melihkagan

part72

Son birkaç günde o kadar kötü şeyler olmuştu ki..günlük güneşlik olan hayatımın birden bire önce parçalı bulutlarla, sonrasında ise tamamen kararıp kapanmasının hızı karşısında, yeterince seri reaksiyon gösterememiş ve sonunda sağanağın altında, şemsiyesiz kalakalmıştım..


Etrafımdaki insanların mutsuzluğuna, en yakın dostumdan yediğim kazık ve buse nin de bana yalan söylüyor oluşu eklenince, ortaya kıyamet gibi, doğal afet gibi bir şeyler çıkmıştı..

Buse evet.. onun da bana yalan söylemiş olduğu gerçeğini hala göz ardı edemiyordum..

Her alanda, her anlamda, ilişkilerim çatırdıyor.. arkadaşlıklarım, duygusal ilişkilerim zayıflıyor, dağılıyordu..

iki hafta süren vize dönemi boyunca, nilayla da buseyle de sık sık bir araya geldim…nilayın soğukkanlılığı karşısında, her seferinde hayrete ve dehşete düşüp, yüzünü parçalama isteğimin doruğa ulaştığı birkaç dakikanın sonuna kadar durumu çaktırmamayı ve sonrasında da koşar adım ya tuvalete, ya da başka her hangi bir yere –ondan uzak bir yere- kaçışımı hatırlıyorum…

Artık ona birkaç dakikadan fazla tahammül edemiyordum…bence, bu bile iyi bir süre..ama sonunda, içimdeki öfke, hele ki onun sanki hiçbir şey yokmuş gibi olan rahat tavırlarına olan nefret öyle büyüyordu ki, birden bire kaplan gibi üzerine saldırıp bütün hücrelerini ezip geçme isteğime karşı koyamaz oluyor ve sonunda pes ederek, bulunduğu ortamdan uzaklaşıyordum..

Birinden bu denli nefret edebileceğim, benim de aklıma gelmezdi.. bazen, içimde biriken kin, beni bile korkutuyordu.. gerçekten, eğer şartlar ve olasılıklar uygun olsa, gözümü bile kırpmaksızın nilayı öldürebilirdim..

Düşünsenize, arkanızda hiç kanıt kalmayacak şekilde, kimsenin bilmediği, bilemeyeceği bir şekilde, bir yerde onunla baş başa kaldığımızı?..

Beni, ben bile durduramazdım her halde..

Önce yüzüne saldırıp gözlerini oyardım muhtemelen.. yılan dilini, kendi dişlerine ısırtarak koparttırırdım.. epey acı çekerdi.. sonra kollarını dirsekten ve omuzlardan kırar, üst tarafla işim bitince bu kez kaval kemiklerini topuklarımla ezerek helva gibi yapardım.. sonrasında rast gele kırılacak birkaç kaburga ve nihayetinde ters döndürülecek bir boyun omuru ile “fatality” finalimi gerçekleştirir, ölüsünü de bir ağacın dalına asar, ellerimi kıyıda, köşede bulduğum bir su birikintisinde üstün körü yıkar ve ıslık çala çala, voltalı adımlarla olay mahallinden uzaklaşır, 

Zerre azap duymazdım..

En ufak bir tereddüdüm bile olmazdı..iki buçuk sene ulan... iki buçuk sene... kankam dedim ben sana... kardeşim dedim..

Ve dünya üzerinden bir kötülüğü kaldırmış, temizlemiş, insanlığa yüce bir hizmette bulunmuş, benden sonra canı yanması muhtemel kim bilir kaç masum insanı daha kurtarmış olurdum..

Beynime doluşan düşüncelerin korkunçluğuyla titredim..

Bana bunları düşündürtenler utansın…beni, olmadığım şeye, bir şiddet tutkununa, nefret tohumuna dönüştürenler..

içimi yavaş yavaş ele geçirmeye başlayan karanlığa karşı, yapabileceğim tek şey, kendi yöntemlerimle, işin ardındaki kişiyi bir an evvel bulmak ve nihai hesabımı onunla görmek olacaktı.. yoksa bu şekilde, hiçbir yapmadan otura otura, sadece düşünerek, kafayı yiyebilirdim.. cinnet getirebilirdim…pompalı tüfekle sınıfı bastığımı filan düşünsenize? (:

Arada ozanla ayşen de kaynardı her halde..

Buse ile üç gün üst üste görüşemedik.. sınav zamanı olduğu için anlayış gösterdim bu duruma.. ayrıca zaten ikimiz de moral olarak kötü durumdaydık..onu her zaman ayakta tutmaya çalışan, “güçlü ve pozitif tsigalko” da artık yerini, dağılmış, “enkaz tsigalko” ya bıraktığı için, kendime bile faydam olamazken, ona hiç olamazdı..

