melihkagan

part71

selamlar, geldim, hemen atıyorum partımız hazır x)

..şimdi ne olacak..

Alperin tesadüfi muhabbeti sayesinde öğrendiklerimle, artık yapmam gerekeni, izleyeceğim yolu biliyorum..ve o yolun beni götüreceği yeri de..

Soru şu,

“gerçekten o yolu yürümeli miyim?”

Elbette yürümeliyim.. başlangıçta insan bu şekilde düşünüyor, haklı da..ona kötülük yapanı önce tespit edip sonra da cezalandırmak, bunu arzulamak en doğal hakkı.

Ama bu şeyin, beni ciddi ciddi “katil” etme olasılığı da var.. düşünsenize..o kişiyi bulacağım, onun o kişi olduğundan emin olacağım…sonra ne olacak peki? Gözüm dönüp, etrafımdaki her şey flulaştığında, şeytan içime girip, kollarıma, bacaklarıma, yumruklarıma, tırnaklarıma hakim olduğunda ne olacak?

Eğer, bu kişi, zaten sevmediğim ve husumetim olan birisi çıkarsa, ben de o karşılaşmadan, o sahneden hayatı kaymış,eli kanlı bir genç adam olarak çıkabilirim…
Odama geçip kendi kendime düşünmeye başladım, seçeneklerimi, olasılıkları ve muhtemel sonları tarttım..

Busenin içini, gizli gizli çürüten, bizi ve ilişkimizi, akrep gibi sinsi sinsi zehirleyerek, geri dönüşümsüz hasarlar vermeye başlayan bu kişi durdurulmaydı.

Bu nasıl olurdu peki?

Öncelikle busenin telefonuna, oradan mesajlara –şayet silinmediler ise- ve mesajların geldiği telefon numarasına ve son olarak, telefon numarası üzerinden de, bir şekilde bu gizemli kişiye ulaşabilirdim.

Bunu yaparken, ilk adımda, yani busenin telefonundan numarayı alma aşamasında, daha fazla zorlanacağıma inanıyordum çünkü kızı buna zorlayamazdım; hem daha fazla incinmesini istemediğimden, hem de şu “defter arasındaki mektuplar” yalanını yüzüne vurmamak için..

Çünkü o yalanın da masum bir amaçla söylendiğini biliyorum.. kız, korkuyor.. beni ve bizi, bu işe daha fazla bulaştırmamak adına, çarpışmanın tüm şiddetini kendisi göğüslemeye kalkıyor.. bununsa, onu getirdiği hal ortada..

Bu iki nedenden ötürü, benim busenin telefonuna ve içindekilere, gizlice ulaşmam lazım. iyi bir zamanlama, planlama ve çeviklik gerektiriyor bu..

Sonrasında ise ne yapacağımı daha şu an da bile kafamda kurdum sayılır.. hattın karşısındaki “yabancı”yı bir şekilde katakülliye getirecek ve onunla, kendi seçtiğim bir mekanda, kendi istediğim zamanda ve kendi istediğim şekilde bir buluşma ayarlayacak, sonrasında da icabına bakacaktım.. karşıma çıkan kişi, kim olursa olsun ve beni ne denli sinirlendirmiş olursa olsun, öldürmemeye çalışacağım.. büyük ihtimalle kollarım yorulana kadar döverim, eğer yeterince dayanıklıysa hayatta kalacaktır, böylece hem o yaşamış hem de ben mahpusu boylamamış olurum..

Lütfen dayanıklı ol…hayatta kalma konusundaki kararlılığın, içindeki kötülük kadar kuvvetli olsun.. bana bu kıyağı borçlusun..

Saat pek geç sayılmazdı, buseyi aradım,

“bitanem.. nasılsın, keyfin yerinde mi? (:”

Her iki cümlede bir bunu sorunca, iyi olduğunu pek çok kez tekrarlamak zorunda kaldı telefonun öbür ucundan sevimli sevimli gelen mayışık sesiyle..

Canım sevgilim benim.. hassas, ince düşünceli, naif sevgilim.. fedakar sevgilim.. bunlardan bizi kurtaracağım ve sen fark etmeyeceksin bile olanları.. sonrası, huzur..

“yarın gece bende kalır mısın?” 

“olabilir, böyle yeni bir keşifmiş gibi niye heyecanlı heyecanlı söyledin (:”

“(: senin içinde olduğun her an benim için heyecanlı? Hep keşfedilmeye değer güzel şeyler var :p ”

“şımarık (: “

“(: ..sen, gerçekten iyisin demi bebeğim.. bütün bunlar bizi yoruyor evet ama bir çaresini bulacağım, söz veriyorum sana..”

“iyiyim..iyi olacağım.. hattımı değiştirmeyi düşünüyorum, tek korkum, bunu yapanların bize fiziksel olarak da saldırma ihtimali.. aslında zaten sadece ondan korkuyorum.. yoksa gerisi laf zaten, umurumda değil..ben seni tanır, sana güvenirim..”

Hattını değiştirmek?

Ağzından kaçırdı..

“hattını değiştirmekle bu durumların ne alakası var ki?” diye sordum hemen, oha, şansa bak ulan, ben de gizli gizli öğrenmek zorunda kalacağım diye hayıflanıyordum.. artık ağzından kaçırdığına göre, bana mesajları da, numarayı da gösterecek..

Hattın karşısından bir soluk kesilme efekti geldi.. sonrasında da uzun bir sessizlik..

“buse?!..hattını değiştirmekle ne alakası var?..mesaj geliyor sana değil mi? mesaj atıyor o şerefsiz orospu çocuğu sana değil mi?”

“tsigalko nolur sakin ol”

“olamam.. olamam sakin makin.. neden söylemiyorsun daha önce?!”

