melihkagan

part82


Çok bedbaht bir hayatım var…

Odamın içinde, evin içinde dönüp duruyorum akşama kadar…

Dışarı da çıkmıyorum…arada bir terasa çıkıyorum..hava alıyorum biraz..

Koltuk örtüsü, tabak çanak düzeltmekle geçiyor saatler…günde üç beş kere masamın, bilgisayarımın tozunu alıyorum..mutfak masasın siliyorum…

Play stationu açıyor, iki maç oynuyor..sonra bilgisayarı açıp iki basket atıyor…

Bir divana, bir yatağa yatıyor..

Bir zamanlar, “evin için, buseye çıplak gözükmesin” diye aldığım kilimin üzerinde şınav, mekik çekiyorum…

Her yerde hatıralar var…

Elifin tokası bile komidinin orta çekmecesinde duruyormuş..bugün oraları düzenlerken fark ettim..

Arada alt kata iniyorum..tolganın odasına gidiyorum…

Soruyor, ne ayaksın olm sen bütün gün evdesin? Diye..

“evde çalışıyorum aga” diyorum…detaylardan kaçıyorum…üstüme gelmiyor, ama sıkıntımın farkında..gözleri “gene neyin var amk, anlat hadi?” der gibi bakıyor…

Ah be çocuklar..anam babam kadar kahrımı çektiniz resmen benim..size kederden, elemden başka bir şey veremedim…yük olmaktan fazlasını beceremedim..

“Tsigalko!” diyorum kendime..”bu güne kadar huzur verebildiğin kimse var mı etrafında?... keder vermediğin kimse kaldı mı?”

Kendimi, kötü kokulu bir çöp, tadı bozuk bir yemek, görüntüsü nahoş bir böcek gibi hissediyorum…

Ben olmasam, ben hiç olmasaydım eminim bu insanlar, şimdi olduklarından çok daha mutlu olacaklardı..

Mine hiç hayal kırıklığı yaşamamış olacaktı mesela..

Ceyda hala üniversitesini okuyor, enerjik gülümsemesiyle oradan oraya koşturuyor olacaktı..

Ebrunun aşkı hiç kirletilmemiş, ihanete uğramamış olacaktı..

Nilay hiç iftiraya maruz kalmamış olacaktı..

Buse hiç yaralanmamış…

Tolga yorulmamış…

Neyse ki, okan erken kurtardı kendini de, kardeşim gibi sevdiğim bu adamı üzmemeyi başardım..ayrılırken çok üzülmüştü benden, ama neyden sıyrıldığının farkında değildi…sevinmesi gerekirdi..

http://fizy.com/#s/1ah2i4 

Akşam alt katta toplandık..nilaydan bir dolu azar yedim..

“bu hafta geçti artık, yarın da affet, ama haftaya geleceğim” dedim..

Zorla ikna oldu…o ara, bizim çocuklar da muhabbete dahil oldular, kah azarladılar, kah yüreklendiler..iteklediler…

Gene benim için uğraşıyorlar…çok üzgünüm sizleri yorduğum için…o kadar berbat hissediyorum ki kendimi, sizi kendi saçmalıklarıma alet ettiğim için…

Nilayla özel konuştuk biraz, planında ilerleme sağladığını anlattı..artık bizim çocuklarla da paylaşma zamanıydı..

Anlattı, bizimkiler de onayladılar ve kabul ettiler bu işin bir parçası olmayı..nuriş e de zorlu bir görev düşecekti şimdi..ama ikna kabiliyetine güveniyorduk onun…

..o hafta öyle geçti..hafta sonu burçini aradım..aylar sonra…o şaşırmış gibi yaptı…ben çaresiz gibi…konuştuk epey..kapatmadı..

Onunla, onun istediği bir yerde görüşüp görüşmemizin mümkün olup olmadığını sordum..biraz tereddüt etse de kabul etti..

Pazar günü, kordondaki kafelerden birinde buluştuk..hiç renk vermedim…nasıl becerdim ben de bilmiyorum ama, resmen oskarlık oyun sergiledim…

Onu, ona ihtiyacım olduğuna inandırmak adına epey mesafe kaydettim…şirin çocuk rolü yaptım..mütevazilik gösterdim…yavaş yavaş dağıldı temkin ve ön yargı bariyerleri…kafeden dönüşte, akşamüzeri, bir ara koluma bile girdi…

Sen bittin kızım..

Sen bittin..kafesin içindesin..

Bir zamanlar size aşık olan birini, yeniden kendinize döndürmek imkansız gibi olabiliyordu..

Ama size karşı “saplantılı” olan birini, ne olursa olsun, her durumda geri getirmeyi becerebiliyordunuz..

Çünkü bu, bir tür akıl tutulmasıydı..bir tür hastalık…

Benim, nasıl ayşen e karşı saplantım var idiyse ve nihayetinde onunla yüzleşip içimi boşalttıktan sonra huzura erdimse, Burçin in de bana karşı bir zaafı ve saplantısı vardı..

Artık içi nasıl, ne zaman ve ne durumda boşalır ve bundan arınırdı bilemiyorum, ama bir sonraki buluşmada onda tahmin edemeyeceği sayıda delik açacağımdan emin olabilir…

Hedef tahtası gibi, dart tahtası gibi olacak ruhu…

Benim acılarıma karşılık, onun acıları…

Bizim acılarımıza karşılık, onun ağzına sıçılması…

http://fizy.com/#s/1aiimc 

Pazartesi günü…

Bugün okulun son haftası…

Vay be..üç yıl geride mi kaldı? Kalıyor…insan ömründen üç yıl…hem de ne üç yıl ama…

Sabah sınıfa girince, direkt nilay karşıladı beni, söz verdiği gibi, hemen aldı yanına, duvar kenarına saklayıverdi..sindim gölgesinin ardına..

Kafamı çeviremiyorum bile malum taraflara…

Zorlukla bitirdim dersi..kendimi zor attım sınıfın dışına..

Blok dersin dönüşünde, sınıfa doğru yürüyorum..

Tam kapının girişine gelmek üzereyken, ebru çıkıyor karşıdan önüme..

Elim ayağım dolaşıyor birbirine..dursam mı, hızlı davranıp hemencecik geçsem mi, sağa mı kaçsam, sola mı kaçsam şaşırıyorum..

Nereye bakacağımı sapıtıyorum…

Dizlerim zor taşıyor gövdemi..

