melihkagan

part84

@ anatoli, panpam öyle etkileyici bir final olur mu bilmiyorum, yani insanlar etkilenir mi? çünkü olanı yazacağım sadece, hatırladığımı yazacağım.


sonunda bir casting bölümü yapmayı düşünüyordum ama sonradan vazgeçtim gibi, olan, olduğu yerde kalmalı sanki.

artık onu okuyunca göreceksiniz, kafamda sıraya koymaya çalışıyorum esasen ben de olanları, üçüncü yılın ardından aksiyon yönünden sönük geçebilir belki, çünkü o yıla başlarken de söylemiştim, çok fazla olay vardı ve çoğu, hatta yazdığımın fazlası da elimde kayıtlıydı, o nedenle fazla dolu bir bölüm oldu 3. yıl

son senemde yaşadıklarım çok tuhafınıza gidebilir, bir aylık süre zarfına sığdırmaya çalışacağım son yılı, yeterince edebiyat yapıp, gereğinden fazla sosyal mesaj verdik diye düşünüyorum x) o yüzden sadece olayları yazmakla yetineceğim bu kez, kısa ama etkili bir parça olacaktır, keskin bir zaman dilimi oldu benim için son sene, çok fazla şaşırdığım oldu, o zamanlar benim "hassiktir" çektiğim yerlerde bu kez size hassiktir çektirmek niyetindeyim (:

@ asosyal a.y soytarı mıyım lan ben piç (:

eyvallah panpalar, yoldaşlığınız benim için paha biçilemez, sizden güç aldım yazarken.

yalnız sorun şu ki, yeterince yorum alamıyorum hikaye hakkında. tespitler yapılmıyor, eleştiri gelmiyor, sorular nadir soruluyor.

özelden teşekkür eden vb. çok ama ben biraz da kritik bekliyorum sizlerden, benim yerimde olsaydınız ne yapardın, nasıl davranırdınız, neyi yapmazdınız,

bunları duymak da istiyorum, yani

"gene mi yazmadın sikik" den ya da "amuğa goyim tsi" gibi entrylerden bana fayda yok.. başlık uplanmış oluyor ama ben up derdinde olsam zaten 700-800 belki 1000 kelimelik değil, 100-200 kelimelik partlar atardım, yarısı benim entry olurdu buradakilerin.

o yüzden sizden de benim gibi, belki nicelik olarak az, ama dolu entryler yazmanızı bekliyorum. çok mu şey istiyorum lan acaba, neticede burası inci sözlük (: bizler daha ziyade "özet geç lan piç" e alışkınız (:

o kitap işini de çok soran, söyleyen oldu, partları güzelcene word e geçiren varsa bana da atsın diye yüz kere söyledim bana mısın diyen yok, valla ben uğraşır geçirirsem kendim bastırır parsını da yerim çatır çatır ona göre :p

daha önce soranlara, izin verdiğimi zaten yazdım özelden, buradan da yazmış olayım, isteyen istediğini yapabilir, maksat insanlara ulaşmak olsun, birilerinin benim yaşadıklarımı paylaşmasını bilmem yeter bana, yoksa kitaptan gelecek parada gözüm yok, para bok çok şükür 
*

panpalar ifşa konusunda da evet hassasım, yani burada yazılanları zaten bu derece muallakta ve yuvarlak yazmamın sebebi bu, çünkü es kaza, olayların o zamanki kahramanlarından birine denk gelirse burada yazılanlar, kapımın önüne kadar bulurlar beni. şu anki sosyal durumumdan ötürü bu en son istediğim şey, çünkü siz de farkındasınız ki paylaştıklarım pek masum şeyler değil, neredeyse suç işliyorum burada yani, özel hayata saygı sıfır aq (başta kendiminkine)

ama hikayenin sonunda bir şey düşünüyorum, belki ses kaydı atabilirim sizleri selamlayan, ya da şarkı kayıtlarından paylaşabilirim. ama korkuyorum yani, öyle şerloklar var ki amk sözlüğünde, ses tonumdan robot resmimi bile çizebilirler yani :p

@ masterboii, her şeyin hayırlısı panpam, kısmet bu işler, benim de kadere olan inancım arttı, yemişim aşka olan inançları (:

@anatoli, olabilir valla (: birisi her partımı eksiliyor zaten, hadi yazmayayım yazmayayım dedim, böyle bir şeye takacak değilim zaten, ama belli ki dikkat çekme peşinde, artık mutlu olabilir seri eksici panpamız, pek muhterem (!) tsigalkonun dikkatini çekmeyi başardı anasını satayım (:

benden de iyi geceler hepinize, yorgunum, kaçayım, ayak üstü güzel muhabbet döndürdük. öpüldünüz

asosyal, seni daha bir sulu öpüyorum özel olarak 
*

herkese selamlar (:

ne mübarek adamım ki, ben yazmadığım zamanlarda inci sözlük de kapalıydı, site çöktü resmen :p

herhangi bir aksilik olmadığı takdirde (sitenin yine çökmesi, benim çökmem vb.) pazar gecesi 4. yılımıza başlarız panpalar, ilk gecenin büyük bölümü yazın yaşanan olayları özetlemekle geçer diye düşünüyorum, küçük bir giriş de yapabiliriz belki 4.yıla.

pazar 22.30 gibi geleceğim, fener maçından sonra, görüşmek üzere, hepinize sevgiler.

selamlar herkese, birazdan başlıyorum ilk part hazır

http://fizy.com/#s/1ahq1i 

O yaz..

Bir başka dopdolu yaz daha..

Toplam 40 iş günü olan stajımın 30 iş gününü o yaz yapmıştım, yani yaklaşık bir buçuk ayım üniversitemin şehrinde geçti.

Staj için bile olsa, hemen hemen sadece torpille girilebilen, büyük bir süt fabrikası…babamın bağlantıları ve dostlukları işime yaramıştı.

Ama sanılanın aksine, bu şekilde kabul edilmek beni gevşetmedi, aksine kamçıladı. Muhtemelen mezun olduğum zaman da iş yerim burası olacaktı, staj, kendimi göstermek ve insanlarla tanışmak için harika bir fırsattı.

Hemen her bölümünü gördüğüm fabrikada, sıradan yardımcı elemanlardan tutun da (işçi denmiyor, kibarlık olsun diye yardımcı eleman deniyor işçi statüsünde olan çalışanlara) bölüm şeflerine kadar (mühendislerin bir üstü) hemen herkesle tanıştım, konuştum. insan kaynaklarında, arşivde, üretimde, pazarlamada, otomasyon ünitesinde ve laboratuarlarda geçirdiğim günler boyunca, gerek ayak işi yaptım (çöp atma, bankoları temizleme vb.) gerekse, okulda sikindirik versiyonunu gördüğümüz analizleri, gerçek ortamında, baba makineleriyle yapma şansım oldu.

Sadece kimya laboratuarında yaptığım analiz sayısı, 200-300 vardır herhalde..bir hafta içinde hem de..

Yani eşek gibi çalıştım af edersiniz, ama çok da keyif aldım..bir kere pudinge, ayrana doydum onu da net söyleyeyim (: 

“Evet” dedim..işte benim ait olduğum yer burası..çalışmam gereken yer..bilerek, isteyerek seçtiğim alanımın ne kadar doğru bir tercih olduğunu bir kez daha anlamıştım…ve tabi bir de okulda öğretilen çoğu şeyin nasıl da angarya ve saçmalıktan ibaret olduğunu..

insanın o ortamı görünce bir daha derse giresi, o gereksiz teferruatlardan ibaret göstermelik, şekilci deneyleri yapası gelmiyor..hemen yarın gel başla deselerdi, stajdan sonra, vallahi durmazdım..

Fabrikanın tek kötü yanı, şehir merkezine uzak olmasıydı. Her gün 1,5 saat gidiş ve gelişten, toplamda 3 saat yol yapıyorum..hoş değil tabi..9 vardiyasına yetişebilmek için sabah 6.30 da ayağa dikiliyordum.

Sağ olsun, birkaç kez ebru alıp bıraktı beni, o zamanlarda, yolun uzunluğu 1 saate düşüyordu ama, bu sefer de ben o yol hiç bitmesin istiyordum (:

Evime ilk kez geldiği ve terasta sabahladığımız, onun bazı çekincelerinden sıyrılıp, bir zamanlar üzerine kendi ellerimle sardığım zincirlerden kurtulmaya başladığı o romantik geceden sonra, yaz boyunca pek çok kez misafir ettim onu. Çocukların hepsi memleketlerine dönmüş olduğundan iki kat da bize kalmıştı. Bir gün aşağıda, bir gün yukarıda, bir gün salonda, bir gün odalarda takılıyorduk.

Onun, bana her dokunuşunda vücudumun nasıl alev aldığını, benim onun kollarının, saçlarının arasında kayboluşlarımı uzun uzun anlatmayacağım..ama o yaz, hem sosyal hem de cinsel anlamda epey yol aldık ebruyla..

Artık bana güveniyor..ben de kendime güveniyorum…çok.. çok acayip, bambaşka bir adam oldum lan?..şu staj mtaj ayağına iş, çalışma ortamlarına da girdik ya hani, böyle, bir büyüdüm sanki.. olgunlaştım..insan ilişkilerim gelişti, dengeye oturdu, stabil hale geldi..

