidebilir miyiz de?”

“e arıyim bari..(:”

Konuşup geç geleceğini söyledi.. okul yakınlarındaki avm ye gittik, önce filmimizi seçip seasımızı ayarladık, sonra da vakit gelinceye kadar dolaştık..bir şeyler yedik acıkınca..

Sevgiliyle, klasik, rüya tadında bir gün daha böylece geride kaldı, her ne kadar gergin bir gidişata meyletmiş, bir nevi türbülansa girmiş olsa da..

inanıyorum ki artık Burçin meselesi de sonsuza kadar çözüme kavuşmuştu.. nihayet…

Sırada, diğer sınıf içi reaksiyonlar vardı.. ayrıca bir diğer çiçeği burnunda çiftimiz nilay-neco ikilisinin gidişatı nasıl olacak, bu da bir merak konusuydu..

Eski hayatımdan kalma ender, güzel şeylerden biri olan begüm de bir diğer meseleydi..o da, sınıf arkadaşlarım gibi benden uzaklaşır mıydı acaba?..

Bir akşam, ebruyla çıktığımız yemeğe onu da davet ederek, bu sorunun cevabını öğrenmeye çalıştım..

Evet, başta gelmek istemedi…ve yine evet, geldiğinde de ilk 1-2 saat çok kastı..ama nihayetinde alıştı, açıldı, ayak uydurabildi..

Zaten Allah vergisi bir şeytan tüyü vardır begümde, yani, tanıyıp da sevmemen, itici bulman imkansız gibi bir şey.. nasıl beceriyor bilmiyorum ama o istemsiz mimikleriyle, konuşmasıyla, ses tonuyla, tonlamasıyla, her türlü hal ve hareketiyle bir şekilde kanınızı kaynatıyor, ısındırıyor kendine sizi..ee, beni de taa karşı masadan tavlamıştı zamanında öyle ya (:

“çok şeker bir kız bu tsigalko?”

“evet (:”

“daha çok tanıştır beni arkadaşlarınla.. hepsiyle böyle tek tek bile çıkabiliriz akşam..”

“ee…aslında pek arkadaşım olduğu söylenemez x) senin bildiklerin haricinde yani.. bizimkileri zaten yıllardır tanıyorsun.. öyle hariçten de işte bir begüm var.. kız olarak…diğer saplarla da tanışıp napıcan allahını seversen :p”

“niye belki yakışıklı çocuklar vardır? Fena mı tanışırım işte

“hı hı.. avucunu yalarsın sen (:”

“x) ben de tanıştırmak istiyorum seni arkadaşlarımla.. bizim kulüptekilerle filan..”

“sahi ondan pek bahsetmedik.. neydi o, sosyal sorumluluk projesi tarzı bir şeydi demi?”

“aynen.. sizin zamanında tolgayla gittiğiniz gibi işte..bu biraz daha küçük çaplı, bölgesel bir şey.. sizinki kadar organize değil ama bir şey yapıyoruz kendi çapımızda..”

“valla çok güzel olur, tanıştır tabi..sen hala devam ediyor musun, ben de katılırım?”

“eskisi kadar aktif değilim..o zamanlar biraz.. kafamı dağıtmak için hem de işte manevi huzur filan :p…epey kendimi adamıştım..”

Benim ağzına sıçıp gittiğim zamanlardan bahsediyordu..

Kolumu sevgiyle doladım omzuna..”artık manevi huzurun hemen yan sandalyende güzelim (:”

O da sarıldı “farkındayım..o da farkında mı acaba?”

“neyin? :p”

“kendininkinin de hemen yan sandalyede olduğundan? (:”

“oo..hem de öyle bir farkında ki..deliler gibi..”

Öpüştük.. kısa, etkili bir temas..

Ah ebru..ah..ne desem, ne yapsam az..alıp içime sarsam, yetmez.. yetmiyor gibi sanki..ne yapsam da sana olan sevgimi kendi benliğimde hissedebildiğim gibi göstersem, hissettirebilsem?..anlatamıyorum…çünkü kelimeler yetmiyor…davranışlara dökemiyorum…hareketler, jestler mimikler yetmiyor…asla tam olarak gösteremiyor gibi hissediyorum sana olan tutkumu.. meyve suyu kutusunun dibinde her daim kalan ve hiçbir pipetin çekemedi o birkaç damlanın varlığı gibi kalıyor içimde bir kısım daha sevgi sanki..

Elimde olsa da hepsini çıkarım yığsam üzerine.. sarmalasam senin onunla komple.. öyle ki, sevgimden boğulur gibi olsan.. seni tekrar tekrar kurtarsam..hep kahramanın olsam..