Ayak üstü dağılıyorum…zorunda değildim böyle bir anı yaşamaya? Neden?... 

Öyle fena saçmalıyorum ki o 2-3 saniyelik küçük zaman diliminde, sonunda beynim, en iyi hareketin durmak olduğuna karar veriyor..

kedi gibi sırtımı kabartıp, gözlerim yerde sabit, nefesimi tutmuş bir halde kalıyorum kapının biraz uzağında..

Geliyor..

Geliyor..

Aramızda santimler kalıyor..yanımdan geçiyor..

Görüş alanımdan çıkar çıkmaz, “fırsat bu fırsat!” diyor ayaklarım..hareketleniyor…bir an önce kendimi, kuytu köşeme atmak için fırlıyorum..

Sonra aniden..tam o sahneden çıktım, kendimi kurtardım derken, hiçbir uyarı olmadan ve işaret vermeden ,bir el dokunuyor, dirseğimin biraz üzerine..bir kaç parmak kavrıyor çekingen bir şekilde..

Zaten yay gibi gerilen vücudum irkiliyor..midem, karın boşluğumda takla atıyor..bedenim sanki şok yemiş gibi tepeden tırnağa, için için sarsılıyor..

Korkuyla, refleks icabı dönüyorum sağ tarafıma doğru..

Otoyola fırlamış bir geyik ürkekliğindeyim..bu farlar, motor sesleri, arabalar..korkutuyor beni..

Ebru?..

Kolumdan tutmuş böyle ne yapıyor?..

“dersten sonra konuşalım mı biraz?”…diyor..

Sesi,duruşu, kendinden emin..karşısında eziliyorum resmen..utanmasam “annee” deyip dudağımı büze büze ağlayacağım, tanımadığı bir akrabanın kucağında sevilirken korkan küçük çocuklar gibi..

“olur” diyorum..

Ama o ses, inanın bana ait değil..

Acaba rüya mı görüyorum?..günlerdir beynime, bilincime, bilinç altıma, bilinç üstüme, bilinç çaprazıma, bilincimin karşı tribünlerin rakip yarı sahaya bakan dilimine dolan düşüncelerim, en sonunda tamamen ele geçirdi herhalde beni..ya derste uyuyakaldım..ya da artık gözlerim açık hayaller görmeye başladım..

Yarı gülümser, yarı okeyler bir şekilde kafasını sallıyor bana..kolumu bırakıyor…bitkin bir hali var... gözleri şiş biraz…sanki uykudan yeni uyanmış gibi..yüzü soluk..ama bugün, bu saniye, o yüzde beni alıp geçmişe götüren, kulaklarımda nostaljik şarkılar gibi tınlayan bir şeyler var…

Ebru..

http://fizy.com/#s/1q8gts 

Felce uğramış gibi kaldığım birkaç saniye sonra aklıma yürümek geliyor nihayet..sırama doğru gidiyorum..nilay, fal taşı gibi açılmış gözlerle, gülmek ile şaşkınlık arası bir yerlerde yüzüme bakıyor..

“beni bi cimdiklesene?” diyorum

“a..az önce..ebru durdurdu mu seni??” diyor şoke olmuş halde..

“öyle mi oldu? Sen de mi öyle gördün?..rüya değil mi yani?”

“..oğlum…resmen..kolundan tuttu” saf bir gülümseme yerleşiyor yüzüne..”ne dedi tsigalko…(: söylesene..” diyor kelimeleri sindire sindire..

“konuşalım dedi..dersten sonra..”

O küçük gülümseme, tüm yüzüne yayılıyor..ağzı kulaklarına varmış şekilde,

“süper yaaa…” diyor..kalkıp sarılıyor bana…”oha..çok mutlu oldum şu an var yaa…tsigalko…ne olur ne yap ne et ikna et şu kızı…inanmıyorum ya..valla mutluluktan ağlarım eğer sizi yan yana konuşurken, hele gülüşürken filan görürsem” diyor hala şaşkın ve heyecanlı bir şekilde..

“ben hala şokundayım olayın” diyorum..

“belli zaten..gülsene olm? Mutlu olsana biraz? (:”

“konuşalım dedi..” diyorum Notredamın kamburu modunda…

..bütün ders, bunun gerçek bir an olduğuna kendimi inandırmaya çabalıyor, alışmaya çalışıyorum..nilay, dönüp dönüp gülümsüyor bana..ebruya da bakıp gülümsedi bir iki kere..ebru bize doğru karşılık verdi..

Lan..

Ne hissedeceğimi şaşırdım…

Ne..ne biçim bir durum bu be?..ha?..bu nasıl bir sahne böyle?... ne düşüneceğimi de şaşırdım…bütün fiziksel ve zihinsel fonksiyonlarım birbirine girdi..zincirleme kaza yaptı kalbim, beynim, ruhum, bedenim..

Konuşalım…ne..ne konuşacağız?..ebru…ne söyleyeceksin bana?..bak eğer, zaten enkaz olmuş umutlarımın üzerinden bir kez daha geçeceksen silindirle, zaten sırılsıklam olan hayallerimi batıracaksan daha da dibe, hiç uğraşma, direkt çek vur beni..valla..hatta ver elime revolveri, ben vurayım kendi kendimi..

Daha “dip” yok çünkü…daha ötesi yok benim için..ya şimdi tut kolumdan, tıpkı az önce tuttuğun gibi, çıkar beni..ya da hiç elleşme..ben yaşarım bu karanlık kuyuda günahlarımla ve kendi kendim ile..

http://fizy.com/#s/102p6f 

Kırılan bir kadeh gibi binlerce parçaya ayrılıp dört bir yana savrulan ruh halimi henüz toplamıştım ki, hoca dersi bitirdi..ben, ürkek hareketlerle ağır ağır toparlanırken, ebru, nilayla oturduğumuz sıranın başına geldi..

Nilay kafasını kaldırdı..sıdıka gibi sırıtıyor devamlı saf saf (:

“naber ebrucum (:”

“iyi canım..sen nasılsın?”

“süper? (:”

“(:”

Nilay çekildi, ben, elimde çantam ile çıktım duvar kenarından, ebrunun karşısına dikildim..bu kez daha açık bir bilinçle göz göze geldim…oh…yok böyle bir his..elimde olmadan, gülümseyebildim..öyle kırılgan ama..öyle saf bir umutla ki…sanki aynı an da aynada yansımamı seyrettim…çiçek açmakta olan bir ağacın dalları gibiyim..kıpır kıpır içim…umut akıyor resmen damarlarımda, kan değil…aşk, minnet, hayranlık akıyor…

Yan yana geldik, kapıdan çıktık..ayaklarım adımlarının sırasını şaşırıyor..yengeç gibi yürüyorum yolda..sanki annesinin on bir santim topuklusuyla evin içinde prova yapan yeni ergen kız çocukları gibiyim..