En iyisi, şu vize haftalarının tamamen geçmesini beklemek ve sonrasında buse cephesinde yeniden harekete geçmekti..

Nilay cephesinde ise çoktan taarruza başlamıştım..

ilk işim Messenger hesabını ele geçirmek oldu, 

Yaptığı yazışmaların kayıtlarına ulaşmaya çalışıyordum. Ama bu o kadar da kolay değil..

Ayrıca telefon kayıtlarına ulaşmanın da bir yolunu arıyorum. Görüşme dökümünü gsm şirketinden elde etmek için bazı çabalarım oldu, beceremedim. 

Başka şekillerde, gerekirse illegal biçimlerde, sahte kimlik kullanarak, sahte bahanelerle, hatta belki nilayın ağzından yeniden deneyebilirdim..

Bu geçen 2 haftada, bu tarz konularla ilgili o kadar çok araştırma yaptım ki, kendimi fbı ajanları gibi hissetmeye başladım.. çeşitli hack sitelerine üye oldum, bir dolu forumdan, sitelerden abuk subuk yöntemler edindim, bu işlerle ilgilenen bir arkadaşımla defalarca telefondan görüşmeler yaptım.

Olay şu ki, kişinin kendi bilgisayarını kullanmaksızın, elinizde msn adresi olsa dahi, konuşma kayıtlarına ulaşmanız mümkün değildi. 

Çünkü bu veriler, internet üzerinde, ya da msn programı içindeki her hangi bir genel serverde değil, direkt kullanıcını bilgisayarı içinde depolanıyordu.

Ama eğer kişinin bilgisayarına sızabilecek bir virüs gönderebilirsem, bunun sayesinde, onun masa üstüne, sanki kendiminkiymişçesine ulaşıp denetim sağlayabilir, buradan da sohbet günlüklerine ulaşabilirdim.

Telefondan yaptığı görüşmelerin dökümü içinse çok daha fazlasına ihtiyacım vardı. Çünkü nilay, bu hattı zaten belli ki kendi adıyla, kendi üzerine almamıştı. Diğer hattının ise gsm operatörü bu konularda fazlasıyla ciddi olan, kasan bir firma olduğu için, sıradan bilgilerle size istediğinizi vermeleri mümkün görünmüyordu.. nilayın annesinin kızlık soyadına kadar her şeyi bilen ben, bu dökümleri elde edemiyordum.

Virüsü nilayın makinesine göndermek zor olmadı.

Bu işlerle uğraşıp, içine sıçtığım sınavlar ve kapalı kaldığım odamın içinde, ihmal ettiğim insanlar, gerçek dünya karşılığında, nihayet bir takım verilere ulaşmaya çok yakındım.

Geçen zaman dilimi sırasında, buse ile sadece bir kere görüşmüştük..o da yine bu taciz mesajları hakkındaydı..

Artık ne onun, ne de benim gücüm kalmamıştı..

Günlerdir bin bir türlü yere girip çıktığım, internet dene dipsiz kuyunun içinde kaybolmuş, bu hack-mack işlerinin de göründüğünün yüz katı daha zor olduğunu acı bir şekilde kavramıştım..

Öyle ekrandan sayılar akarken tıkır tıkır klavyeyle oynamak çok havalı gözüküyor evet filmlerde filan,
Ama hiç kolay değil.. kahretsin ki değil..

gecikme için özür diliyorum panpalar, aslında bu gece daha çok yazmak isterdim ama yarın iş var malum :/

yorumlar için teşekkürler, devamını da bekliyorum
görüşmek üzere

herkese iyi geceler panpalar,

bu gece gene 01.00 civarında buluşuruz diye düşünüyorum, belki biraz daha sarkabilir duruma göre,

şartlar elimde değil, artistlik yapmadığımı bilin yani :p

görüşmek üzere

herkese iyi geceler,
hemen başlayalım

Son sınavımı Cuma öğleden sonrası verip çıkmıştım..

Herhalde sıçıp sıvadığımı söylememe gerek yoktur. 

iki haftadır, bambaşka işlerle meşgulüm ben.. uykusuz geceler, feri kaybolan gözler, ağrıdan çatlayan başım..

Bu gece ise nihayetinde sonuç gecesi..eve gidecek, önce sıcak bir duş alıp kendime gelecek, ardından da nilayın internete bağlamasını bekleyeceğim, avını bekleyen bir kurt gibi.. sabırla..bu gece için çok çalıştım, çok şeyden vazgeçtim.. umarım emeklerim boşa çıkmayacak ve birkaç dakika içinde, nilayın bilgisayarını son formatlamasının ardından bu güne kadar yaptığı tüm Messenger görüşmelerinin sohbet günlüğü kayıtlarına ulaşacağım.