Baya baya olgun, oturaklı, efendi bir adam oldum anasını satayım (:

Ebru evden gidip geldiği için, her zaman izin alamıyor, aslında almasına alır da, hani o işin suyunu çıkarmak istemiyor öyle diyeyim.. yoksa ailesinin kıza güveni çok fazla.. güvenmeseler o yaşta kızın altına araba vermezler zaten.

Ama ebru da kendine bu güvenin duyulmasını hak ediyor yani..o hissiyatı vermiş ailesine..

“bizimkiler aslında çok ilgilidirler benle, ama bir şey yapılacaksa hep kendim yapayım, ben başarayım isterler, izlerler, müdahale etmezler…ne zaman ki düşmek üzereyim, çok çaresizim, işte o zaman devreye girerler sadece…neyse ki öyle zamanlar pek olmadı hayatımda... ” diyor..

Ne güzel lan.. kız,hem sevildiğini, korunduğunu biliyor gizliden gizliye, ama hem de rahat, kendi bildiği gibi yaşıyor hayatını..

Ben kız olsaydım (ilk size verirdim), bizimkilerin yapacaklarını düşünemiyorum bile, her halde babam anneannemle ev tutardı bana, yemeklerimi anneannem yapar, çamaşırlarımı anneannem yıkar, ben de aman o meraklanmasın, üzülmesin diye eve gece saat 9-10 dan geç gidemezdim (:

Zavallı kardeşim, ben erkek olduğum için yırttım, artık bütün hınçlarını senden çıkarır bizimkiler (:

Ebrunun, eve geç gideceğine dair izin aldığı akşamlar yemeğe çıkarıyorum onu…ee artık büyüdük ya hani, öyle kafeler filan sarmıyor, restoranlarda, mum ışığında, abiyelerimizle, elimizde kadehlerle oturuyoruz..

Ama işte o mekanlardan çıkıp, kendimizi kordona, sarmaş dolaş, banklara attığımız vakit, yeniden gençleşiyor, abartıyor bu sefer de liseli oluyor ruhumuz..

Ben böyle deyince gülüyor..

Onun yanındayken her halimi yaşayabiliyorum.. oturup ciddi ciddi tartışabileceğiniz, muhabbet edebileceğiniz biri hem, hem de level 1 esprilerle şakalaşabileceğiniz..

Bazen çocuk oluyoruz.. bazen de büyümüşte küçülmüşler gibi.. ebrunun yanındayken.. kendimi içten, rahat hissediyorum..

Mutlu hissediyorum…huzurlu hissediyorum.. güvende hissediyorum.. benim küçük, sakin limanım…

inanın, onu bir an bile kırmıyorum…ilgimle bunalttığım söylenemez, öyle kelebekler gibi, narin çiçekler gibi üzerine titrememe ihtiyacı yok ebrunun…o da benim gibi dikenli, iğneli.. belki zehirli..ama işte biz, birbirimizin hakkından geliyoruz…birbirimizin hakkını veriyoruz.. (:

Staj bittikten sonra, iki hafta daha kaldım şehirde, sonunda babamın “yattın be orda eşek sıpası hadi gel artık hiç mi özlemedin evini” ayarıyla bursaya döndüm.

Çokça zaman geçirip, her anlamda epeyce şey paylaştığımız, yılların, yazık olan yıllarımızın açığını kapatmaya çabaladığımız o iki aylık süreç boyunca, bir kez bile tartışmadık ebruyla..

Aslında ufak tartışmamız oldu..onu da, benim, aramızı iyi tutabilmek için azami dikkat ve gereğinden fazla çaba sarf ettiğimi fark eden ebru ateşlemişti zaten,

“ya, sanki en ufak bir sallantıda yıkılacak, kırılacak bir şey muamelesi yapmaktan vazgeç aramızdakilere” demişti..”eğer kendini bu kadar kasarsan, yorulursun bir süre sonra.. sıkılırsın hatta.. onun için, rahat ol artık yanımda..ben.. güveniyorum sana.. güvenmesem döner miydim bir kez daha?”

Her zaman olduğu gibi, yine haklıydı.. çünkü gerçekten abartmıştım şu kendini kanıtlama olayını.. öyle ya, ebrunun, artık değiştiğime ikna olması gerekiyordu..ben de bu amaçla her daim yılın performansını oynamaya kalkıyordum..

Onun bu uyarısıyla kendime geldim sonunda.. aslında yine beni, benim iyiliğimi düşünüyordu zaten.. doğru..rahat olmalıydım yanında.. kasmamalıydım…

Kasmadım ben de..yavaş yavaş, kendiliğinden şekillendi aramızdaki bağlar, doğal yollarla, tamamen organik olarak yetişti, büyüdü sevgimiz.. tensel çekime, kara kaşımıza, kara gözlerimize olan hayranlıklarımıza, bir de güzel huylarımıza ve düşünsel uyumumuza olanı eklendi.. zaten manevi olarak birbirine aşık ve hayran varlıklarımız, bir de mantıksal senkronizasyon ile taçlandı..