“bir yere götüreceğim seni” dedi..

Gülümsedim yine zıplaya zıplaya yürümeye çabalarken, “gidelim (:”

Yürüdük..yanında, yan yana yürürken…aldığım nefes daha tatlı..şekerli…güneş daha sarı..daha sıcak..

Az sonra anladım beni nereye götürdüğünü..kantinleri geçince, gördüm, beraber oturmayı pek sevdiğimiz o eski bankları kendine özgü, etrafı yabani otlarla çevrili küçük çardağı..

Ebru, beni ayrıldığımız yere getirmişti... bir küsür yıl önce..soğuk bir günde..son kez yan yana oturduğumuz o yere..

panpalar, gecenin son iki partı olsun, uzunca tutmaya çalışacağım

http://fizy.com/#s/3eug0t 

“hatırlıyor musun burayı?” diye sordu..yüzünde çocuksu bir gülümseme vardı şimdi..o da sanki bir şeyler için umut duymayı ister gibiydi..

“evet” dedim çatallanan bir sesle..

Yürüdük..

Oturduk banklara..yanıma oturdu..20-30 santim ya var, ya yok aramızda..bana döndü yanlamasına, ben de ona..

Gözlerine bakmaya çabaladım…hem öyle güzeller ki..ayırasım gelmiyor kendiminkileri..hem de utanıyorum, acaba hakkım mı diye, kaçırasım geliyor gözlerimi…

“tam burada terk etmiştin beni” dedi..unutulmuş bir şarkının melodisini mırıldanmaya çalışır gibi..

içim parçalandı..

“hiç beklemediğim bir anda..her şey iyiye giderken hem de..gerçi, eski sicilin malumdu ama..vazgeçemezdim ben senden..çok düşündüm neden diye..belirli bir nedeni yoktu..seni sevmem için hiçbir neden yoktu…nefret etmeye kalksam bir sürü bahane bulabilirdim ama, seviyor olmam için tek bir mantıklı sebep üretemedim..nedensizce seviyordum işte..”

Gülümsedim acıyla..devam etti..belli ki o konuşacaktı bu sefer..içini dökme sırası ondaydı yani..

“..beni neden terk ettiğini, neden o şekilde, başka birine tercih ettiğini de anlayamadım uzun süre..nasıl olurdu yani? Ben seni bu kadar seviyorken, bir başkası sana ne verebilirdi? Benden daha fazla sevebilir miydi? Mümkün müydü? Ben neyi eksik yapmıştım ya da neyi beceremedim ki? Sonradan anladım..bu benle değil, seninle ilgiliydi..yani tamamen senin kişiliğinle…evet..ben hata yapmamıştım yani”

Sıcak basmaya başlamıştı yine..utançla yere eğdim gözlerimi..

“o gün geldin ve..anlattın bana…beni..nasıl aldattığını…artık başka birinden hoşlandığını…bu neye benziyordu biliyor musun?..bir çocuğun hayalinin gasp edilmesi gibi…bir bisiklet ister mesela... sahip olabileceğini hiç ummadığı…öyle, sadece hayrandır yani..benim olsa ne kadar mutlu olurdum der…sonra bir gün, babası elinde o bisikletle çıkıp gelir..çocuğunu öyle sevindirmiştir ki…rüyaları gerçek olmuştur..hayallerine artık dokunabilir…ama sonra birden bire, bir sabah uyandığında göremez bisikletini…çalmıştır birileri..ya da babası götürüp vermiştir geri…söylesene tsigalko…şimdi daha mı mutlu o çocuk?... eğer hiç kavuşamasaydı, ömür boyu tatlı bir düş olarak kalacaktı o bisiklet onun için..ama önce sahip olduğunu sanıp, sonra kaybedince o çocuk çok üzüldü…hiç kavuşamasa, ömrü boyunca üzüleceğinden daha çok…”

Sözleri öyle gerçek ve öyle ağırdı ki, sanki hissedebiliyordum fiziksel varlıklarını…

Ah ebrum…ah..nasıl yapabildim bunu sana?..nasıl kıyabildim..

“çok üzgünüm ben..” diyebildim miyavlayarak..umursamadan konuşmayı sürdürdü,

“eğer hiç sevgili olmasaydık bile, bir şekilde mutlu edebilirdim kendimi..bana neler yaptığını hatırlıyor musun, biz çıkmaya başlamadan önce?..köpek gibi davrandığın zamanlar oldu.. umursamadığın..inadına kırdığın..nasıl oldu da vazgeçemedim?..nasıl rest çekemedim…sen kimdin? Bana ne yapmıştın ki bir türlü kendime söz geçiremedim?.. kızlık gururuymuş filan hiç umursamıyordum.. hatta yüzsüz bile diyebilirsin bana… hani, şimdi sen böyle çabalıyorsun ya, bir şeyler için…bir de beni düşün… eminim berbat geçmiştir şu son birkaç günün… ne kadar canın yandı tsigalko?.. sen beni her örselediğinde benimkinin yandığı kadar yandı mı?.. bir başkası için ortada bırakıp gittiğinde benimkinin yandığının yüzde biri kadar yandı mı?.. kaç gece uykusuz sabahladın? Bir hafta mı?... ne kadar çabaladın peki?..benim çeyreğim kadar mı?..”

Daha fazla dayanamadım..zaten her kelimeyle daha da dolan gözlerim boşaldı, setleri yıkılan barajlar gibi... ellerimi götürdüm yüzüme..alelacele sildim yaşları..iki elim yüzümde kaldım öyle..

ter bastı aq. kötü oldum beyler

son partımız olsun sıradaki

http://fizy.com/#s/1ajg6m 

“ebru dayanamıyorum artık” dedim paramparça bir sesle..

“ben de dayanamıyorum” dedi..yüzüne baktım..onun da gözleri nemlenmişti..kız içini döküyordu..o zaman konuşamamıştı..ama fırsat bu fırsat, şimdi anlatıyordu…benim ayşenle olan yüzleşmem gibi..o da benimle yüzleşiyordu..

Aslında kendisiyle yüzleşiyordu..