Eve gidip klasik ritüellerimi yerine getirdikten sonra bilgisayarımın başına kuruldum.. evet..artık bekliyorum.. online olduğu ilk saniye, benim için gerçekleri öğrenmeye başladığım ilk saniye olacak aynı zamanda..

Telefonum çaldı..

“alo.. buse?”

“nerdesin, napıyorsun?”

“iyi, evdeyim ya sınav sonrası işte.. yorgunluk atıyorum, sen napıyon?”

“yurttayım bende..bu gece buluşalım mı?”

Ops..bu olmadı işte..

Busenin “buluşma daveti” karşısında üzüleceğim hiç aklıma gelmezdi be..vay anasını satayım…zaman, olaylar bizi ne hale getirdi görüyor musunuz?..

“bu gece?”

“evet..”

Daha geçen hafta sonu bir buluşma teklifini geri çevirmiştim zaten sınavlara çalıştığımı bahane ederek…üst üste ikinci kez bunu yapabileceğimi sanmıyordum..hem artık sınav mınav da kalmamıştı ortada..

“sevgilim.. yorgun değil misin bu gün, yeni çıktık daha sınav haftasından? Yarın görüşsek? Hafta sonu hem ne güzel?”

“ya, buluşmak istemiyorsun yani benle.. görüşmüyoruz bile yani..” diye atarlandı..

Off.. bütün planlarım yine ertelenecekti anlaşılan.. günlerdir bu geceye hazırlanıyordum ben..

Derin bir iç çektim,

“tamam buluşalım aşkım.. buluşalım..ne zaman alayım seni yurttan?”

“yarım saate hazır olurum ben”

“peki, ben de elimden geldiğince hızlı hareket edicem, görüşürüz.. öptüm”

“görüşürüz”..

Bana kızgın mı?..

Ondan kaçtığımı sanıyor belki de…artık savaşamadığımı, bu ilişkinin yarattığı gerilime daha fazla dayanamadığımı düşünüyor..

Ah be sevgilim..bir bilsen ki, ben yine bizim için uğraşıyor, savaşıyorum…asla vazgeçmedim.. kaçmıyorum, mücadeleyi bırakmıyorum..
10 dakika içinde giyinmiş, evden çıkıyordum.. kişisel bir rekor olabilirdi bu..

Tam onun da söylediği gibi, yarım saat sonra yan yana yürüyorduk kordona giden yolda,

Ne sarılmıştı, ne öpmüştü.. hatta merhaba bile demedi yanlış hatırlamıyorsam..ruh gibi yüzü, ifadesiz gözleriyle, sadece kuru bir gülümsemeyle yetinmişti beni görünce..

Normalde vücut vücuda yürüdüğümüz o yolda, bu kez birbirimizden yarım metre kadar uzak, savruk adımlarla yol alıyorduk..

Üstüne varmak istemedim hemen.. elbet bir yerlere otururuz, o zaman konuşuruz ne varsa.. belli ki yine canını sıkmış birileri..ah..ah…o ben de ümüğünü sıkmazmıydım ya işte, ama nilay…nilay çıktı karşıma.. başka herkes olabilirdi..kim olsa fark etmezdi…ama nilay?..

Kendi yediğim kazığın acısı o kadar derinden işlemişte ki içime, olayın “aşk” ıma verdiği zarar neredeyse ikinci planda kalmıştı..

Nilay, gerçek anlamda bir brütüs olmuştu benim için..

iki buçuk sene beyler..

Yan yana geçen, yediğinizin içtiğinizin ayrı gitmediği iki sene..her derde derman, her sevince ortak olmakla geçen iki buçuk sene..

Neden..

En sonunda dayanamayıp sordum,

“nereye gidiyoruz?”

“bilmiyorum.. otururuz bir yere birazdan..”

Bilinçsizce, konuşmadan yürüdük biraz daha.. içimde büyük bir kuruntu, her saniye daha da fazla kabarmaya başlamıştı..

Bir şeyler ters gidiyor..hem de fena halde..

Sonunda, han benzeri bir kafeye oturduk..

Karşıma geçti, sandalyesine yerleşti, bütün bu süre boyunca, benim yüzüne dikilmiş olan gözlerime bir an olsun karşılık vermedi..

Siparişlerimizi verdik,

Sessiz geçen, gözlerini kovaladığım bir iki dakikanın ardından yeniden konuştum,

“buse ne oluyor?”

Cevap vermedi.. yüzü titreşti..

“buse.. bebeğim?..hani paylaşıyorduk her şeyi? Ne oldu yine paylaş benimle..bak, söz verdim sana, bitireceğim bu işi..”

“buluşmaya gittin mi?” dedi aniden..

“evet.. gittim..hiç sormayacaksın sanmıştım..”

“senin bir şey söylemeni bekledim..bir sonuç alabildin mi peki? Gelen oldu mu?”