“ben.. kendim hallederim diye düşündüm.. seni dışarıda tutmak istedim.. başını belaya sokarsın tsigalko.. korktum..”

“iyi.. artık dışarıda değilim, o mesajların geldiği numaraya, birazdan mesaj olarak istiyorum.. hemen!”

“aşkım yalvarırım.. daha kötü yapar bu her şeyi..”

“buse!..yollayacaksın o numarayı bana birazdan, duydun mu? hayır.. yollayacaksın..evet.. şimdi..yo yo..belaya filan bulaşmayacağız sen merak etme, bu şekilde zaten gidemez.. duydun demi bak, hemen istiyorum, yurdunun önüne dikme beni gecenin göründe, senin yüzüden nezarette uyumayayım ona göre..”

Ağlaya ağlaya ikna oldu..

Çok özür dilerim sevgilim.. çok, çok özür dilerim.. hepsi geçtiğinde, bütün bunlar geride kalınca, dizlerine kapanıp af dilemek için ömür boyu zamanım olacak zaten..ve sana en büyük armağanım da bize bunu yapanların kellesini sunmak olacak önüne.. çok özür dilerim.. ağlama..yine, yeniden, milyonuncu kez, milyon parçaya bölündü yüreğim..ne olur ağlama..

Birkaç dakika sonra 536 lı bir Türksel numarası mesaj kutumda yerini almış vaziyette duruyordu..

Hiç umut görmediğim halde, numarayı tüm rehberimle karşılaştırdım, elbette ki eşleşen kişi olmadı..

Bu, özel bir amaç uğruna alınan, son derece özel bir hat olmalıydı.. tanıdığım birine ait, tanımadığım bir numaraydı..

“seni seviyorum bebeğim, seni üzecek, bize zarar verecek bir şeyi asla yapmam, her şeyi en az iki kere düşüneceğim yapmadan önce ve nihayetinde bizi bu kötülükten kurtaracağım. Yalvarırım bana güven, teşekkür ederim yardım ettiğin için.” Yazıp yolladım buseye..

Malum numarayı, rehberime “orospu evladı” şeklinde kaydettikten sonra ilk hamlemi düşünmeye başladım..

Demin de söylediğim gibi, planın ana hatları kafamda belli, ama ilk giriş önemli..onu biraz düşünmeliyim..

Aslında, yine iki seçeceğim var, fazlası değil..

Ya, malum numaranın sahibiyle, uzuuun uzun yazışıp, sonunda bir şekilde güvenini sağlayarak önüme getireceğim, 

Ya da direkt olarak, sert bir şekilde saldıracağım, tehditlerle, şantajla..

“ne yaptığını biliyorum ve bana tsigalkoya her şeyi anlatmaktan alıkoyan hiçbir şey yok şu anda!”

Gibi cümleler, gayet iyi seçimler olabilir, hızlı sonuçlar aldırır..
Tabi karşımdaki, blöfümü yerse..

Yine de, ne olursa olsun, çok şaşıracağı kesin.. aklına hemen, busenin numarayı bir başkasına, hatta tsigalkonun kendisine vermiş olabileceği gelecektir, ama ya öyle değilse? Bu riski de göze alamayabilir..

Sonuç olarak, her türlü büyük sıkıntıya düşeceği kesin..eh, birkaç gece de o uykusuz kalsın bakalım, nasıl oluyormuş..
içimi oyan sabırsızlığa rağmen, ertesi geceye kadar sabretmeye karar verdim, hem yarın da buse ile durumu yüz yüze konuşup beyin fırtınası yapma şansımız olurdu..

Sabır.. yarın gece, büyük gece..

Sabah buseyle bir araya geldik.. sandığım gibi bir “stratejik savaş toplantısı”ndan ziyade, bir teselli seansı şeklinde geçti gün.. sarılıp ağlaştık…ah ulan ah..ödeticem bütün bunları..her yumruğumda bu anların ve anıların izleri olacak..o izleri suratına-suratlarına kazıyacağım hepsinin…bitiricem ulan sizi…mahvedicem….dağ gibi yürekli hatunu kedi yavrusu gibi ağlattınız kucağımda be…hepsini ödeticem…

Buse, beni defalarca uyarma gereği hissetti,

“buluşursanız yalnız gitme”

“mesajlarda çok tehdit etme”

“gidince kendine hakim ol, kendine dikkat et, dikkatli ol”

Zar zor ayrıldık birbirimizden.. normalde, bu gece sözde bana gelecek, ben de gizlice telefonuna ve oradan da numaraya ulaşacaktım filan..ama gerek kalmadı.. gelmesini istemedim (lan böyle bir şeyi istemeyeceğim de aklımın ucundan bile geçmezdi be) çünkü bu müzakereyi yürütürken, tek başıma, tamamen konsantre ve sadece kendi kendim ile olmalıydım..

Mesajlaşmanın iyi yanı, aralarda düşünmeye ve eğer konuşmanın yolu-şekli-üslubu-yönü değişirse, duruma göre ayar bulmaya vaktiniz oluyor olmasıydı..ben, normalde gerizekalı ergenler gibi günde 300-500 mesaj çekmekten nefret etsem de, mesajın bu yönünü ve bunun sağladığı büyüyü göz ardı edemeyiz..

Ev ahalisiyle selamlaştım..

Yemeğimi yedim..

Duşumu aldım..

internette kısa bir surf yaptım..

Dışarıdan, gayet sıradan bir gece gibi görünüyor olmalıydı..