“ve..sonra, onca çaba..onca ayakta kalma uğraşının ardından, yeni bir hayat kuruyorum kendime..bir şekilde unutuyorum..vazgeçiyorum hayallerimden de, beklentilerimden de..kimseden bir şey ummaz oluyorum…aylar sonra, belki de yıl sonra kendime olan güvenim, saygım yerine geliyor…tam her şeyi rayına oturttum derken..”

Konuşamadı..tıkanır gibi oldu bir an…

“tek bir şans” dedim..belli belirsiz bir sesle..mırıldanır gibi.. “ikimiz için..son bir şans…”

Yaşlar gözlerinden süzülürken konuştu bu kez,

“mahvolurum…sen..gene gidersin ve bu sefer ben mahvolurum…anladın mı?... ”

“kovsan bile gitmeyeceğim..”

“değişemezsin..huylu huyundan vazgeçer mi?..sen öyle birisin…”

“öyle biri olmaya çalışan biriydim sadece..ama olamadım..olamıyorum ebru…ihtiyacım var senin sevgine..seni sevmeye ihtiyacım var…koparma bizi sonsuza kadar..manyak gibiyim günlerdir..yaşadığımdan hiçbir şey anlamıyorum…aldığım nefesin farkında değilim..ne olur 

izin ver…her şeyi anlatmama izin ver…seni sevmeme izin ver..sonuna kadar..”

“senin günlerin kadar aylarım oldu benim..” dedi hıçkırarak..

“bilmiyorum ki daha ne kadar pişman olabilirim…her şeyi yaparım seni tekrar kazanabilmek için..”

Göz göze geldik..

“korkuyorum..”

“korkma..”

“ne olur dönüp gitsen…yine uyuyamıyorum gecelerdir..ne olur tamam ebru vazgeçtim desen..”

“gidemem…ne olur gelmeme izin versen..ebru ne olur ya..allah aşkına..bağırmak, haykırmak istiyorum…sana nasıl anlatabilirim içimdekileri..ciğerlerimi sökmek istiyorum…kelimelere dökemiyorum…ya..bununla nasıl yaşayabiliriz artık?..hiç mi pişman olmayacaksın..ben ölüyorum pişmanlıktan..boğuluyorum…hiç mi keşke demeyeceksin…yazık günah gençliğimize..yaşayamadıklarımıza…benden, benim gibi davranarak mı intikam alacaksın…aşığım diyorum sana ya…baksana gözlerime…Allah kahretsin be..sıçıcam böyle işe…”

Kontrolümü kaybetmiştim artık…ellerim zangırdamaya başlamıştı…gözlerime, yüzüme bastırdım..bu kapkaranlık dünyamın içine saklanmış, utançla hıçkırıyordum…gözlerimi, yüzümü parçalamak istedim..bir daha görmeyeyim diye…dayanamıyordum…

Bileklerimden yakaladı iki el..çekiştirdi..serbest bıraktım ellerimi..ebru, ellerimi aldı yüzümden…onun kan çanağına dönmüş gözlerini gördüm..ben ellerimi indirince o da bıraktı bileklerimi…aramızdaki santimler azaldı…azaldı ve bir an da, öyle bir sarıldık ki birbirimize…

Öyle bir sarıldık ki…

Öyle işte…

Öyle..

O anı anlatabilecek ne cümle var ne kelime…

Yaşayan bilir..

Seven bilir..

Kavuşan bilir..

Seni seviyorum ebru…sonuna kadar…

Sonsuza kadar….bırakma ellerimi…hep sarılı kalalım böyle…

Allahım..

Şükürler olsun sana..

Cennetti yaşattın, onca günahıma rağmen bana bu dünyada…

Seven bilir..kavuşan..yaşayan…

Ebrum..kadınım benim..

ebem kertildi beyler. valla şu buse ile ayrılma durumlarının başladığı partlardan beri psikolojimin ağzına sıçıldı resmen. bu kadar zor olacağını tahmin etmemiştim ama insanoğlu duygusal varlık vesselam (:

özel mesajlardan ya da buradan gelen soruları da en kısa zamanda cevaplayacağım, gene çok birikti, özür diliyorum hemen yazamadığım için..

bir sonraki gecemizde 3. yıla noktayı koyarız artık bir şey kalmadı pek. bitse de ben de rahatlasam aq, valla arabesk oldum o yılları yeniden yaşaya yaşaya

hepinize iyi geceler bu arada, yorumlarınızı esirgemeyin, görüşmek üzere (:

bu da kapanış şarkısı olsun 
http://fizy.com/#s/3y73hu

iyi geceler panpalar

6s li kardeşlerime tebrikler bu arada.

ogutcus panpama da ayrıca geçmiş olsun, bence hayırlısı olmuş, evet 3 yıl uzun bir süre filan ama, zararın da neresinden dönerseniz kardır bir açıdan bakıldığında, çünkü böyle sevgi, böyle ilişki, böyle kadınlık olmaz.

gece ile ilgili olarak ise affınıza sığınıyorum yine, çünkü kendimi çok yorgun hissediyorum, birazdan devrilip uyuyacağım muhtemelen.

sezonun son gecesini de baştan savma bir şekilde yazmak istemediğim için, en iyisi biz bu geceyi, yarına alalım, bize yakışan bir 3. yıl finali yapalım.

hepinize sevgiler :p

not: kulaklarımı çınlatıp duran piçler, sizinlen sonra görüşcez olm..

şimdiden duyurmuş olalım da, yarın ahali toplansın hem işte, bu geceyi reklam yapmak ve tribünlere oynamak için feda ediyorum (x

neyse panpalar, hepinize tekrardan iyi geceler, huzurlu bir sabaha uyanmanız dileğiyle

iyi akşamlar panpalar, bu gece 00.00 gibi buluşuruz bir aksilik olmadığı takdirde

selamlar tekrardan, planımızda değişiklik yok, ölmediğim ya da evim yıkılmadığı takdirde 00.00 da buluşuyoruz panpalar

Yeniden doğmak diye bir şey var..

Sarmaş dolaş kollarımız, birbirimizin omuzlarında, sırtında özlemle gezinir, saçlarının arasına gömdüğüm yüzüm, mis gibi kokusunu içime çekerken.. avuçlarının sıcaklığı, kalbinin atışı.. sanki küçük bir kuş var parmaklarımın arasında..