Yutkundum..ona,

“evet, kankam nilayı bastım” nasıl diyebilirdim?..

iyi akşamlar panpalar,

internet kesintisine karşı benim yapabileceğim bir şey yok malum (: sik gibi kaldım dün akşam veda bile edemeden+ yazdığım bir part da güme gitti o ara (:

bu gece gene görüşürüz diye umuyorum, bu aralar ekstra sosyalleşeceğim tuttu aq vakit bulamıyorum.

(: herkese selamlar,

01.00 e doğru görüşelim, gelenler selam atmayı unutmasın, olay var bu gece :p

selamlar herkese, ilk part hazır, başlayalım mı? (:

kimler burada la yoklamayı alalım bu sefer, artık ben de tribünlere oynayacağım valla, olmuyor böyle :p

http://fizy.com/#s/3wl267 

“gittim..ama kimseyi bulamadım..anlaşmış gibiydik telefonda..iyi sıkıştırmıştım aslında ama demekki sonradan caydı kendi kendine..”

Kız yüzüme sorgulayan bakışlarla bakarken, rahatsız edici bir sessizlik oldu..acaba yalanıma inanmış mıydı?

Yoksa o da, buluşmaya gittiğimde gördüğüm kişinin kim olduğunun bende kalması gerekecek kadar şok edici olduğunu biliyor muydu?

Kim bilir, belki de nilay ona bu kez, 

“ben buluşmaya gittim ama gelen olmadı?” diye bir mesaj bile atmış olabilirdi…böylece ben de gözünün içine baka baka yalan söylemiş oluyordum buseye..

O sessizlik uzadı..uzadı…yine ben mi konuşacaktım?..tam ağzımı açıyordum ki buse,
“tsigalko..” dedi sesi titreyerek..iki elinin arasına aldığı neskafeye sanki can simidi gibi yapışmış, yüzü, göz bebekleri titreşe titreşe bana bakıyordu..hüzünlü bir kedi yavrusu gibi…ah..ah bebeğim benim…ne hale getirdiler seni…parlak bir meşaleyken bir zamanlar, sönmüş kamp ateşinin közü gibisin şimdi..

“söyle aşkım..” dedim, nihayet, içindeki ekstra hüzne sebep olan baklayı ağzından çıkaracağı için sevinmiştim..onu teşvik ettim..

Derin nefes aldı..daha da sıkıca yapıştı elleri bardağa..

“ben…biz…artık yürütemiyoruz…ayrılmak istiyorum…ben…”
….buz kestim..

Sözleri sindirebilmem için uzun saniyeler gerekti..sanki aniden göğsümün ortasına batırılan bir çuvaldız, bütün sinir hücrelerimi harekete geçirmişti..parmak uçlarım karıncalanmaya, başım dönmeye başladı..enseme nerden geldiği belirsiz bir sancı saplandı…son bir çabayla aldığım nefes, ciğerlerime ulaşamadı, soluk yolumda kaldı..

“özür dilerim…çok özür dilerim ama olmuyor…yaşayamıyorum bu şekilde..” dedi kız gözlerinin kenarından, büyük bir selin ilk ilk akıncıları olan göz yaşı damlaları süzülürken…

“buse..ee…ben…ben…bizi bundan kurtaracağım..söz verdim sana…böyle konuşma..bunu..bunu dememiş ol….duymadım ben de..” dedim telaşla..az önce parmak uçlarımda olan karıncalanma, bu kez elimi bileklerine kadar zapt edip, hissizleştirmişti..

Allahım neler oluyor…oh….bitmedi mi…bitmeyecek mi karabasanlarım?... bu kadarı fazla değil mi?..

“çok özür dilerim..” dedi tekrar artık baya baya ağlamaya başlayıp.. omuzlarınız kıstı.. masaya doğru eğildi, eydi başını.. hıçkıra hıçkıra ağlıyor…

Bir elimle yüzümü, maskelemeye çalıştım.. ağzımın, burnumun, gözlerimden birinin yarısının üzerine set çektim..şu anda orada oluşan ifadeyi görsün istemiyorum çünkü…darmadağın olmaya başlayan bir adamın, dökülmeye başlayan suratı olmasın karşısında.. diğer elimle ellerini yakalamaya çalıştım.. tuttum da..bir kaç saniye, parmaklıklar arkasından ziyaretçisine dokunan mahkumlar misali, dokunabildim sadece..

Çekti ellerini..

“buse.. bitanem..buna izin vermem.. söz verdim sana…hepsini sona erdiricem…yalvarırım biraz daha zaman ver bize.. izin verme onların kazanmasına…”

Nilay ananı sikicem buradan çıktığım ilk saniye, evini yurdunu basıp, sokağın ortasında kesiyorum seni, bekle..