Ama asıl gece, elimde telefon ile, gece yarısından sonra yatağıma girip, siperime yattıktan sonra başladı..

http://fizy.com/#s/1bmn42 

Benim de, sırf bu iş için özel olarak aldığım “özel hattımdan”, “orospu evladı” na atacağım ilk mesajın, herhangi birine atılan, sıradan bir mesajdan farkı yok gibiydi aslında,

“iyi geceler, rahatsız etmiyorum ya? Konuşmamız gereken bir şeyler var”

Biraz malca bir başlangıç olduğunu kabul etmeliyim, ama sonrasında söyleyeceklerim zaten girişi de, gelişmeyi de unutturacaktır..sonuç, harika olacak..

Mesajıma 5 dakika boyunca yanıt gelmeyince, bu kez çaldırdım..

Etkili oldu bu..

Biraz sonra,

“kimsin?” şeklinde, kısa ama içinde pek çok duyguyu ihtiva eden gergin bir cevap aldım..

Kim miyim?..ecelin?..hak ettiğin son?..

Muhtemelen, buseden başkasıyla kontak kurmadığı, bu özel hattına ulaşmayı başaran, bilinmez numara da neydi böyle..sadece sıradan bir sapık mı? yoksa…!

“seni ve çevirdiğin dolapları bilen birisiyim desem (:”

..sudden strike..

..beş dakika yine mesaj yok..

Tam yeni bir tehdit içeriği daha yolluyordum ki, yanıt geldi,

“anlamıyorum ne dediğini, numaranı şikayet etmemi istemiyorsan burada bitirelim.”

Ooo..

Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır derler ya hani..bak sen, beni şikayet etmekle tehdit edene bak…ananı sikicem senin ananı ananııı..dur hele sen..

Artık kozları oynamanın zamanı gelmişti, bu kadar geyik faslı yeter..mevzuya girelim mümkünse..

“hımm..peki ben de seni tsigalkoya şikayet edersem ne olucak

Birkaç dakika sonra tekrar cevap geldi,

“kimsin sen ya? Ne istiyorsun?”

Güzel..

“hah şöyle şekerim (: , ne istediğimi hiç sormayacaksın sandım bir an. Buse ile tsigalkoyu ayırma çalışmaların nasıl gidiyor? 
Eğleniyor musun?”

Bu sefer cevap için 10 dakika beklemem gerekti..karşıdaki, her kim ise, şu anda götünden alevler çıka çıka evinin içinde dolanıyor olmalıydı..benim, çatır çatır gelen hoyrat mesajlarıma, ancak dakikalarca düşündükten sonra kısa cevaplar atabiliyordu..

“buse, bu yaptığın komik değil, senin için hiç de iyi değil ayrıca, ben sana yardım etmeye çalışıyorum, sen başka hat alıp beni taklit mi ediyorsun?”

Evet..nihayet incileri dökmeye başladı..beni blöf yapan buse sanıyor…iyi bu…baya iyi..tsigalkonun kendisi olabileceğime dair şüphelenmemesi harika olacaktır..

Eh, artık konuya da girdik sayılır..yeniden yazmaya başladım,
“yani sence ben buseyim öyle mi? bak bunun öyle olmadığını sana kanıtlayabilirim, ama sonrasında olanları nasıl karşılarsın bilemiyorum tabi”

Biraz sonra cevap geldi..ilk şoku atlatıp, konuya da girince, artık onun da elleri ve zihni açılmış olmalıydı..gerçek bir kedi fare oyunu olacak..hadi tsigalko, göreyim seni..

bu gecelik bu kadar olsun panpalar, yarın iş var, okullar var.

yarın gece kaldığımız yerden devam ederiz sıkıntı olmazsa, eski düzenimize dönüyoruz, en kötü 2 gece de bir şeklinde ilerleriz, hepinize iyi geceler,
yorumlarınızı eksik etmeyin, @sanslı pust uğraşmış eline sağlık, sizlerden de yaratıcı şeyler, gözlemler, yorumlar bekliyorum, kendinize iyi bakın

herkese iyi geceler panpalar, beklenmedik gelişmelerden ötürü gelemedim 2 gündür..
müsait olduğum ilk an geleceğime emin olabilirsiniz

tekrar selamlar, arkadaşlar yorumlarınızı şimdi okuma fırsatı bulabildim daha anca 2 gündür. hayatımda olağan üstü gelişmeler oluyor şu sıralarda. yazmayı sevmeyen, yazmayacak olan adam zaten 70 sayfa yazmazdı, bu şekilde düşünün lütfen.

geçen entry de dediğim gibi, fırsat bulduğum ilk an yazacağım, görüşmek üzere, sizleri seviyorum

herkese selamlar,

bu gece 00.00 dan sonra buluşalım

“senin zaten tsigalko olmadığını nereden bileyim?”

Telefonun ekranında parıldayan puntolara baktım…demek, benim az önce “iyi ki düşünmedi” dediğim ihtimali de düşünmüştü o arada..
tsigalko olup olmadığımı nereden bileceksin…eh, bilemezsin..
“bilemezsin (: ..sence bu riski almaya değer mi? yoksa soracağım sorulara cevap vermeye başlayacak mısın?”

Rahat görünmeye çalışıyordum attığım mesajlarda, sanki, aslında tsigalko da umurumda değilmiş gibi, ama sadece konuyu merak eden 3. 

Bir şahısmış gibi davranıyordum, keza, eğer malum kişi, dediklerimi yaparsa, onu tsigalkoya ihbar etmeyebilirdim.. çünkü bu işten bir çıkarım yoktu, diyorum ya, tsigalko filan da umurumda değil yani, ben, sadece elde ettiği bilgilerle şantaj yaparak kısa vadede çıkarlar elde etmeye ve biraz eğlenmeye bakan bir yabancıyım..