Biraz sonra ayrıldık.. ikimiz de nemli gözlerle, daha bir umutla baktık birbirimize.. gülümsemeye çalıştık.. umut fışkırıyor gözlerimizden..onu böyle görebilmek, ve buna vesile olanın, benim geç kalmış çabam olduğunun farkında olmak..hem buruk hem coşkulu içim..

Hem, “iyi ki peşinden gitmişim yüreğimin” diyorum hem de, “bu zaman kadar nerelerdeymişim?”…

Birbirimizin gözlerini sildik, yanağını, saçlarını okşadım bahaneyle.. allahım..bu tene dokunmayı ne kadar da çok özlemişim..

Yavaş yavaş kalktık çardaktan..yan yana geldik, koluma girdi ürkek bir tavırla.. kolumu çektim kolundan, elini yakaladım hemen,

“böyle daha iyi sanki?” dedim gülümseyerek.. utangaç bir gülümsemeyle karşılık verdi.. biraz kasılarak da olsa kaldı elimin içinde eli..

Sınıfa doğru yürümeye başladık,

“bu akşam yemeğe çıkarabilir miyim seni?” dedim

“bizimkilere bir şey söylemedim.. başka akşam planlasak daha iyi” 

“şimdi arayıp söylesen olmaz mı? arkadaşlarla takılacağız biraz dersin?” dedim sırıtarak…

“şey.. zaten benim için de daha iyi olur aslında.. daha kabullenmem gereken şeyler var..bu gece kendi başıma olmam daha doğru..”

Elimdeki elini dudaklarıma götürüp öptüm üzerinden..”peki..sen nasıl istersen”

Yan yana yürümeyeli epey zaman olan, ama farkında olmadan, kalpleri hep yan yana olan bu ikili, senkronize şekilde ilerledi sınıfa..

Tsigalko ve ebru..

Tutar bu aşk…

Efsane olur bence… (:

selamlar herkese, uzun gecemiz başladı (:

Sınıfa girdik beraberce..eli daha da kasıldı.. sanki bir an çekecek gibi oldu ama dayandı..

Hak veriyorum ebruya..zor.. alışmak..güvenmek zor.. hızlı gitmek istememesi doğal…

“el ele sınıfa girmek mi hızlı gitmekmiş?” diyeceksiniz…

Ama bu durumdaki bir ilişkide, yan yana yürüyebilmek bile büyük bir sınav, büyük bir kademe…

Yarı yarıya dolu sınıfta, ön sıralardan birkaç göz takıldı ikimize.. bakmadım insanlara.. şaşırmış, sevinmiş, üzülmüş ya da umursamamış olabilirler..

Ama umurumda değil benimde.. ebru yanımda.. omuz omuza yürüyoruz.. parmakları benimkilerin arasında.. içinde..

Gerisi teferruat..

Sırasına geldik,

“ben eşyalarımı alayım nilayın yanından” dedim,

“canan var benim yanımda da şu an..”

“hı…eh madem bu derslik ayrı oturalım :p”

“(: “

“o gelene kadar burası benimdir ama ” deyip yanına oturdum..

Birkaç dakika yan yana sessiz şekilde durduk..o defterinin sayfalarını filan karıştırdı amaçsızca..ben yandan yandan bakıp gülümsedim devamlı..o da gülümsedi.. sayfaların arasından bir şeyler göstermek bahanesiyle, defterin üzerindeki parmaklarına dokunup durdu parmaklarım.. iyice yanaştım yanına.. kaçmadı o da..yine biraz kasıldı evet..ama geri vites yapmadı.. tersine, o da bana sokuldu.. önce omuz omuza.. sonra onun omzu benimkinin önünde, kalbimin yakınlarında..

Biraz sonra sınıf doldu tamamen, canan geldi, bizi öyle görünce bir afalladı önce, sonra gülerek yaklaştı,

“gel canan, kalkıyorum ben ” dedim ,

“ha..yoo oturadabilirsiniz sorun değil” dedi kız saf saf sırıtarak..

“olsun, gel senin yerinmiş” dedim, ebruyla göz göze geldik, gülümsedik birbirimize, göz kırptım..

içinde pek çok anlam barındıran bir bakış atarak (çıkışta görüşürüz-seni seviyorum-yemeğe çıksak iyiydi-gözlerin çok güzel-ellerin sıcacıkmış-aman dersi iyi dinle) kalktım ebrunun yanından.. gözlerimi zorlukla kopararak yüzünden, önüme döndüm, nilayla oturduğumuz sıraya doğru ilerledim.. daha gelmemiş.. hoca gelecek, nerde bu kız?..

Duvar kenarına geçip sırtımı yaslar yaslamaz hemen ebruyu buldu yine gözlerim.. uzun saniyelerce baktım, o da baksın diye.. biraz sonra kaçamak bir bakış attı, sonra hemen bir daha ve gülümsedi.. karşılık verdim.. verebildiğim en içten biçimde..

Birtanem benim.. canım..o hem sert, hem kırılgan , hem vakur hem de utangaç halin, bu güne kadar gözlerimin önüne gelmiş en güzel resim…dolu dolu bir tuval gibisin…usta bir ressamın elinden çıkma bir tablo gibi.. hayatımın baş köşesine koymak istiyorum artık seni.. ellerimin eriştiği en yüksek yere..

Hoca geldi, hocanın kapatmak üzere olduğu kapıdan da hemen nilay sıvışıp içeri girdi sırıtarak..

ilk bir kaç partlık kısım hazır panpalar, ama yavaş yavaş atıcam maksat ibnelik olsun (:

bu arada da yazmaya devam ediyorum, hem sizi "yavaş tsi, babaanne tsi, götüne koyim tsi" gibi hezeyanlardan da kurtarmış olacağım böylece

Küçük ama hızlı adımlarla geldi yüzünde muzip bir ifadeyle, yanıma oturdu, sınıfın yerleşme hengamesi sürerken, omzu koydu bana,

Cıvıldayarak, “inanmıyorum ya, ısırmak istiyorum şu an ikinizi de x))”

Güldüm..”gördün mü?”

“eveeet, el ele yürüyordunuz..var ya kendim için bu kadar sevinmezdim her halde.. sizi öyle gördüm, daha da bir şey istemem (:”

“sağ ol canım benim.. senin de payın var bunda..”

“off..of..içim acayip oldu lan x)..”

“sen bir de bana sor (:”

Nilay ebrudan tarafa baktı, kız bunu görünce gülümsedi, bizimki de öpücük yolladı buna, ebru sırıttı, gözlerini kırpıştırdı..