Onlarca ortak ilgi alanı…onlarca geçmiş, güzel anı…onlarca fikir birlikteliği, bir o kadar da, bize karşılıklı fayda sağlayan ve yeni bir şeyler öğreten, keşfettiren fikir çatışması…

Aşkımızın duygusal ve mantıksal kıvılcımları..

Bir insanı, güzel yüzü hatırına bir gün seversiniz..bir ay seversiniz..bir yıl seversiniz…on yıl seversiniz…

Ama güzel huyu, bir ömür seversiniz..hem de ilk günkü aşkla ve heyecanla..

Çok saçmalamıştım, çok debelenmiştim çamurun içinde, burnumun ucuna kadar boka batmış, burnumun ucunu göremediğim karanlıklarda kalmıştım ama, sonunda aydınlığa varmıştım be..

“Hah” demiştim…”işte bu..”…”benim kadınım bu..”….

http://fizy.com/#s/3woq6w 

Otogara beni geçirmeye geldiğinde bir türlü ayrılamadı ellerimiz..yılışık, gösteriş meraklısı ciciş sevgililer gibi ağlayıp ağlayıp birbirimizin boynuna atlamadık belki ama, o benimkilere dikili gözlerinde, elimi bir sıkıp bir gevşeten parmaklarında öyle derin hisler saklıydı ki..bütün o şekilci vedalaşmalardan çok daha sahici, gerçek bir vedaydı..

“ben bir ay sensiz ne yapacağım?” dedi kederli bir gülümsemeyle..

“sorsana, asıl sen bensiz bir ay ne yapacaksın? Diye bana” dedim aynı yarı buruk tonda..

Off of..inanılır gibi değil..şimdi bırakacağım bu eli..ve bir daha bir ay tutamayacağım..dokunamayacağım?!..inanılır gibi değil..sahi, nasıl üstesinden geleceğiz bu zorunlu ayrılığın?..

Kaptan şoför kontağı çalıştırıp, muavin de ön kapının merdivenlerini tırmanmaya başlamıştı ki sarıldık birbirimize..o sahneyi, her gece yatmadan evvel hatırlayıp, güzel bir hayale tutunmuş şekilde uyuyabilmek için kazıdım zihnime..

Daha otobüse binip koltuğuma oturduğum an özlemiştim onu..camdan, el sallayan görüntüsüne baktım..el salladım..öyle burnumu cama dayayıp komiklik filan da yapamadım... çok buruğum be dostlar..çok..ilk defa böyle oluyorum…acaba, benim sürekli farklı şekillere soktuğum, her seferinde o sandığım, türlü kisvelerde bana göründüğüne inandığım “aşk” aslında bu muydu?..

Onsuz alınan nefesin bile ağır gelmesi..mideye oturması..

Gözlerimi kapadım..kulaklığımı taktım..neşeli bir şeyler seçtim mp3 çalarımdan..aman..hüzne, hüzünlü şarkılara gelemem şimdi..bir ay…koskoca bir ay ulan…30 gün…720 saat…nasıl geçecek?..binlerce dakika..on binlerce saniye….saymakla bile geçmez…durduğu yerde nasıl geçip bitecek?..

Ooff.of..ebru…yaktın beni…

panpalar tolga geldi elinde viski şişesiyle aasdfsadgfa

arkadaşlar mecburi olarak ara veriyorum şimdilik, duruma göre devam edebilirim, adam şu anda salonumda (: gitmem lazım, görüşmek üzere, olaya bak lan (:

herkese iyi öğlenler, dün gece hesapta olmayan bir ekşın çıktı bunun için üzgünüm panpalar (: aslında değilim hehe güzel gece oldu :p

bu gece telafi ederiz dünkü durumu, hazıra part ayarlayacağım akşam, gece 00.00 a doğru başlarız bu sefer, görüşmek üzere, sevgiler.

not: soruları cevaplanmayan panpalarımın sorularını da cevaplayacağım gece hikayeye başlamadan evvel, siz de sorularınız varsa sorabilirsiniz, hikayeye devam etmeden evvel onları konuşuruz.
teorileriniz de pek hoş ayrıca, görüyor ve arttırıyorum (:

herkese selamlar, 15-20 dakika sonra geliyorum panpalar, sorulmuş soruları cevaplayarak ve ufak bir muhabbetle başlarız, uzun bir gece olabilir

arkadaşlar çok pardon.. telefon görüşmesi..bir cenabetliktir gidiyor hadi hayırlısı..
hemen bir part verip sakinleştiriyorum sizi :p

Bursa otogarda, beni almaya gelen babamla kucaklaşana kadar çok kötüydü ruh halim..ama o an, biraz olsun toparladım..bir mutluluk esintisi geldi babamın bana doğru yürüdüğü yerden..eh..sonuçta yaban ele gelmemiştim ki gene? Ailemin, beni seven, beni bu dünyada karşılıksız seven yegane insanların yanına gelmiştim..