Konuşmanın seyri de aynen bu şekilde gitti,

“öncelikle, neden yaptığını bilmek istiyorum, pek çok sebebi olabilir tabi, konu sen olunca x) ama ben senin ağzından duymak istiyorum bunu, neden?”

Cevap gecikmedi,

“beni gerçekten tanısaydın neden yaptığımı zaten bilirdin”

işi yokuşa sürüyordu, ve benim elimdeki tek koz da, “tsigalkoya söylerim haa!” tehdidiydi..bu tehdidi fazla kullanırsam değerini ve etkisini yitirebilirdi.. içinde bu koz olmaksızın, kelime oyunları yaparak, onu bir şekilde istediğim noktaya çekmeli, ikna etmeliydim..

“üfff bunun üzerinde tartışmaya devam mı edicez? Az önce gayet net anlaştık sanıyordum ? Bence şansını fazla zorlama, hatta seni rahat hissettirecekse, ikimiz de aynı takımdaymış gibi düşünebilirsin.”

Sert gelen servise karşı, iyi bir karşılama oldu diye düşünüyorum..

“yapmaya mecburum. Benim kontrolümde değil durumlar, iyice karıştı. Sen bilen tek kişi de değilsin zaten. Her yerden baskı var, intiharı bile düşünüyorum artık, senin de ellerinde kan olacak eğer bu gerçekleşirse”

Oha..

“oo oo, biraz sakin ol bence, çok sert oynuyorsun şekerim (: intihar filan? Götünün yemeyeceğini biliyoruz ikimizde (: zaten tsigalko öğrenirse intihar etmene gerek kalmaz bence, o seni bu zahmetten kurtarır :p . başka kim biliyor?”

Bu mesajı yazarken, mesajda gösterdiğim kadar eğlendiğimi, ya da rahat olduğumu söyleyemeyeceğim..

Ne biçim işler dönüyor lan böyle? Biri, birini bunları yapmaya zorluyor, o da intihar mintihar diyor bilmem ne..abi, açık ve net sorucam, mafya mısınız amına koyim? Ha? ya bak öyleyseniz, ve sırf şu kıçı kırık gönül meseleleri için insanların hayatını zindan ediyorsanız, hiç uğraşmayın, direkt sıkın abi.. valla bak.. yani, çünkü ben uğraşmazdım şahsen..bu ne lan…yalan rüzgarı terk anasını satayım…bu ne..

“biri daha biliyor işte, söyleyemem. Zaten senin o olabileceğini de düşünüyorum, beni deniyor filan mısın? Memnun musun yarattığın eserden?”

“bak, bir konuda anlaşalım, bir kere ben ne buse, ne tsigalko ne de senin suç ortağın değilim (: ve aslında beni hiç mi hiç de ilgilendirmiyor bu olayların ne başı ne de sonucu, beter olun yani :p bana ne. Ben sadece, tesadüfen elde ettiğim bu bilgiyle seni biraz sağmak istiyorum, anlatabiliyor muyum? Bak, hem zaten bir başkası çoktan bunu yapıyormuş bile, ben neden yapamayacakmışım? (: “

Ağır bir mesaj olmuştu yine..kim bilir hattın karşısındaki kişi şimdi neler hissediyordu.. yavaş yavaş ona acımaya başladığımı fark edince kendimi şöyle bir sarstım, kendine gel tsigalko.. acımak yok.. intikam…

selamlar panpalar, gecikme için özür diliyorum, telafi edicük bu gece inşallah

Bu gece öğrendiğim ve belki de bu acıma duygusunun da içime yerleşme çabasına girmesini sağlayan önemli bir bilgi, ortalığı karıştıran kişinin arkasında bir başkasının daha olmasıydı.. dahası, ona da bunu zorla yaptırıyor olmasıydı.. allahım..nelerle, kimlerle uğraştığımı bir bilsem..

Sonra birden, bir ışık yandı beynimin içinde, o zaman kadar hesaba katmadığım bir başka denklem daha belirdi gözlerimin önünde…tabi ya…nasıl ihmal edebilmiştim bunu…gözden kaçırdığım için kızdım kendime..

Bu ana kadar, hep “kendi hayatımı” ve “kendi yakınlarımı” sorgulamıştım beynimde.. suçluları hep kendi çevremde aramıştım..
Peki ya busenin çevresindekiler?

Onun, olması muhtemel eski meseleleri?

Belki de bana değil, buseye takık birisi, benim üzerimden ona bu şekilde saldırıyor olabilirdi.. belki de, ben sadece araçtım.. asıl hedef ise buse..

Bu noktada ortaya çıkan en büyük soru işareti, buseye düşman olan kişinin, benim hakkımda bu kadar çok şeyi nasıl ve nereden öğrenebileceğiydi…evet..bu tarz bilgileri ancak bana en yakınlarımdan temin edebilirdi.. hele ki ceren ve elifle olan münasebetlerimi…ulan onları ben bile beynimin arka odalarına atıp kilitlemiş ve çürümeye terk etmişken, kim, kime, bunları nasıl ve ne sebepten ötürü sızdırabilirdi ki?

Zanlılar, mevzu bahis olaylardaki diğer başroller olabilir miydi?..elif olabilir miydi? Ceren olabilir miydi?..

Kullanılan kişi…baskı altında olan…intiharı düşünen…

Ve bir de kullanan kişi var…o rahat…ipler elinde.. kötülüğün kaynağı o..öbürü ise, sadece bir şekilde, kritik bir sebeple kendine bağladığı bir köle..

Bir yakınımdan…

Bir uzağımdan..

Biri tanıdığım..

Diğeri, tanımadığım biri…busenin tanıdığı biri….onu tanıyan, onun mutluluğunu istemeyen biri..

Belki özellikle, belki de tesadüfen bir araya gelen mükemmel şartlar..