Ağlamaktan kıpkırmızı olan gözleri, pembeleşen yüzü, titreyen dudakları.. buse, karşımda harabe bir halde duruyor ve muhtemelen, 

içten içe bana lanet ediyordu..

Nerden gelmişti bu şehre..

Nerden sevmiştim onu..

Nerden sevmişti beni.. şayet sevmiş idiyse…

Bula bula onu mu bulmuştu?..onu mu bulmuştum?..

O sakin dünyasında, mutlu, yeni hayatında, önce bir beyaz atlı prens gibi çıkmıştım karşısına.. bilemezdi ki atımı kovalayan kurtları ve çakalları da peşimden sürükleyip yaşantısına dahil ettiğimi?..ben de bilmiyordum zaten, ellerimle, koynumda beslediğim, bilmeden en yakınıma, yanıma koyduğum sırtlanların, fırsatını bulduğunda beni ve sevdiklerimi dişleyeceğini..

Bilemezdi..

Bilemezdik..

“buse.. biraz daha zaman aşkım…kurtaracağım bizi…eğer beni birazcık sevdiysen, biraz daha dayan.. benim için.. bizim için dayan…atlatacağız bunu…yemin ederim atlatacağız..”

Birkaç saniye sadece onun hıçkırıkları duyuldu.. söyleyeceği bir şeyleri toparlıyor gibiydi…yakındaki masalardan meraklı gözler (ki sikeyim ben onların retinasını) çoktan bizi izlemeye başlamıştı bile.. masada, hüngür hüngür ağlayan zavallı, göçmüş bir kadın.. ağlamaktan beter bir yüz ifadeysiyle onu sakinleştirmeye ve sakin kalmaya çalışan bedbaht bir adam..

insanlar, insanlara neler yapabiliyordu böyle..

Görebiliyorsunuz değil mi?..ne kadar kötü olabildiklerini…ne kadar kötü olabileceğimizi.. kötüyüz biz…yasak elmayı yemişiz…çiğ süt emmişiz…kötülük tohumumuzda.. mayamızda var?..ne eksiği, ne de fazlası değiliz..

insanın, insanlığın doğasında var…

http://fizy.com/#s/1agm7c 

“tek sorun yaşadıklarımız değil ki?” dedi kız titreyen sesiyle..söyleyeceği her kelimeden korkar gibiydi..

“söyle bitanem ne o zaman…her neyse yaparım…her şeyi yaparım düzeltmek için..” artık benim de sesim çatallanmaya başlamıştı..kendimi kaybediyordum..

Biraz daha durdu..sonra derince nefes alıp, bir çırpıda söyledi,

“başka biri var..”

Ne?... nen..nasıl yani başka biri?..

“başka biri mi?..seni tehdit eden mi?..kim?”

“ha..hayır..hayır..başka..birinden hoşlanıyorum…çok özür dilerim..” dedi ve yeniden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı..

Yok..buna inanmam işte… hehehehe…hehe….buna inanmam…tamamen beni ikna etmek için söylüyorsun…evet! Kesinlikle öyle!..

“bebeğim..” dedim elimde kalan son sakinlik kırıntılarını avuçlarımda toplayarak..elimi yanağına götürdüm,

“bebeğim, bahane olsun diye yalan söyleme bana…ne olur ağlama artık..bana gidelim..uyuyalım..sabaha her şeyi bitireceğim..yeni bir güne uyanacağız..tertemiz, bambaşka bir sayfa açarız..hepsi geride kalacak..ne olur..”

“tsigalko..anlamıyorsun…ben başka birine aşık oldum..senin bana olduğun gibi?... başka birini seviyorum…en..en karanlık zamanımda geldi..en kötü anımda tanıdım onu…özür dilerim…ben artık sadece ona sığınmak istiyorum..seninle geçirdiğim günler mahvetti beni..”

“yalan söyleme!” dedim birden bire..sesim biraz yüksek çıkmış olabilirdi..sonra hemen, “aşkım öyle bir şey olmadığını biliyorum..bunlara gerek yok…kendini feda etmene, kendini suçlu gibi göstermene gerek yok..ben biliyorum her şeyi…tüm suç da bana ait…bu kadar boktan bir geçmişim olmasaydı, bunların hiç biri başımıza gelmezdi…onları yok sayıp, senin hayatına girmeye çalıştım..suç benim..ama izin ver telafi edeyim..”

“iki haftadır görüşüyoruz..” dedi, benim bunca yalvarışıma karşılık, sonunda duygusuzlaştırmayı başardığı bir ses tonuyla..

Baktı ki, ağlayıp sızlanarak olmuyor, o halde biraz duygusuz, acımasız modda takılmayı tercih etmişti şimdide demek ki..