Yolda babamla sohbet ettik.. bizim klasiğimizdir bu zaten, hatta biraz da yavaş sürer, ağırdan alır yani, onca zaman sonra baba oğul bir araya gelmişiz.. konuşacak şeyler var.. tabi onun bana soracağı klasik sorular var.. sonra evde yaşanan gelişmeler, güncel durumlar, yenilikler..iyi haberler, belki bazen kötü-buruk haberler…

Eve vardığımda kendimi sevgi yumağının içine bıraktım, annemle sarıldık sağa sola sallandık gülerek, annemin elini öptüm, yanaklarını sıktım, her gelişte aramızdaki boy farkını biraz daha eritmiş bulduğum küçük hanımla da pek kibar selamlaşıverdik,

“ne o kız zilli, resmi mi takılıyorsun artık abinle

“hayırr.. yeni oje sürdüm :/” dedi dudaklarını büzüp

Aylar sonra bütün aile sofrada yemek yedik, keyfim yerine gelmişti artık…onları bıraktığım gibi bulmak paha biçilmez bir şeydi..ee..baba ocağı işte.. yıllar sonra gitsen, sanki daha dün akşam oradaymışsın gibi sıcak ve içten karşılanırsın her zaman..

Yemek ve salonda oturma faslından sonra, zaten pek geçe kalamayan anneannem yattı, babam da yarın işe gidecek malum o da devrilince ben odama çekildim, kardeşim salonda televizyonda takılırken, artık emekli mertebesine erişmiş olan valide hanım yanıma geldi sırıtarak,

“ooh” dedim “artık bütün gün evi silip süpürüyorsundur, senden iyisi yok (: , nasıl gidiyor emeklilik :p” diye takıldım..

Konuştuk..ama ben niye geldiğini biliyorum tabi, kesin ebruyu soracak..ben de ilk defa göğsüm kabara kabara cevap verebileceğim.. utanıp kızarmadan…

Zaten akşam boyunca konuşulan staj, okul ve öğrenci evi durumlarının üzerinden geçtik bir kez daha kısaca.. gerekli altlığı yaptığına inandıktan sonra asık meseleyi açtı nihayet..ben de yapıştırdım cevabı,

“anne biz artık ciddi düşünüyoruz..”

Önce bir güldü.. sonra bir hüzünlendi.. yüzü bir acayip oldu..lan böyle birden bire söylemese miydim acaba? Gerçi, zaten tahmin etmiyor muydu ki?..

“düşünün.. düşünün tabi..ama önce okulunuzu bir bitirin de hayırlısıyla..” dedi dalgın dalgın gülümseyerek..

“tabi canım…eee anne (: ..müstakbel gelinin için ne düşünüyorsun şimdi? Son gelişmeleri duyayım?”

Gülümsemeye çalıştı ama bir yandan da, beni hala “acaba ciddi mi? gır gır mı yapıyor?” diye süzüyor düşünceli düşünceli.. aman da amaaaan oğlunu hiç kıyamaz kimselereee, el kızı gelip alıverecek mi beni anne? x) 

“e..iyi, güzel kız oğlum.. saygılı..terbiyeli belli.. kafası da çalışıyor, aynı bölümü okuyorsunuz sonuçta”

“hee.. yani en az benim kadar zeki diyorsun? x) öyle dandirikten bölüm okusa ya da lise terk olsa olmazdı yani :p”

“e tabi şimdi onunla bir olmaz bu..”

“ahaha.. sanki ben gelin gidiyorum ha, merak etme anacım, ebru bakar, geçindirir beni, boynumu bükük komaz x)”

“ne kadar oldu sizin flörtünüz şimdi tam olarak?..iki yıldan fazla mı?”

“fazla..iki buçuk yıl.. üçe yakın..”

“eh oğlum bunca zaman iyi geçindiyseniz, artık birbirinizin huyunu suyunu da biliyorsunuzdur.. kısmet bu işler.. hayırlısı olsun (:”

“aynen.. hayırlısı olacak inşallah..”

“ee madem öyle ciddi düşünüyorsunuz, tanışmaya getirseydin ya?”

“bu yaz olmaz artık da..seneye, okul da bitmiş olur hem inşallah.. daha erken..ya erken değil aslında da..gördün işte hastanede.. çok 
çekiniyor sizden.. söyledi zaten.. ailenle karşılaşınca elim ayağım dolaştı diye..”