Bunlara uygun, mükemmel bir plan..

Sonuç olarak, ortaya çıkan bu karmaşa..

Kafamda kurmaya başladığım bu yeni senaryoya kendim de yavaş yavaş inanmaya başlıyordum ki yeniden mesaj geldi..

“ne istiyorsun benden?”
bunu daha önce de sormuştu…ama o, lafın gelişiydi..bu ise, gerçek bir teslimiyet cümlesi..

“benimle buluşacaksın, yüz yüze konuşucaz”

Yazdım..

Çaresizliğini, en yüksek noktaya sürüklediğim bu anda, taleplerimin en cesurunu sunmayı başarabilmiştim..

“mümkün değil bu”

“o zaman ben okulda, beklemediğin bir an da yanına gelir ve konuşmaya başlarım, etrafta kimin olacağı da belli olmaz hani, anlarsın ya (: . o yüzden en iyisi, senin güvenliğin için daha özel bir şekilde buluşmak olur. Yoksa ben her türlü karşına dikilicem zaten”

“bana tuzak kurmadığını nerden bileyim? Tsigalkoyu da getirirsen mesela, ya da başka birilerini?”

“altın yumurtlayan tavuğumu kesmem merak etme x) zaten daha fazla batamazsın demi? seninle işimiz var, başka kimseye de ihtiyacımız yok. “

Eh..bundan sonra daha fazla yokuşa sürmezsin umarım.. yapabileceğim her şeyi yaptım.. mesajla bu kadar oluyor.. dilin esnekliğiyle bu kadar oynanıyor.. daha ne yapayım..

Karşımdaki kişinin psikolojisinin sikilmiş olmasının da bana avantaj olacağını umuyorum..

On dakika sonra mesaj geldi,

“ne zaman”

“yarın akşamüstü 5 gibi, büyük parkta”

“tamam”
…..oldu..

Gecenin başından beri uğruna debelendiğim ve dua ettiğim şeyi sonunda elde etmeyi başardım.. saate baktım..4 e geliyor…

Yarın.. akşamüstü…12 saatten biraz fazla bir zaman sonra, bana tüm bunları yapan kişiyi (aslında bir başkasının maşasını) öğreneceğim..

Acaba buna hazır mıyım? Yoksa değil miyim?..

Vücudumu bir üşüme aldı…sanki, ateşimde var gibiydi.. saatlerdir kendimi kasmaktan ve beynimi zorlamaktan ter içinde kalan vücuduma temas eden ıslanmış kıyafetlerim daha da ürpertiyordu beni..

Yarın ha..o kadar yakın mı?..

..bir yanda, elde ettiğim bu zaferin mutluluğu, diğer yanda ise, ele geçirmek üzere olduğum ganimetin, büyük sorunumun çözümü, anahtarı olmayacak olmasının verdiği hayal kırıklığı vardı üzerimde..

O kişi, her kim ise, yani tüm bunların asıl mümessili, ona ulaşmak, biraz daha zor olacaktı.. bunun için, yarın karşıma çıkacak olan “maşa” yı konuşturmam gerekecekti..e, takdir edersiniz ki, hayat kurtlar vadisi gibi değildi.. adamı/kadını, alıp da elektrikli sandalyeye başlayacak halim yok yani…öyle beyaz florasanlı odalara da çekemem..

Hem zaten, yarın beni karşısında gördüğünde, dört nala koşarak uzaklaşma, kaçarken de, “imdaaat adam ödürüyorleaaarrğğğ” diye bağırma ihtimali de yok değildi…

Büyük bir şok yaşayacaktı..bu kesin…acaba serin kanlı davranıp bu şoku kullanarak, ağzından, asıl ismi alabilir miydim?

Ya benim yaşayacağım şok ne olacaktı?..bir de işin bu tarafı var tabi.. yarın, kiminle karşılaşacağım önemli…az çok tahmin edebiliyorum aslında.. daha önce kullanıp attığım kadınlardan ya da fiziksel-duygusal şiddet uyguladığım adamlardan biri olabilirdi.. mesela serhat olabilirdi..ne biliyim, elif olabilirdi.. ceyda olabilirdi…sırf intikam için geri dönmüştür belki..kim bilir…ama o zaman da onun arkasındaki kişinin kim olduğu karışacaktı…yoksa tüm bunların ardından Ceyda mı vardı?... pff…sikiyim.. kafam iyice muşmulaya döndü…saçmalıyorum…uykum var..

Ama uyuyamıyorum..

Göz kapaklarım kurşunlaşana, göz çeperlerim tuz yalamış dil gibi yanmaya başlayana kadar, uyuyamadım.. acı içinde daldım sonra da uykuya..

Hem manevi..hem fiziksel acı…gözlerim yanıyor.. ciğerlerim yanıyor.. hayatım yanıyor…ben de yakacağım ama…şahdı, piyondu demeden hepinizi yakacağım..

panpalar bu gece müzikler sizden gelsin, zevkinizi konuşturun derim

Öğlene doğru uyandım..

Ruh gibiyim.. tuhaf bir durgunluk var üzerimde..

Savaş öncesinde coşan, bağırıp çağıran, trampet çalan, ama düşmanla yüzleştiğinde derin düşüncelere dalan, belki korkan, hayatı gözlerinin önünden geçen askerler gibiyim…

Durgun…kafamda, belirsiz, sürekli dönüp duran, asla netleşmeyen ve belirgin olmayan düşünceler var..bir anlamda, hiçbir şey yok gibi yani…boş…dolu, ama boş..