Ebrunun arkadaş çevresiyle tanışılacaktı..

Aklıma zamanında mine ninkilerle olan tanışmam ve gereksiz kasışlarım geldi…güldüm çocukluğuma.. havam kimeymiş ki benim?..

Çok şükür ki, etrafımdaki, dostlarımın da maddi manevi, sosyal duygusal her türlü ilişkisi yolunda gidiyor..

Zaten Alper filan bence yolu yarıladılar yani..o hatunu hayatta bırakmaz bizimki..e kız da bu zamana kadar bırakmadıysa artık bırakmaz.. olur onlar yani…inşallah olsunlar zaten…nuriş ile beril in de ilişkisi beklenmedik şekilde düzgün gidiyor.. keza tolganın da..diyorum ya, onlar zaten artık epey yol aldılar..biz, nilay-neco ve ebru-tsigalko taze sevgilileriz daha..

Aslında işi mazilere dökecek olursak, en eskileri ebruyla biziz de işte…olaylar olaylar…aramıza yollar, yabancı kollar, zor yıllar girdi (:

Yakın çevremde, çoğu şey böyle tıkırında giderken, dünya tatlısı bir kız çocuğunun yalnızlığını içime sindiremiyordum.. sanki tek eksik o kalmış gibiydi…begüm evet.. belki de mutluluğa en çok hasret olan, en fazla hak edeniydi..

Her ne kadar deli arkadaşı Neslihan hala bile arada beni gördüğünde (hele de ebruyla) gözlerinden ateş topları atıyor olsa da (kimin umurunda amk) (:

Begümü de evermeyi kafama koymuştum kendi çapımda..

Üstelik müstakbel sevgili adayını da belirlemiştim kafamda…yani..bir tanışırlardı en azından..bu işler biraz da elektrik işi.. olursa, sevap işlemiş oluruz fena mı? (:

Bir ara bu işin üzerine gidecektim..

Şimdiyse, henüz sınavların uzak, derslerin hafif olduğu bu güzel zamanları, yaz sonu, sonbahar başının kendine has, ılık ve esintili gecelerini, bazen ikiye iki, bazen üçlü, bazen de abartık beşli çiftler halinde takılıp eğlenerek geçiriyorduk…

…bu güzel zamanlar..bu cicim ayları…her şeyin güzel ve düzgün gidişi…bana, fena halde bir şeyleri, bir zamanları hatırlattı…size de hatırlattı mı?...

panpalar hikaye bu gecelik burada kalsın,

teknik sorunlar için özür diliyorum, beklettim sizi, artık sabaha okursunuz (:

şimdi sorulan soruları cevaplayıp dükkanı kapatayım artık, görüşmek üzere

@zengin bini, panpam estağfurullah ne siklememesi, siz yeter ki analiz edin, çok da hoşuma gider yani, kesinlikle siklememe gibi bir durum yok, bu kuruntulardan sıyrılalım artık lütfen, yalarım.

@ anatoli, ben de sana sarılıyorum panpam (: senin vesilenle de ateşin başındaki tüm panpaları kucaklıyorum..;)

@kro magnon, tespitçi piç

yeni katılan ve yeniden başlayan panpalara da ayrıca selamlar, hoş geldiniz

@ahali, tolgaya küfretmeyin olm, adam tamamen masum (:

menemen iyidir, afiyet olsun (:

@kisskissbang 
saçlarım üç numara kardeşim, kıydılar evladım gibi baktığım kumral buklelerime :/

@bay f
arada böyle heyecan yaratmak iyidir panpam, gelin bekliyorum, tekila var, cin var..;)

@sikertmeden geçtim

keyiften içtik panpam, ziyade olsun, tolganın kesesine bereket,

casting yapmayabilirim, daha tam karar veremedim ona
saçlarım hakkındaki acı gerçeği az önce paylaştım, tekrar yazmaya içim elvermiyor
askerlik seneye aralıkta kısmetse
dördüncü soruya yorum yok, ağır spoiler

güzel düşüncelerin için teşekkürler, teorine osurayım ayrıca, saygılar :p

@brazzerteki namuslu,
valla iyiymiş o dediğin, şekilsin
ömerin adı da ömer değil yalnız nasıl buldun hayret ettim, telepati terk misin, söyle bilelim ((:
ayrıca birinci foto uzun süredir albümümden kayıptı, sağ ol yayınladığın için, print alıp çocukluk resimlerimin arasına ekleyeceğim x)