“amaan sanki yiyecek miyiz? (:” deyip güldü annem, “sen söyle söyle ona da, getir bir dahaki senenin ortasında filan, yaza kadar kalma..o kadar çekinecek ne var?”

“çekinir işte ebru..pek hanımdır :p ..ama anne bir bilsen öyle ince düşünceli öyle duygulu bir kız ki..kıyamam lan ıyyy burda olsaydı da sarılsaydım şimdi” deyip sırıttım, şımardım.. sonra da anneme sarıldım,

“burda anca bana sarılabilirsin yavrucum, yok ebru mebru sana (:"

Ve başta da dediğim gibi, ilk kez gururla ve neşeyle, hatta mümkün olduğunca uzasın isteyerek sürdürdüm sohbeti.. yazın çektiğim yeni resimlerimizden de gösterdim biraz, annemin beğeniyle ışıldayan gözleri beni de ziyadesiyle mutlu etti.. evet beyler, eğer kız arkadaşınızı, gelin adayınızı annenize bir şekilde beğendirebiliyorsanız olay bitmiş demektir.. gözlerine bakın, böyle içi gülüyorsa, yüzü gururlanıyorsa, “aferin oğluma, güzel kızı kandırmış” demek istiyordur mutlaka..

Ama demezler tabi, sonuçta kaynana olarak bir numaralı görevleri, gelini fazla havaya sokmamaktır (:

Oğullarını, dünya güzeli gelse yine de kıyamazlar..bir yanları hep buruk kalır.. kız babası olmak, oğlan anası olmak zordur.. elin oğlu, kızı alıp giderken hep düşünürler, “bizim sevdiğimiz gibi sevebilir mi ki? Bizim gibi üzerine titreyebilir mi? mutlu edebilir mi? kırıp incitmez mi?” diye..

Yazın geri kalan kısmında ise, babamla bol bol balığa gittik, ben şehir merkezindeki eski arkadaşlarımla buluştum, bursanın kafeleri, barları, sokakları meşhurdur, boldur..siz yeter ki gezmek isteyin, demlenmek isteyene dem de bulunur..

Ağustos sonunda nuriş ve alperi misafir ettik dört gün kadar, onlara da hem ilçeyi, hem de şehir merkezini gezdirdim, pikniğe götürdü babam.

O yaz pek deniz-plaj yapamadım.. bizimkiler ben fabrikada geberirken kuşadasında keyif çatmışlar sağ olsunlar (: 

Ben de ilçedeki otelin havuzunda yüzdüm, deniz pek tekin değil, yüzülmez yani..ne de olsa Marmara denizi aq..bok püsür..ama otel iyidir, birkaç kere gaassaray da konakladı hatta orada, bursa deplasmanına geldiklerine.. ibne fener holiday inn de filan kalıyor.. gelsinize aq buralara da işte?... 

Neyse..

Köye gittim.. hatta son 1-2 hafta orada geçti diyebilirim, köy güzel ya..tereyağlı, salçalı ekmekler.. kendi zeytinimiz.. mangal keyfi…avludaki tavukları kovaladım canım sıkıldıkça.. komşunun kazlarıyla dalaştım, kovalattım kendimi (:

Belki eskisi gibi bidon kapağıyla kayamıyor, çağlaya, eriğe dalamıyorum eşek kadar adam olmamdan mütevelli, ama yine de köy deyince.. nasıl anlatsam lan…güzel be…valla güzel.. onca hır gürün, hengamenin içinde, şehir yaşantısının gürültüsünde geçen ayların ardından, sabahları kuş sesleriyle yarısı asma yaprakları ve üzümlerle kapanmış pencerenizin dantel oymalı perdelerinden sızan güneşle uyanmak, kahvaltınızı, hemen aşağıda, avludaki taş fırında pişmiş köy ekmeğini, yine kendi zeytin yağınıza banıp, bahçenizden ellerinizle topladığınız, büyük misket iriliğindeki domatesi, iki ısırışta, sularını fışkırta fışkırta yiyerek yapmak,

Öğlene kadar evin içinde bir o divana bir bu divana yayılmak, anneanneye yardım etmek, teyze çocuklarını sevmek, güreştirmek,

Akşama doğru köy kahvesine çıkıp, o sıralarda bayırdan yeni gelmiş olan yaşıt, tanıdık köylü çocuklarıyla laflamak, onların sizin saçlarınızla inceden inceye gır gır geçip, “adam şehirli ya” diye gülmeleri, sizin onların kasketlerini alıp traktör tepesinde poz verme çabalarınız.. gır gır.. geyik..en naturelinden futbol, karı kız muhabbetleri.. ardı ardına ısmarlanan oraletler, salepler, oynanan bataklar, pişpirikler..