Duş aldım.. sonra odamda ve evin içinde amaçsız amaçsız dolandım.. yastığı filan düzelttim, tabak çanağın yerini değiştirdim.. perdenin orantısını ayarladım.. duvarlara dokundum..bir gidip, buzdolabının kapağını açıp, amaçsız amaçsız içine bakmadığım kaldı yani…öyle, saatlerce saçmaladım…

Çıkmak için giyinmeme az bir vakit kala, o saate kadar gözükmeyen ama banyoda, mutfakta yaptığı tıngırtıyı duyduğum tolgaya bir uğradım, odasına girdiğimde, onu da giyinirken görünce kalbim yerinden sıçradı bir an, sonra gırtlağımdan sekip geri düştü kaburgalarımın arasına,

“aga.. naber..nereye?”

“iyi yavrum.. günaydın(!) :p cansuyla buluşucaz ya, şimdi sınav zamanı pek görüşemeyiz filan diye, son son bir takılalım dedik”

“ha..i..iyi etmişsiniz..” dedim soluğumu kontrol etmeye çalışarak..

“senin kızla takılmıcan mı sen? gerçi siz aynı bölümsünüz, her türlü görüşürsünüz (:”

“e..yok.. evdeyim ben bugün..” dedim heyecanımı yenmeye çalışarak.. kendi kendime, sanki bataklığın birinde debeleniyor gibiydi konuşmalarım..”

“hee..iyi o zaman.. akşama görüşürük (: ..iyi misin lan sen?”
“iyiyim aga” dedim, “nasılsın asker” diye komutana “sağ ol” çeken erler gibi..

“aferim.. akıllı ol..;)”

Zorlukla kendimi odama attım.. kalbimin gümbürdemesinin susması için bir iki dakika daha gerekti..

Yok.. tabi ki bir tesadüftü bu…tabi ki tolga değil, olamaz…kimse bu kadar soğukkanlı değildir…mümkün değil tsigalko…salaklaşma..

Biraz sonra, ben de giyindim..

Saat buçuğa geliyor.. anca varırım..

Sakin olmalıyım..

Sakin..

Dizlerim zangırdaya zangırdaya çıktım evden.. yürüdüğüm yol, sanki koşu bandıymışçasına, beni geri geri itiyordu..

Hayır, beni esir alan duygular, korku ve benzerleri değil…bambaşka bir şey bu…

iki kere ezilme tehlikesi atlattım karşıdan karşıya geçerken.. trafoya çarptım, insanlara da tabi.. sanki evren, bütün gücüyle bana 
“gitme oraya tsigalko” der gibiydi…ama mecburum…tüm bunları sona erdirmek için.. buseyi, beni ve aşkımızı kurtarmak için, bu ilk, tek ve son şansım…dönmek yok…ölmek, öldürmek var, ama dönmek yok…

Bu oyunu bozmak gerek…kuru lafla yiğit olunmuyor.. yiğit gibi meydana çıkıp savaşmak gerek..

Buluşma yerine yaklaştıkça, daha da beter üzerime gelmeye başladı dünya.. kıyılardan, köşelerden yürüyorum…sanki korkması gereken, kabahati işleyen benmişim gibi, insanlardan saklanıyorum..

Belki yol üzerinde bile karşılaşabilirdim malum kişiyle…yo..bu olmamalıydı..

Sonra saatime baktım tekrar…on dakika vardı..

Fazla mı erkenciyim?..

Kendimi yol üzerindeki dükkanlardan birine attım.. ilgi alanlarımla alakası olmamasına rağmen, dakikalarca bebek kıyafetlerini, oyuncaklarını inceledim, bilgilendirmeden ziyade, muhabbete gelmiş gibi duran çalışan kızla konuşmayı kısa kestim, arka reyonlara ilerledim..o da beni , gergin hallerimden de aldığı ilham ile, “küçük kardeşini bir kaza sonucu kaybeden ve nostalji yapmakla meşgul travmalı abi” filan zannetti muhtemelen.. kendi halime bıraktı..

Oyalanabildiğim kadar oyalandım dükkanda.. çıktığımda, saat beşi biraz geçiyordu..

Genişçe bir mekan olan buluşma yerine, en az tercih edildiğini düşündüğüm taraftan giriş yaptım..

Bulunduğum yeri, tam bir daire gibi kabul edip, en kıyısından itibaren ilerlemeye başladım.. mutlaka ama mutlaka, ilk gören ben olmalıydım.. hatta mümkünse, o kişi, ben ensesine yapışana kadar göremesindi beni..

Vücudum yine alev almıştı.. eğer biraz kasarsam, belki de ateş topu saldırısı bile yapabilirdim düşmanıma..

Attığım her adımı reddeden yer çekimine karşı mücadele ede ede, biraz daha ilerledim geniş meydanın kenarlarından.. insan kalabalıklarını kullandım kamuflaj için..

son bir part daha atıp bu gecelik bitirelim panpalar

Pff..lan çok mu yüzeysel bir tarif olmuştu buluşma yeri?..keşke daha spesifik bir yer söyleseydim.. şimdi, binlerce metrekarelik bu açıklığın her yerinde olabilirdi malum kişi..hem, beni, ben fark etmeden gördüğü takdirde rahatça da sıvışabilirdi..

Bu düşünceler zihnimi yaftalarken..

Birden bire..

Gördüm..

Ama profilden..

Aslında o kadar bile değildi..

Göz ucuyla bile diyemem…

Ya da gayri ihtiyari..

Banklardan birinin önünde.. devasa ağaçlardan birinin altında.. ayakta dikilmiş…bir sokak lambası gibi hareketsiz.. dalgın…kuzguni saçları rüzgarda uçuşup yüzünün , teninin büyük bölümünü perdeleyen.. üzerinde tanıdık kıyafetleri, ayağında bildik ayakkabıları olan..