“ilk gördüğüm an anladım ben de..” diye devam etti, “zaten yan yana gelip konuşunca, hele bir de gözlerimin içine bakıp gülümsemesi…o an işte benim kurtarıcım dedim….çok..çok çok üzgünüm tsigalko..ama sen bana acıdan başka bir şey vermedin..seni de, bana olan sevginden emin olduğum ve saygı duyduğum için sevmeye çalıştım..gerçekten..ve oldu da..eğer tüm bunlar başımıza gelmeseydi…ve bir de bunların üzerine, onu görmeseydim….”

Artık felç tüm vücudumdaydı..

O sırada, mekanın çalışanlarından biri geldi,

“iyi akşamlar efendim, rahatsızlığınız konusunda yardımcı olabileceğimiz bir şey var mı?” diye sordu sıkıntıyla..

Bunun meali, aslında, “lan ağlaya zırlaya Sinan çetin programlarına çevirdiniz burayı, diğer müşterileri rahatsız ediyorsunuz, ya susun, ya da siktirin gidin” di malumunuz..

Koyun can derdinde, kasap et derdinde..

Ben o sırada felçli olduğum için, adama doğru dönüp bakamadım bile..bir iki saniyelik sessizlikten sonra buse dönüp,

“y..yok biz.. halledicez” dedi pısırıkça..

“peki” dedi adam fazla uzatmadan çekildi..ama bir daha ağlaşmamız halinde bu kez, “hesabınızı getirdim efendim” demesi şaşırtmazdı beni..

Susup, sadece gözlerinin içine baktım busenin..bir kaç saniyeden fazla dayanamadı.. acıyla sağa sola kaçırdı gözlerini.. hıçkırığını bastırmaya çalıştı.. elini yüzüne siper etti.. titreyen, uzun ince, turkuaz ojeli güzel parmaklarını hayranlıkla seyrettim her şeye rağmen..

Benim kadınımın, benim ellerime, yüzüme dokunan parmaklarıydı bunlar..ve bundan birkaç hafta öncesine kadar, mutlu bir kadına aittiler…mutlu ettiğim, mutlu olması için her şeyi yapabileceğim bir kadına..

Betimlemelerr…tanımlarrr.. tasvirler…

Hepsi yersiz, yetersiz kalıyordu beyler.. hepsi…

O saniyelerde yaşadığım duygu buhranını anlatabileceğim kelimeleri, olanlardan 5 koca yıl sonra, bugün bile seçemiyorum hala..

Çok acı görmüş, duygusal anlamda çok savaş yaşamıştım ama, hepsini de bir şekilde tanımladım, anlattım sizlere..

Bunu anlatamıyorum..

Özür dilerim ben de..sizlerden, bu sefer, hislerimi sözcüklere dökemediğim için.. çok özür dilerim..

http://fizy.com/#s/1aoxuj 

“yalan söyleme..” diyebildim fısıltıyla..

“çok özür dilerim” dedi o da yine aynı tonda..

“buse yok öyle biri!” dedim sonunda gözlerimden yaşlar boşanarak..”yok öyle biri..uyduruyorsun işte..sırf benden kurtulmak için uyduruyorsun!”

“keşke öyle olsaydı..o zaman belki hala direnecek gücüm olurdu..ama benim artık tek istediğim bu..bu karmaşayı bırakıp ona sığınmak..zaten ona aidim günlerdir zihin olarak…geceleri onu düşünerek huzur bulabiliyorum..onun gözlerinin, gülüşünün hayaliyle ancak uykuya dalabiliyorum…ve bunları sana bu şekilde söylemek zorunda kaldığım için de nefret ediyorum kendimden..iğreniyorum…keşke ölsem tsigalko..hemen şurda..şu anda..sana bunları böyle, sırf ikna edebilmek için söyleyeceğime..senin bana böyle baktığını göreceğime…”

Mütemadiyen ağlıyoruz..

Ama sessiz..ikimizin de iki eli yüzünde..hıçkırıklarımız ayak parmağımızın uçundan, başımıza kadar sarsıyor bizi..sadece iç çekişler..derin nefes verişler..nefes almaya çalışmalar duyuluyor…ağzım gözüm, yüzüm yanıyor..her tarafım salya sümük gözyaşı…ağzıma sıçıldı…net…

O şekilde ne kadar boğuştuk hayatla bilmiyorum…

Sonra..

Sonra içimden aniden yükselmeye başlayan bir öfke dalgası benliğimi ele geçirdi…

Bu aralar, kendime ve kaderime en çok sorduğum soru, yeniden gözlerimin önünden geçmeye başladı dev puntolarla, alevden harflerle yazılı bir şekilde..

Neden?

Yahu insan bir soru sözcüğünde bu kadar çok anlamı arar mı?..bir söz, tek bir sözcük..tek bir sorucuk..cevabı olur mu her şeyin??