Yani köy iyidir.. havası da temizdir.. suyu da ucuzdur.. hamamı güzeldir.. alttan odunu verirsin, ateşi yakarsın, yukarda kazan kaynar, kerpiç sıvalı banyonun içi buhar olur komple.. çeşmenin suyuyla kazananın suyunu ılıştırıp öyle yıkanırsınız, enişteniz kese atar..siz ona kese atarsınız.. birbirinizi haşlarsınız arada, kazana itmekle tehdit eder şakalaşırsınız..

Gece oldu mu “hayat”ta oturur, efil efil televizyonunuzu izlerken bir yandan da çerezinizi yer, çekirdeğinizi çitlersiniz..

Arada tarlaya gidersiniz, şehrin kaldırımlarına aşina ayakkabılarınız suni gübreyle, toprakla tanışır..o gübre çuvallarının üstüne oturursunuz mola verdiğinizde, çayınızı içersiniz termostan.. enişte uyarır, “tırtıl yuvalarının altına oturma, kaşındırır” diye..

Ve o yaz da öylece geçer gider işte..

Kalbinizin bir yanı sizinledir ama, bir yanı kalmıştır ege de..

Ne yaparsanız yapın avunamazsınız..her gece, o otogarda aklınıza kazıdığınız hayale sarılırsınız..

Nihayet bir gün, o hayalin gerçekliğiyle kucaklaşacağınız an gelir..

Yeniden kalbinizin diğer yarısını bıraktığınız yerdesinizdir..

Artık “veteran” statüsüne ulaştığınız üniversitenizde, dördüncü seneniz, bıraktığı yerde sizi kucaklamaya gelen sevgilinin güzel yüzünü görmenizle, o güzel kokusunu içinize çekmenizle başlar.. evinize götürür sizi, orada size ait başka sevgilerle karşılaşırsınız, dostlarınız!..onlara da sarılırsınız.. hasret bitmiştir.. muhabbet gırla gider, bir yandan yerleşedurur eşyalar.. sonra bir duş alınır.. odaya çekilinir gece geldiği vakit..o gece bütün sevdicekler de evdedir.. işte bilin ki o zaman o ev, ev değil, seyran yeridir (:

Sevişilir.. sevilişilir..sevişilir.. ayların, yaşanamayan yılların özlemi tekrar tekrar giderilir…birbirinizin kollarında uyuyakalana kadar durmaz eliniz kolunuz, yorulmaz dudaklar, şikayet etmez kalbiniz böyle delicesine gümbürdemekten, kaburgalarınızı yontarcasına atmaktan..”amaan sabahlar olmasın!” denir..

…okulun ilk günü.. pazartesi…

Ebru saçlarımı örmüştü Allah razı olsun bir o kaldıydı başıma gelmeyen, o da oldu (: kalın örgü ama böyle tek bir tane, balık sırtı gibi (gülmeyin sikerim) neyse..bir de top sakal bırakmışım, üzerimde gömlek kazak, altta koyu renk kot, çok acayip bir tipim yani, olgunlaşma işini abartmış olabilirim çünkü aynaya bakınca kendimi tanıyamadım aq..yarın kesicem sakalı komple..bu ne lan?..

Normalde ilk haftadan okula gitmek pek adetimiz değildir ama, bu sene son sene be beyler..bu son sene başı..”ilk birkaç gün ders işlenmez pek bea” lafını son kez duyacağımız yıl bu yıl…

Gittik o yüzden.. bizim gibi düşünen insanların çoğunlukta olması da doğru kafayı yaşadığımızı göstermişti..bu senenin müstakbel mezunları, üniversitenin legal veteranları, 4. Sınıflar hasretle sarıldı birbirine..

Sınıftan pek muhabbetimin olmadığı adamları bile görüp selam vermek iyi geldi.. bitiyor lan.. bitiyor işte..aha, bu son ilk gün merhabalaşmamız bizim..

Bizim tayfa, sınıftan ya da bölümden, ya da diğer komşu bölümlerden tanıdıklarla, kalabalık bir grup olarak çardaklarda oturuyoruz dersten önce.. herkeste o tanıdık, tatlı heyecan..bir yandan “gene başladı tipini siktiğimin okulu, bitti tatil” diyoruz, bir yandan da 

“özlemişim lan ama” deyip iç geçiriyoruz..

Atsan atılmaz, satsan satılmaz bu üniversite hayatı işte.. varlığı bir dert, yokluğu yara (:

Biraz sonra kalabalık dağıldı, o ilk kaynaşmanın ardından biz grup olarak biz bize kaldık.. asıl geyik de o zaman başladı.. tabi gene taşak geçilen benim aq..bir numaralı hedef tsigalko.. yanımda manitam var diye acımak filan da yok.. nasılsa ebru bizim kız..