“niye yanına oturmadın kızın?” dedi bana dönüp şakadan kızarak,

“istemiyorsan gideyim? :p”

“ne alaka olm.. otursaydın ya (: ..”

“ya doluymuş yanı..ben de senin yanındaydım sonuçta.. öff böyle ufak detaylara takılmayalım lütfen, daha önümüzde yan yana geçireceğimiz on yüz bin milyon gün var (:”

“(: inşallah bitanem inşallah yaa.. artık mutlu görmek istiyorum ikinizi de..”

Ders çıkışı ebruyla gittik arabasının yanına kadar..

“bırakayım mı seni?”

“ters olur bizim ev?” dedim çekinerek,

“fark etmez benim için 5-10 dakika”

“iyi o zaman” deyip bindim..

Biraz rahatsız hissettim kendimi, çünkü normalde insan bu durumun tersinin olmasını bekler yani (:

“vay be..arabalı sevgili buldum kendime, havam bin beş yüz” deyip güldüm.. bakmayın, espri yapmaktan ziyade, kendimi rahatlatmaya çalışıyorum,

Ebru da güldü,

“evet, arabaya tav oldun demi.. şimdiki erkekler böyle işte.. :p”

“hayırlı olsun demiş miydim ben sana?” dedim yine sırıtkan bir ifadeyle..

Ebru imalı bir bakış attı, “hı hı.. demiştin…”

Benim, ebrunun yeni tarzı karşısında dibimin düştüğü ve ağzımdan sözlerin aniden fırladığı o günü hatırlamıştık ikimizde..

“doğru.. demiştim (: olsun.. tekrar diyorum”

“sağ ol

“biliyor musun, aslında o gün…daha o gün bile anlamıştım doğru kişinin sen olduğunu.. çok daha erken çabalamam gerekirdi.. çok daha erken dizlerine kapanmam gerekirdi..”

Duygusal bir hava esti içerde..

Sonra güldü ebru, “eee tabi işte arabayı görünce..(x”

Güldük ikimizde..

Bir noktadan sonra daha detaylıca tarif etmek gerekti yolu, nihayetinde apartmanı önüne geldik, sesimi inceltip,

“tişikkür idirim aşkıımm” dedim,

Gene güldük…

“yani abi, durumuma uygun davranmam gerekiyor demi? :p” diye devam ettim ellerimi iki yana açıp..

“aynen.. rica ederim gülüm” dedi ebru ciddi olmaya çalışarak..

“senin de rolüne uygun davranman lazım ama?” dedim çakal bir gülümsemeyle..

Bir iki saniye süzdü beni.. nefesim kesildi o bakışlarının derinliğinden..”ne yapmam lazım?” dedi güçlü bir tonla..oha.. cidden erkek gibi tavır aldı karşımda, şimdi ellerimi birbirine birleştirip “hihihihi” diye sırıtarak araban çıksam yeridir anasını satayım.. ebru bu kadar dominant olma lan.. sevmem ben öyle hatunları (:

Ona doğru eğildim biraz,

“bilmiyor musun ne yapman gerektiğini :p ..hiç mi Amerikan filmi izlemedin?”

Etkili gözlerle süzmeye devam etti beni.. sanki hem gülümsemek üzere..hem de tanımlayamadığım, değişik bir duygu var üzerinde..

Biraz daha yaklaştım..

“güzel mahalleymiş” dedi ortamı değiştirmek için..”komşularınız meraklı mıdır? istersen in de yanlış bir şeyler düşünmesinler (:”

Gülümsedim..”yanlış düşünsünler boş ver.. onların yanlışı benim doğrum..” son bir hamleyle uzandım, yanağına dokundu dudaklarım.. masum bir öpücükten fazlası değil gibiydi..ama böyle anlarda ve böyle ilişkilerde, yaptığınız her hareket, normalin birkaç katı etkili..

http://fizy.com/#s/1aiy0q 

Kız irkilerek geri çekildi bir an..sonra toparladı..

“görüşürüz?” dedim yaramaz bir çocuk gibi hain hain gülümseyerek,

“görüşürüz” dedi ebru beni dikkatli gözlerle, temkinli bir şekilde izleyerek..devamını getirmeye çalışmadığım için memnun olmuş gibiydi..

Tamam biliyorum..yavaş gidiyoruz…slowly…hiç sorun değil..

Arabadan indim, tekrar el edip selamladım, gülümsedim camın arkasından..o da son bir anlamlı bakış ve karmaşık bir gülümsemeyle karşılık verdi..

Dikkatli sür bebeğim..

Odama çıktım..kendimi yatağımın üzerine atıp ertesi sabaha kadar gözlerim tavanda, sırıta sırıta hayaller kurmak istiyorum..ahahaha…lan..ne manyak oldum ben böyle be?..valla çok acayip bir ruh halindeyim?..gözünü sevdiğimin endorfini işte…mililitreyle değil de, sanki galonla pompalanıyor içime…

Bu hülyalar içindeki mutluluk hali 10-15 dakika kadar sürdü sürmedi, odamın kapısı tıklandı,

“gel?”

Gelme amk..kimsin sen, ne var şimdi?..

Kapı açıldı, nilay girdi içeri, yarı telaşlı bir hali var,

“nabıyon?..ne ara geldin sen, çıkışta gözükmedin?”

“ebru getirdi” dedim gevrek gevrek sırıtarak..

“oooo..arabalı sevgili ayağı (:”

“aynen kızımmm ne sandın :p”

Güldü,

“ya..o değil de..tsigalko..bizim büyük bir problemimiz var”

Kendimi Houston kulesi gibi hissettim..

“hea?..neden?”

“tabi senin aklında uçtu..hatta aklım komple uçtuğu için unutman doğal da..geçen hafta sonu nerede, kiminle, ne yaptığını hatırlıyor musun?..bu ara ne yapacağımızı filan?..”

Bir iki saniye tepkisiz kaldım..sonra jeton bütün şiddetiyle çakıldı kafamın içine..

“hassikt…” dedim yataktan zıplayarak,

“yaa” dedi nilay, aklın başına geldi mi? der gibi..

“oha…yuh beaa..bu kadar da zamanlama olur mu…yok abi ben atıcam kendimi şimdi camdan pencereden vallahi ya…huzur yok anasını satayım..bir huzur yok…kızım ben onu tamamen unutmuşum?!”

http://fizy.com/#s/1ahgyf 

“evet..tamam sakin..bir şeyler düşünücez..”