Hayır…hayır…hayır hayır hayır…..hayır sen olma….yalvarırım sen olma….lütfen….sen olma…

Aniden, sanki bir mızrak göğsüme, gövdeme saplanmış, sonra da delip geçmiş, giderken ise, bütün iç organlarımı götürüp, geriye, boş, kof bir beden bırakmış gibiydi..

Yola kapaklanmadığım için şanslı sayılırdım.. dizlerim,istemiyordu çünkü geri kalanımı taşımayı.. sendeledim..gözlerime buğular hücum ederken, rüzgar, uzun, güzel, dokusunu benim de gayet iyi bildiğim ipeksi saçlarını havalandırıp, iyice soluklaşmış yüzünü ve boş bakan gözlerini, gözlerimin önüne serdi düşmanımın.. sanki yeterince kanıt vermemiş gibi.. şimdi apaçık önümdeydi…

Zorlukla kendimi kenara attım.. parktan çıktım, yan yolda bir süre körlemesine ilerledikten sonra bir duvara yasladım kendimi güç bela.. içime çektiğim nefes, kor gibi cızırdadı, dayanamadım..bir hıçkırık takıldı boğazıma.. gitmedi oradan.. ayıramadım…göz yaşları yanaklarımdan aşağıya yuvarlanmaya başlarken, hınçla sıktım dişlerimi.. yüzümü döndüğüm duvara, ellerimi, alnımı sürttüm, rendelemek ister gibi.. deliler gibi..

Deli gibi…

O an, o saniye, işte artık ben de bir deliydim…sadece, o sırada yoldan geçmekte olup, “ne yapıyor bu böyle?” şeklinde soru baloncukları edinen insanlar için değil, kendim için de bir deliydim…insan, deli olduğunun farkında olur mu hiç?

Oluyormuş işte…sarhoş olduğunu kabul eden sarhoş gibi..

Devrelerim yanmış bir halde, ağlaya inleye, arada tuhaf, boğuk hırıltılar da çıkararak, ara yollara girdim.. evime gitmeliyim…evime gitmeli, ve korkunç, ölümcül, acımasız, “”yalan!”” dünyadan kendimi sakınmalıyım…korumalıyım kendimi…çünkü evet.. korkuyorum…çok korkuyorum allahım…deliriyorum.. hayattan, insanlardan, şu saniye attığım adımdan, ayakkabımın tabanının asfalta basışından, köşe başındaki simitçinin bağırışından, çöp tenekesinin etrafında konuşlanmış kendi halindeki kedilerden, camdan sarkmış, sokağa nanik yapan küçük çocuktan..

Herkesten, her şeyden korkuyorum artık…böyle bir dünyada, böyle insanların arasında..”insanların arasında” yaşıyor olmaktan, 
“yaşıyor olmaktan” korkuyorum…nefret ediyorum…iğreniyorum…yürüyemiyorum…düşemiyorum da..keşke düşsem şu yolun ortasına…ah keşke…ve geçmekte olan bir otomobil de beni ezse…tüm bu kabus burada bitse..

Nasıl yürüdüğümü bilmeden, neredeyse önümü bile görmeden eve vardım.. kendimi odama sakladım, yumruk yapmaktan bembeyaz kesilmiş ellerimle kızgın kalorifer borularını kavradım.. yatağa savurdum sonra da kendimi.. manyak gibi yorganı, yastığı sıktım…

Çıkmadı.. çıkmıyor o boğazıma yapışan, oturan o yumru…çığlık…bir türlü bağıramadım…bağıramıyorum….içimde bir donanma, baskına uğramış yanıyor, beynimin içinden Sezar, “sende mi brütüs?” diye bağırıyor…

Ama ben bağıramıyorum…inanamıyorum…

O gün, o saatte.. orada..üzerinde tanıdık yün hırkasıyla put gibi dikilmiş, gizemli ziyaretçisini beklemekte olan kişinin nilay olduğuna hala inanamıyorum…

herkese iyi geceler panpalar, yarın gece yine gelmeye çalışacağım, görüşmek üzere

iyi geceler panpalar,
daha eve yeni geldim inanın, ama yarın gece 00.00 için söz verebilirim diye düşünüyorum

harika yorumlar var gerçekten, inanın ben de heyecanlanıyorum buraları yazarken, eski günlere döndüğüm için, geriliyorum.
keşke bir an önce akabilse zihnimden hatıralar, bir an evvel olayları size açıklayabilsem, bunu zaten en çok ben istiyorum zaten.

öyle şeyler, öyle yerlere bağlandı ki, acaba götümden atsam bu kadar güzel senaryo yazabilir miydim diye düşünüyorum bazen, aslında senaryoların en sağlamı, yaşadığımız, kendi, sıradan hayatlarımız.

bu şarkı da benden size gelsin,
http://fizy.com/#s/12a448 

yarın gece yine epey ilerleriz. yorumlarınız ve eleştirileriniz için teşekkürler, dikkate alacağım hepsini,

ayrıca bazı yorumlar gerçeklere çok yaklaşmış, kafası bu şekilde çalışan doğuştan şerlok panpalarımı da ayrıca tebrik ediyorum, şekilsiniz

..yastığa yapışan kafamı güçlükle kaldırıp ayıldığımda, saat gece yarısını biraz geçmişti..

Ağzıma girmiş saçları yüzümün önünden kovaladım, ruhen, fiziken, zihnen berbat hissediyorum..bir kaç saat sonra, dönemin ilk vize sınavına girecek olan bir öğrencinin olması gereken en son durumda olabilirim her halde..

Bu akşam üstü yaşadıklarımın rüya olması için dua ediyorum bir yandan da..uyuyakalmışım, aslında oraya, o buluşmaya hiç gitmemişim.. üzerimdeki kot pantolon ve gömlek ise yalancı çıkarmaya uğraşıyor beni,
“gittin tsigalko..ve görmeyi istediğin en son kişiyi gördün orada..”