“aga senin bu saçlar, moda dünyana yeni bir soluk getirir lan bence x)”

“aynen, hele şu kazağa bittim, bir gün ver de tur atayım lan merkezde ahaha”

“ibneler (: ne var lan saçımda başımda.. ebru ördü, lütfenn.. emeğe saygı”

“haa pardon yenge o zaman, yalnız o kazak işte…afasfsa”

“tam emekli öğretmen gibi değil mi lan tipi şu an? Saçı kes, hatta kesme, kalsın.. beyaza boya hafif ağart, bir de gözlük tak buna, böyle emekli olup bodrumdaki yazlığına yerleşen proflar gibi adam, birazdan golfe gidecek işte arkadaşlarıyla aahahahah”

Tolga yazıyor da yazıyor piç kurusu, yerlere yatıyoruz biz gülmekten, çenem ağrıdı..

“Nurettin..aga, gözlüğü versene bi Allah aşkına..ver ver x)”
Nurişin gözlüğü alıp bana taktılar.. kahkahaları daha da şiddetlendi..lan şopar olduk resmen (: ebru da gülüyor katıla katıla,

“alacağın olsun yavrum senin de..gül gül sen (:”

“hocam nasılsınız? Afiyetlisiniz inşallah? Ahahahaha”

Eiiiyyy.. yandık aq..artık tüm gün gider bu geyik..ben de inadına gözlüğü de vermedim,

“böyle gezicem lan bugün inadına”

Günün komedi katsayısı, yolunu şaşıran birinci sınıfların bizim sınıfa dalması ve sonrasında karşılarında gördükleri iri yarı, sakallı makallı adamları ve koca götlü, fırlak basenli ablalarını görmeleriyle yaşadıkları şaşkınlar, o şaşkınla bir tanesinin bana “siz” li mizli hitap etmesiyle ebru, nilay ve nurişin, önceki muhabbetten gelen geyiğin etkisiyle gülme komasına girmesi, kızın da yerin dibine girmesi ve benim “bir yaşıma daha girmem”le arttı.. arttıııı arttı..

Çok güldük.. nasıl başlarsak öyle gider..ama bir de “çok gülen çok ağlar” derler..

Ben bardağın dolu tarafına bakmayı yeğliyorum.. zira hayatımda ilk kez kendimi bir bütün olarak hissediyorum…arkadaşlarım, dostlarım, sevgilim.. tanıdık sınıflar, tanıdık sıralar, banklar, çardaklar…

Mutluyum.. güvendeyim..keyfim yerinde.. şükür halime..

Tabi tüm bu güllük gülistanlık durumların yanında, bir de yeni oluşumlar var gözlenmesi gereken.. geçen sene, ben kendi derdime düştüğümden ve ebruya çılgınlar gibi yalvarmaktan, gözüm başka bir şeyi görmez olduğundan, pek fark edememiştim ama, bizim yeniden başlayan ilişkimiz, bazı reaksiyonlara neden olmuş gibiydi sınıfta.. bunu daha ilk günlerden bile fark ettim..

Sınıfın kızları eskisi kadar samimi değiller benimle, pek bir kibar ve inceler.. yalnızken hayatta yanıma gelmiyor hiç biri, ebruylayken de, önce ebruya selam verip, kendi çaplarında onay aldıktan sonra bana merhaba diyorlar..

Bildiğin korkuyor, çekiniyorlar ebrudan..ama çekinilmeyecek gibi de değil..ben olsam ben de çekinirdim yani..

Erkekler zaten kendi halindelerdi her zaman ama, şimdi daha bir ağırlaştı selamları, muhabbetleri.. çok ciddi ve olgun geçiyor muhabbetlerimiz.. kendimi ağır abi gibi hissetmeye başladım lan?..hele ebruyla yan yanayken gelip konuştukları zaman daha da bir kasılıyorlar böyle, ağızlarından çıkan her lafı tartmalar filan..

Allah Allah..

Yani, insan hissediyor.. sonuçta bu adamları da, kızları da tanıyorum ben üç yıldır.. öyle bir yazda da değişmez insanın huyu? Hadi biri ikisi değişti, hepsi mi birden bire adam oldu bunların aq?

Yılların pokemonu gelmiş bana ciddi ciddi edebiyat filan yapıyor.. böyle bir resmiyet.. gereksiz bir mesafe, saygımsı bir haller..

Gerek yok lan bunlara.. kendiniz olun olm.. sınıftan sevgilinizin olmasının yan etkisi bu muydu yani? insanlar birden bire size karşı hesaplı hareketlerle yaklaşmaya başlar mı oluyorlardı?



next--->

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=