“ne bok yiycez şimdi nilay?..zaten götüm çatladı ebruyu ikna edene kadar..daha bana karşı kazanması gereken güvenin yüzde birine bile sahip değil zaten…”

“halledicez tsigalko? sakin ol ama bi, böyle görmek istemiyorum seni..”

“olamam sakin filan?! Olamam..sike..sıçarım artık bak, ebruyu ve bana olan güvenini en ufak bir riske bile atamam..”

“tabi ki atamayız…ama sen çoktan hamleni yaptın tsigalko, ok yaydan çıktı bir kere..işin tamamını getirmeden, burada yarım bırakırsak daha da kötü olur her şey..burçin hepten delirir bu sefer, kezzap atar bak ikinize de x))”

“yaaa kızım ben geberiyorum burda sen hala taşa…dalga geçiyorsun”

“ohahahaha..ama çok komiksin be sen de? (: sakinleş diyorum..bulucaz bir çaresini..”

Oooooffffffff of! Anasını satayım! Ben tamamen unutmuşum bu işi..planı, oyunu…her ne boksa…artık nasılsa kaybedecek bir şeyim kalmadı diye, gözü kapalı kabul etmiştim her şeyi..hay sıçayım ya…durduk yere, gene belayı çektim üzerime..

Ama nilay haklı..bu sefer yarım bırakamayız..madem yılanı deliğinde çıkardık, kafasını ezeceğiz…

Ama işte..ebru…bir şekilde görürse, duyarsa..yanlış anlarsa…allahımmm allahım…geberirim bu sefer..o burçini de gebertirim ayrıca..sikerim onun kayınçosunu haa..yeter lan?! 

“bence ebruya da anlatalım her şeyi” dedi nilay..

“olmaz…çok ayıp olur kıza…sonuçta bu hala, buse ile benim ayrılma meselemin devamı…anladın mı?..kızın aklı karışır..üzülür…olmaz..beni, hala buseyi unutamadı sanar..”

Nilay sıkıntıyla düşüncelere daldı..

“doğru…bir de, senin muhabbetin de öyle bir şey ki, çorap söküğü gibi..çektikçe ele geliyor..anlata anlata taa annenin karnındaki haline kadar bile gidebiliriz yani x)”

“anamı karıştırma lütfen”

“ahahgfadgfda öldüreceksin sen bugün beni..şapşal ya..peki, olayı benim üzerime yıksak? Yani bunu benim meselem gibi göstersek? Sen sadece bana yardım ediyorsun?”

“o da sakat?..ebru, sevgilisinin, kızları sırf başkalarının intikamları için ayartan bir adam olduğunu bilmek ister mi?”

“ama başkası dediğin benim yani?..sıradan biri miyim ben senin için? :p”

“değilsin elbette…ama işte..ya…ebru yanlış anlar diye ödüm kopuyor kızım…açıklayamayız, derdimizi anlatamayız diye…”

“e hiç anlatmasak, o da tesadüfen görse, duysa, daha mı iyi? Bu defa hiç dinlemez bile seni..bence elimizde fırsat varken kesinlikle söylemeliyiz kıza…çünkü zaten bu işin geri dönüşü yok…ha, şöyle bir geri dönüşü olur ancak, sen bu burçini alacaksın abi, arazinin birine götürüp orada bunu tehdit filan edeceksin, hayatımdan çıkmazsan kafanı taşla ezer, sonra da buraya gömerim seni filan diyeceksin..anca öyle yani…o zaman bile kızla bir buluşman gerekecek önce…her türlü yani….o yüzden bence gel, ebruya açıklayalım…sen bana bırak hatta..ben açıklayayım…sonra da işimizi bitirelim, kafamız rahat, önümüze bakalım…zaten ne kaldı şunun şurasında..önümüz yaz..geçer hepsi..”

Vay anasının gözü sayın seyirciler ya..vay bubasının kemüğü…

Ne işler açıyor başıma küçük orospu görüyorsunuz değil mi?..ne işler... hayatımdaki sıkıntıların ve aylardır çektiğim acıların baş sorumlusu, “on sekiz yaşındaki bir kız çocuğu!”..orospu çocuğu…orospu..

Nerden bulaştım sana be….nerden takıldım..hay Allah benim de belamı verseydi, diyeceğim ama verdi zaten vereceği kadar..

“bu Cuma yapıyoruz değil mi?”

“evet..ben konuştum herkesle..”

“nuriş ne yapmış peki?”

“o iş de tamam..gerçek bir cehennem olacak sıçtığımın aşüftesi için o gün orası..”

“etkili olacak mı dersin?”
“valla olsun artık bir zahmet…ben kendimi düşünüyorum da o pozisyonda..herhalde ölürdüm utançtan, yerin dibine girerdim..bir kaç gün evimden çıkamazdım…hayatı boyunca unutamayacak zaten emin ol…hak etti ama..”

“iyi iyi..işte bileklerini filan kesmesin de sonra..”

“yok be..nerde onda o göt…”

“ebruyla sen konuşacaksın o zaman öyle mi?”

“evet..ama sen de yanımda olacaksın tabi ki..yarın öğlen konuşalım..”

“tamam..”

..benim hayaller gene başka geceye kaldı beyler..sıkıntı içinde ettim sabahı…

http://fizy.com/#s/3y5yka 

Ertesi gün, öğle arası neco-nilay-ebru ben öğle arası beraber yedik yemeğimizi..o arada da nilay konuyu açtı..neconun da gelmesi iyi oldu..genel olarak bunlar ikisi konuştular, ben de gereken noktalarda pekiştirme ve ünlemleri yaptım işte..

Ebru, beni şaşırtarak pek kuşkucu davranmadı, uzatmadı ve anlayış gösterdi epeyce..

“peki benden de yardım istiyor musunuz?” dedi,

“yok tatlım, sen bize en büyük yardımı, tsigalkoyu yanlış anlamayarak yapacaksın zaten, çocuk deliriyor dün geceden beri (x uyku uyumamış baksana gözlere (: aklını öyle bir uçurmuşsun ki ben söylemesem zaten unutmuştu bile planı filan x))”

Utançla sindim sandalyemde, sırıtıyorum pişkin pişkin bir yandan da..ebru gülüp yan bir bakış attı bana..nilay, zaten olmayan karizmamın iyice ağzına sıçtı, ama bir yandan da, ebrunun, onu ne kadar sevdiğimi ve kaybetmekten nasıl delicesine korktuğumu görmesi adına yeni bir örnekleme oldu bu…

istediği kadar havaya girebilir, beni dilediğince süründürebilir..şikayet edersem namerdim…ebru ne yapsa hakkıdır..ben gerekirse ömrümün sonuna kadar böyle ezik büzük kalayım yanında, ama sonuna kadar da sürsün bu ilişki…

“yok..yanlış anlamam..paylaştığınız için teşekkür ediyorum ayrıca, planınızın arkasındayım (:” dedi ve eliyle omzumu sıvazladı..içim bir hoş oldu o böyle dokununca..dokun bana ebru..hiç çekme ellerini..