@atinidevirenkovboy
şerlokluğun hayrolsun panpam, ama mantıklı çıkarımlar yapmışsın, eline, gözüne sağlık, tabi ki doğrulukları-yanlışlıkları konusunda bir yorum yok

@jackdaielswhisley
dün gece aramızda olduğun için teşekkür ediyorum panpam, toblerone ile çok güzel gidiyorsun sağ olasın :p
üniden sonraki kısmı anlatmayacağım, hatta o konuda casting bile yapmayabilirim, daha karar veremedim.
evet yazmak, küçüklüğümden beri bir tutkudur bende, başka şekillerde gidermeye çalışacağım o arzumu artık, bakacağız (:

herhangi bir ekşın durumunda bu başlığın altından haber veririm, ama uydurma hikayeler ya da twitter hesapları, bloglar filan bana göre değil, bokunu çıkarmamak lazım.

@31sonrasıpişmanlık, oha diyorum lan ahaha, resmen özümsemişsin olayları, benim gelemediğim geceler devam et, kesinlikle sırıtmaz yani (: eline sağlık, dakikalardır salak salak sırıtıyorum
ekleme: gözümden yaş geldi son partta ağzına sıçayım agfagdagaddgds

ve herkese iyi geceler, rötarlı da olsa, sözümün eriyim alimallah

@daikin92 panpam sana ne yazsam, ne söylesem hala bilemiyorum, her zaman karşılaşabilinecek türden bir durum değil, olm güzin abla terk oldum la sizin yüzünüzden (:

postaya baş vurayım da haydar dümenin yanında sayfa versinler bana bari

en kısa zamanda bir şeyler karalayacağım elimden geldiğince panpam senin durumunla alakalı, tamamen salt, kendi içten düşüncelerim olacaktır, çok über bir şey bekleme, aşk ya da hayat doktoru değilim be malum, daha kendime faydam yok zaten

iyi geceler panpalar, bu gece giremeyeceğim, yarın yola gidiyorum.

yorum ve analizlerinizi bir sonraki bölüme başlamadan yanıtlayacağım, hepinize sevgiler (:

herkese iyi öğlenler,

iki gecedir sözlüğün teknik problemleri dolayısıyla buluşamamıştık.

ama tabi ben boş durdum mu? durmadım (:

bu gece fenerin basket maçından sonra görüşürüz panpalar, hepinizi öptüm.

(bkz: yıllardır bu videoyu arıyordum world cup 2002)

maç 22.00 de, ben en geç 00.00 gibi gelirim panpalar

sinir hastası oldum genç yaşımda şu fenerbahçe yüzünden, oğuz savaş, senin de sakalına bıyığına sıçayım arkadaş emi..

herkese selamlar

5 dakikaya başlıyorum panpalar

http://fizy.com/#s/1ahq1i 

aklıma, aklımıza gelenler, bu sefer başımıza gelmeyecek..her türlü önlemi alıyorum bunun için, her şeyi paylaşıyorum..karanlık nokta bırakmıyorum..

“bak, işte sevdiğin adam bu!” diyorum ebruya..ya da “bu idi” demek daha doğru..

Artık ben, ben değilim..

inanır mısınız, hala saçmalıyorum onun yanında ara sıra..elim ayağım dolaşıyor..gözlerini bana dikip ince ince gülümseyince, sıcak basıyor..

Hala toy, amatör, naif aşıklar gibiyim..

Peki, normalde ve başka her hangi bir durumda beni gıcık edecek bu hallerimden şikayetçi miyim? 

Hiç değilim..hatta hoşuma bile gidiyor bu kadar salaklaşabilmem arada sırada..ona şımarıyorum işte..geri kalan herkes beni olgun ve dolgun tsigalko olarak biliyor artık ama, kapalı kapıların, boynumuza kadar çekili çarşafların altında, ben onunla çocuklaşıyor, masumiyetimi yeniden kazanıyorum.

Ne güzel gülüyor..ne güzel öpüyor öyle?..sanki dudaklarının bana her dokunuşunda yenileniyorum..filtre ediliyor ruhum..katranından sıyrılıyor..

Nasıl yazsam, nasıl anlatsam bilemiyorum ama, yalnız uyandığım bir günün sabahının ardında, okulda onu görüp, karşıdan bana doğru gelirken ki mutluluğuna, gözlerinin aydınlığına şahit olmak paha biçilemez..işte zaten bu bozuyor beni de..onu böyle cıvıl cıvıl görünce, benim de içimde kelebekler uçuşuyor..kalbim ağzıma geliyor..diken diken oluyor tüylerim..