Nilay..

Bu nasıl olabilir lan..
o kadar büyük bir şok geçirmiştim ki, bırakın malum kişiyi sorgulamayı, daha karşısına bile geçememiştim.. kaçmıştım resmen.. bozguna uğrayan ordular gibi…bütün atıp tutmalarım, laf kalabalıklarım, çil yavrusu gibi dağılıvermişti.. dizlerim boşalmıştı.. tavşan avına giderken boz ayıyla karşılaşan acemi bir avcı gibiydim..
dört nala kaçmıştım o sahneden.. kendimi evime, yatağıma zor atmıştım..

nasıl…

neden…

neden nilay?..

seni sevmekten ve yıllarca, iyiliğini isteyen bir dosta yaraşır şekilde davranmaktan başka ne yaptım ben? Bilerek, ya da bilmeden..ne yaptım da sana hayatımı zindan ettin bana..
ne yaptım nilay? 

Bütün yaşadıklarımız, gülüşlerimiz, beraber ağlayışlarımız, sarılışlarımız…acısıyla, tatlısıyla yan yana, kah omuz omuza, kah sırt sırta geçirdiğimiz iki küsür yıl…hepsi mi yalandı yani? Gözlerimin içine bakıp gülümserken, elini omzuma atıp sıvazlarken, koluma girip kordonda turlarken.. hiç mi gocunmadın.. hiç mi vicdan azabı hissetmedin.. nasıl bunca zaman, böylesine rol yapabildin?..

Bu..bu olanlar…ve nilayın yaptıkları…en kötü senaryomun bile ötesinde…en büyük kötülüğümün ötesinde..

Ben, kötü filan değilmişim ki be beyler? Valla bak.. öyle iki tane hatunu ayartıp bırakmakla kötü mötü olunmuyor be abicim.. olunmuyor yani…kötülük, 

Öylesine organize.. öylesine derinden…ve öylesine uzun vadeli bir planlama ve yatırım ki, açığa çıktığında, yaydığı enerjiye şaşırıyorsunuz..

Herkes kötü olamaz…sahiden de öyle…kötü olunmaz.. kötü doğulur..ve ben, yaptığım onca şeye ve işlediğim bunca günaha rağmen, nilayın tırnağı kadar olamazdım bu konuda…

Nasıl yaptın ben kadın…nasıl becerebildin…yıllarca, gözümün içine baka baka beni uyuttun…en küçük bir falso bile hissettirmedin.. nasıl oldu da beni, o “gözü açık” geçinen beni böyle zehirleyebildin..

ihanetin, en yakınımdan gelmesinin bünyemde yarattığı hasar, bambaşkaydı..

Demek ki ben, beceriksizdim…arkadaş seçme konusunda…

Demek ki ben, saftiriktim…etrafında dönen olayları far etme konusunda..

Aymazdım.. yeteneksizdim..angaliydim..

Elli çeşit plan kurup, güyaaa “şeytanıyla” konuşup, intikam peşinde koşan, kendine yol haritaları filan çizen, “kötü adam” olmaya çalışan tsigalko, 

Aslında salağın tekiydi…salaksın olm sen?..malın tekisin…gözünün önündekileri bile göremedin, hissedemedin.. planlar, intikamlar senin neyine?..ha benim saf çocuğum?...

Öyle acınası, öyle zavallı bir haldeydim ki..

Ve kendime öyle gülüyordum ki..

Hah…hani yok edecektin, yakacak, yıkacaktın…ne oldu?..neden kaçtın ayakların götüne vura vura..

Beceremedin..

Beceremezsin..

Sen kötü olmayı beceremezsin tsigalko..

Bak, kötü dediğin böyle olur..

Kötülük dediğin böyle yapılır..

Üç tane saf kızı kandırarak değil…o seninki, Abazalıktı be gülüm?..kötülük filan değil..

…sabaha kadar aklımdan belki binlerce şey geçti.. hayatımın son 2.5 senesindeki her anı sorguladım belki de..yaptığım her hatayı bulmaya çalıştım..her hamlemin sonuçlarını yeniden değerlendirdim zihnimde..

Tam bir hesap gecesi oldu benim için..

Sabaha karşı, hesabı kesip, alacağımı-vereceğimi öğrendiğimde, bundan sonra ne yapacağımı da kafamda kesinleştirmiştim artık..

Birinci kural, bu incin halimden kurtulmam ve soğuk kanlı olmamdı..

Onlar olabiliyorsa, ben de olabilirim…

Onlar.. evet, karşımda organize bir kötülük var..

Ve nilay, mesajda da yazdığı gibi, sadece bir piyon bu oyunda..

Benim asıl işim tüm bunların arkasında olanla..

O zamana kadar, ben de soğukkanlı olmalı, hiçbir şeyi hissettirmemeli, fark ettirmemeliyim..

Nilay benim için artık bitti..o ayrı bir konu tabi…ama olayların ardındaki asıl kişiyi öğrenene kadar renk vermemem lazım..

Benim hayatımı, ölümüne mercek altına alan bu ikiliyi, bu sefer de , nilay üzerinden ben takibe alacağım..
Attığınız her adım…yediğiniz her lokma.. içtiğiniz su…

Peşindeyim nilay.. bundan sonra, ben de senin peşindeyim..

Peşinizdeyim..

Bu sefer ben kazanacağım üstelik!..biliyorum.. bundan eminim hatta.. çünkü bu sefer yarışımız, kötülük üzerine değil.. rövanşı, tamamen farklı bir kulvarda alacağım..iyi olduğum bir alanda..



next--->
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=