“”Neden?... ””

Ona da böyle seslendim…alçak perdeden bir çığlıktı aslında söylediğim…

“neden?... buse neden??”

Daha da beter sarsılmaya başladı,

“bir neden aramıyorum artık..sadece..dayanamıyorum bu yaşadıklarımıza..sana şu anda yaşattıklarıma da…gözümü açıp kapasam..böyle yıllar geçse…her şey geride kalsa…hiç bu kadar berbat hissetmedim kendimi…ama inan tsigalko..bu ayrılış, ikimizi de hayata yeniden döndürecek..eminim buna…biz, birbirimizle mutlu olamıyoruz…olamayacağız…”

Hayır buse..

Sadece seni hayata döndürür bu ayrılış..belki yeni sevgilinin kollarında?... 

Beni ise tamamen yok eder…

Zaten eğreti tutunduğum, senin aşkınla anlam buldurduğum köhne dünyam, büsbütün üzerime çöker, enkaz olur, kalırım altında..

“eğer ayrılırsak.. hele ki bir başkası için beni terk ediyorsan..o dediğin benim için geçerli olmaz…büsbütün mahvedersin beni…bunun vebaliyle nasıl yaşarsın buse?..bu kadar büyük bir acının üzerine yeni bir mutluluk nasıl kuracaksın?..”

“çabalayacağım..” dedi kendini de inandırmaya çalışan bir ses tonuyla…”deneyeceğim en azından.. şimdi olduğumdan daha iyi durumda olacağımı garanti etmiyorum ama.. bundan kötüsü de olamaz zaten…bence senin için de öyle…atlatacaksın bunu.. atlatacağız…”

“beraber atlatabilirdik ama?” dedim yalvararak..

“özür dilerim…gerçekten…çok.. çok üzgünüm…yalvarırım daha fazla küçültme beni kendi gözümde…zaten nefret ediyorum kendimden…izin ver hepsini gömelim..”

“ama neden buse?” dedim, elinden oyuncağı alınan bir çocuk mızmızlığıyla..

“neden?..ne buldun onda?..neyini sevdin? Neyine aşık oldun?..daha mı yakışıklı benden?..daha mı zengin?..daha mı çok seviyor seni?... seni benim kadar, benim sevdiğimin çeyreği kadar bile sevebilir mi biri?..bak eğer çeyreği kadar sevdiğini, seveceğini bilsem seni, seni benim mutlu edebileceğimin çeyreği kadar mutlu edebileceğini bilsem, zaten kendi ellerimle götürür el ele tutuştururum, ben ona aşığım diyorsan eğer…ama sevemez buse…ben! Seviyorum seni!... başkası sevemez…”

Ağlıyoruz..

“yalan de..yalvarırım yalan de…seni soğutmak içindi de..”

…hayatım boyunca hiç bu kadar rezil, küçük, zavallı hissetmemiştim kendimi…neredeyse ayaklarına kapanacaktım kızın…bebekler gibi 
ellerimi yere vura vura ağlayacaktım…gidiyor…aşkım gidiyor…sevdam gidiyor elimden…sevdiğimi alıyorlar…ayırıyorlar benden….ve, ve…o da gönüllü buna…allahım bu ne büyük bir ceza…ne korkunç bir sınav.. nasıl bir sınama….nasıl…

“seviyorum onu..” dedi…”ben seviyorum…onun ne kadar seveceği önemli değil ki?..ben istiyorum onu..ben alacağım…”

“onu da harcayacaksın sırf benden kaçmak için!” dedim yine alçak perdeden bir çığlıkla…”ben de zamanında yaptım benzerlerini…onu da harcarsın.. aşık filan değilsin…sevmiyorsun onu…sadece bahanen senin..”

“tsigalko…yalvarırım daha fazla zorlaştırma…zaten eziliyorum.. kahroluyorum…ne olur razı ol sen de..ısrar etme daha fazla…beni seviyorsan.. gerçekten sevmişsen, izin verirsin gitmeme…çünkü ben artık seni sevemiyorum….”

http://fizy.com/#s/3wl26d 

..ağlıyoruz…

…ölüyoruz…

..ruhlarımız..ya da en azından benim ki, dar ağacında, ayağının altındaki tabureye vurulacak son darbeyi bekliyor..

Gözleri kapalı..kör..

Kulakları sağır…duymuyor artık…

Buse..

Beni sevmiyor…

Başkasını seviyor…

Bir başkasını..bana tercih ediyor..

Benim yerime…

Ve ben yine, 

istenmeyen,

Seçilmeyen,

Tercih edilmeyen,

Kaybeden adam oluyorum…

Tıpkı ayşen için, ozanla olan bilinçsiz yarışım gibi..

Yine yarıştırılıyorum..

Ve yine..