Her görüşte yeniden aşık oluyorum..her dokunuşunda, bir üşüyorum..bir yanıyorum..

Hani, birinden hoşlanmaya başladığınız vakit, böyle bir ürperti gelir, bir üşüme basar ya içten içe.. sonra anlamsız bir gülümseme isteği gelir.. bağıra çağıra şarkı söylemek istersiniz.. içinize çektiğiniz nefes göğsünüzü gıdıklar..

Hani, bir de hoşlanılan kişinin karşısına dikilmenizden evvel, yelkenlerinizi açıp, demirinizi aldığınız zaman, (açılmak diyoruz ya hani.. sevdiğimize açılmak, aslında bilinmez bir denize açılmak..ya güzel, güneşli bir seyahat var ufukta, ya da amansız bir alabora..) o tanıdık üşümeyle beraber gelen bir kalp çarpıntısı, parmak uçlarınızda uyuşma.. dirseğinizi, sıranın sivri kenarına çarptığınızda olduğu gibi..

Her görüşümde yaşıyorum bunu.. ebruyu her görüşümde..yan yana her gelişimizde.. sanki her an, sürekli ve sürekli aşık oluyorum.. sürekli, tam da aşkımı itiraf etmek üzereymişçesine dizlerimi titreten o heyecanlı haller içindeyim..

Gülümsemek geliyor devamlı içimden.. çizgi film karakteri gibi, devamlı yukarı kıvrık ağız kenarları ve pembe yanaklar dolaşma potansiyelindeyim..

Bir de o, “hislerinizin karşılıklı olduğunu bilme durumu” yok mu..oof..of…yan yanayken.. yüzlerimiz birbirine her döndüğünde.. omzu omzuma sürtünüp, parmakları elimin üzerine değdiğinde..

Elimde çakmak, doğalgaz boru hattının yakınında maytap ateşliyor gibiyim..her an patlamaya, alev almaya müsaitim..hep o tatlı gerginlik…damarlarımda akan kanın içinde pütürlü parçalar var gibi.. içimde gezinirlerken mütemadiyen huylandırıyorlar beni.. mutluluk çığlıklarımı zor bastırıyorum içime.. absürt kaçmayacağını bilsem, “ebruuuu seni seviyorummmm heeeıoııooooaaaaaa” diye bağıra bağıra gezerim (:

..çok seviyorum beyler…bilemezsiniz..ya da..belki de bilirsiniz?..çok seviyorum..bu kız benim öyle çok şeyim oldu ki artık..her şeyim olmaya doğru ilerliyor bir de adım adım.. durmak da bilmiyor yani…yetinmiyor.. yetmiyor…ne kadar sevsem, ne kadar sevişsem yetmiyor.. birbirimize sarmaş dolaş olup, sanki iç içe geçmek istercesine sınırlarını zorlayan bedenlerimiz, aralarında su sızacak kadar bir boşluk kalmasa dahi tatmin olmuyor..

ne yapacağız biz birbirimizle böyle bilmiyorum.. siyam ikizleri gibi bir bedene nakletseler ruhumuzu? işte o zaman birbirimize olabileceğimiz en yakın yerde oluruz..hem o zaman daha rahat kaynaşır akışkan tutkumuz.. tamamen birbirine geçer, ben ve sen iken, “biz” oluruz..bir beden iki ruh gibi..iki bedende tek bir ruh gibi..

sonbaharın kendini göstermeye başladığı, hafif nemli, esintili bir akşamüstünde, banklardan birine, denize karşı oturmuş, yavru penguenler gibi de birbirimize sokulmuş bir haldeyken, gözlerimden birkaç santim uzaktaki gözlerinin içinde boğula boğula fısıldıyorum..

“ebru…ben…seni seviyorum..” 

Nefes nefese..

Hafif gülümsemesi, soğuğun pembeleştirdiği yanaklarını geriyor.. elmacık kemikleri, elma gibi oluyorlar.. tadına bakmak için yanıp tutuştuğum, ademin yasak elmaya olan tutkusunu duyduğum yanaklar..

“çok.. içtendi bu.. (:” diyor o da zar zor konuşabilerek..

Sanki dün akşamüstü yatağımda güreşen biz değiliz…ama diyorum ya, biz her an yeni-çekingen aşık ve flört başlangıcı hallerdeyiz.. hele ben…aah hele ben…al böyle kucağına tokatla yani.. nasıl böyle içim gıcır gıcır.. yeni kesilmiş tırnaklarla sünger tutar gibi bir his.. baştan ayağa titreşiyorum..



next--->

 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=