“anlayışlı sevgilim benim :}” deyip güldüm, başımı omzuna devirdim..saçlarımı okşadı kısa bir süreliğine..gözlerimi kaldırıp, sevgiyle baktım yüzüne..

“tamam o zaman…eğer orada bulunmak istiyorsan, sen de gelebilirsin tabi ki ebrucum” dedi nilay..

“ben görmesem daha iyi..” dedi ebru aristokrat bir hava ile..hani,yemek üzere olduğunuz haltı onaylamış olabilirim, ama pisliğinizin bir parçası olmak hevesinde değilim der gibi…helal olsun..

O gün, ve sonraki iki gün daha benim için büyük oranda mutlu, ama bir parça da gergin şekilde geçti..zira bir yandan Burçin ile mesajlaşmak zorundayım..kafamın bir kısmı da onda yani..

Ebru beni yine eve bıraktı bir kere daha..gene öptüm arabadan inerken..bu kez daha rahat gözüktü…okulda artık hep yan yanayız, ama pek sırnaşmıyorum ayıp olmasın diye..kurallarına (şayet var ise) ve görünmez duvarlarına saygı duyuyorum…aslında tek bir dokunuş için çıldırıp, öpebilmek için ölürken, bir şekilde giydiriyorum kendime deli gömleğini..okulda-sınıfta-bahçede öpmek zaten kesinlikle yok..dudaklarımı ısırıyorum..dişlerimi sıkıyorum…

Ama kontrolümden çıkıyor arada ellerim, ellerine, yüzüne saçlarına dokunuyorum…sıcak bir sobaya uzanan eller gibi, ürkek ellerim..

Neyse ki o da farkında bu çekincelerimin..onu incitmemek, zorlamamak adına kendime vurduğum zincilerin…ve bir kez olsun negatif enerji yaratmıyor bana, bu küçük, istem dışı dokunma anlarında.. eline değince parmaklarım, onunkiler de kıpırdanıyor.. karşılık veriyor bana.. yüzünü alınca ellerimin arasına gayri ihtiyari, yanağını okşayınca; gülümsüyor…bazen o da elini omzuma, belime;saçlarımı kulaklarımın arkasına atıyor,

“hiç kestirmedin demi bunları birinci sınıftan beri?”

“aynen.. uzatma kararı aldıktan sonra hiç.. yani..aslında bir kere çok hafif kısalttırdım..o bile pişmanlıktır içimde..”

“hı..(: ..benimkilerden güzel değil ama :p”

“hiç kimseninki seninkilerden güzel değil” dedim parmaklarımı kahverengi dalgaların arasına daldırarak..

Güldü..”çok şımartıyorsun beni..”

“o da yakışır..” dedim göz kırparak..

Elini omzuma attı..”of..tsigalko..ne desem ki ben sana…ne yapsam…bazen, acaba ben kendi kafamda mı yaşıyorum bunları, kendim mi kurguluyorum diye korkuyorum…sana güvenmek, hislerinin gerçekliğine inanmak istiyorum ama.. fazla iyiler.. fazla yoğunlar sanki…böyle duygular gerçek olabilir mi?”

“bir zamanlar seninkiler de böyle değil miydi?..gerçek değil miydi yani o zaman seninkiler de?”

Dalgınlaştı bir an…

“bir zamanlar?” dedi sorar gibi..

“yani.. işte ilk çıktığımız zamanlar.. birinci sınıftayken…o zaman da mı öyle değildi? Belki de ben üzerime fazla alınmışımdır” deyip utanmış bir şekilde gülümsedim..

“yo o anlamda demedim…bir zamanlar, yani şimdi öyle değil mi sence benim hislerim? Demek istedim..”

Kalbim yerinden fırlayıp kaburgalarıma tosladı, bir iki kere sekti içinde..

“..öyle mi?..”

“değil mi?... ”

“ya…ö..bilmiyorum..ben…seni çok üzdüm ve..aradan çok zaman geçti…eğer öyle değilse bile artık, kırgın olmam sana.. benim sevgim ikimize de yeter (:”

Kız hem düşünceli, hem de kışkırtıcı bakışlarla baktı yüzüme.. zaten taş çatlasa on beş santim var o gözlerle aramda..

“öyle olmasa burada işim ne?” dedi alçak sesle..

Kalbim deli gibi hızlanmış, sanki kulağımın içindeki nabız kadar yakın atıyor bana..

“süper o zaman..” diyebildim bir süredir tuttuğum nefesimi vererek.. yerine yenisini almayı akıl etmek de epey zamanımı alabilirdi..

“süper bence de..” dedi bu kez neredeyse fısıldayarak.. yüzü yüzüme iyice yaklaştı.. nefesini dudaklarımın üzerini keyifle gıdıkladı..

“..ama biraz daha zaman lazım bize..” dedi yine fısıltıyla…”..alışabilmek için..”

“ne kadar istersen…” dedim “..benim bütün zamanım senin…”

Yüzü, yüzümden uzaklaşırken, elleri okşadı yanaklarımı..ve yeniden başladığımızdan bu yana belki de en katıksız, en içten gülümsemeyi gördüm dudaklarında…gülmek öyle yakışıyordu ki ona…

Perşembe akşamı, yani beni ikinci kez evime bıraktığı (lan böyle yazınca da iyice twilight bella terk oluyor ama idare edin amk ne yapayım ya..) ve benim onu ikinci kez öpmeye cüret ettiğim akşam, bir kez daha dışarı davet ettim onu,

“yarın akşam gidelim” dedi, “siz şu büyük planınızı gerçekleştirin de, ondan sonra (:”

“peki (: ..zafer yemeği olsun diyorsun yani”

“hı hı..(: “

“dikkatli sür bebeğim.. görüşürüz..”

“görüşürüz canım..”



next--->
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=