Kaybediyorum..

Kaybeden adam; tsigalko..

istenmeyen..

Sevilmeyen..sevilmeye layık bulunmayan..

Sevilmeyecek olan…

Lanetli olan…

..sendeleyerek masadan kalkmaya çalıştım,

“sen..buse…sen asla mutlu olamayacaksın…ben elbet bir gün peşimdeki sapıklardan da, pisliklerden de kurtulacağım ama sen mutlu olamayacaksın çünkü…”

Şu aciz ömrümde, anam babam kardeşimden sonra en çok sevdiğim..bambaşka bir sevgiyle sevdiğim, kimseyi sevmediğim gibi sevdiğim insana beddua etmekte olduğumu fark edince, sözcükler düğümlendi boğazıma..daha fazla sürdüremedim,

“seni ne kadar sevdiğimi unutma olur mu?..her kiminle olursan, her kiminle mutlu olduğunu sanarsan, benim sana hangi gözlerle baktığımı hatırla…onlar sana asla o şekilde bakamayacaklar..”

Dedim..zorlukla kendimi masanın dışına attım..

Ayağa kalkıp, başımı doğrultmaya çalışırken, tekila sonrası sarhoşluğu gibi döndü dünya..flulaştı görüş alanımın kenarları..

Son bir iç çekişini ve hıçkırışını duydum..gözümün, bulanık ucuyla masanın üzerine kapandığını gördüm..

Ağır, sadece hız olarak değil..yük olarak da ağır adımlarla yürüdüm kasaya, körlemesine seçtiğim banknotu bıraktım, ben sarhoş gibi ilerlerken para üstünü garsonun getirip elime tutuşturduğunu hatırlıyorum..

Sonra ne kadar yürüdüm?

Nerelere gittim…nerde dolaştım…hiç haberim yok..

En sonunda, kendimi gecenin köründe yatağımda buldum..

Acaba yolda filan düşüp bayıldım da, arkadaşlar mı getirip attılar beni yatağıma..

Ağladığımı, zorlukla nefes aldığımı (sümükler dolmuş gırtlağıma, burnuma, sinüslerime..) denize karşı sövdüğümü hatırlıyorum bölük pörçük..

Taşlaşan başımın, yastığın yumuşaklığını ezişini hissettim..

Her yer dönüyor…uğulduyor…mr makinesine girmiş gibiyim... onun bile içinde ışık varken, benim uğultulu karanlığımda, tek bir toplu 

iğne ucu kadar dahi parıltı yok…

Simsiyah..

http://fizy.com/#s/1r5nec 

O gün hayata, aşka ve insanlara dair olan umutlarımı, mevtası gerçekleşen ruhumla beraber gömdüm..

Dostluklar, aşklar, umutlar yalandı..

Aslında, yalan değildi….yalan bile değildi…hiç yoktu ki böyle şeyler?..olmayan şeyin yalanı mı olurmuş?..

Hayat buydu..bundan ibaretti..

Ve genelde sarı, filtre kısmı olmaya alıştığım hayatın, bu kez yanan ucundaydım sonunda…

Yanmak neymiş..nasıl yanılırmış…severken terk edilmek, bir başkası için siktir edilmek nasılmış…

En yakın arkadaşın, aynı zamanda nasıl en büyük hançer oluyormuş hayatında..

Hepsini öğrendim…

Şu son 2 hafta içinde..sezar ı da anladım…mecnun u da…ebruyu, Ceyda yı da…mineyi de anladım….hayatını mahvettiğim, hayatları mahvedilmiş herkesi, her şeyi anlayabiliyordum artık…kafasına demir çubuklarla vurulan fok balıklarını, uyuşturucu mermilerle vurulup, derileri canlı canlı yüzülen kaplanları, timsahları…kaçak avlanan balıkları…evet..sadece insanları da değil yani..

Dalından koparılan çiçeği bile anlayabiliyordum..

Buydu işte..tam olarak yaşadıkları…

..boğuluyorum…

Gün aydınlamıyor..

Hayatım geceden ibaret..

Kaç gün geçti..

1..

2?..

Kimse konuşamıyor benimle..

Teselli edilemiyorum..

Yoğun bakım hastalarının refakatçileri gibi, saatlerce yanımda, başımda dikildi tolga..

Ben, kah sövdüm, kah lanet ettim..sürekli yaşlıydı gözlerim..

“neden aga neden!?... neden yine istenmeyen ben..”

istenmeyen..

Kaybeden…

Bu kelimeler, aklımın yüzeyine her çıktığında, saçımı başımı yolmak, ellerimle kafatası kemiklerimi parçalayıp, beynimi, bilincimi çıkarıp atmak istiyordum içimden…

..nasıl olurdu da, bir insanın, hayatta en çok, ama en çok nefret ettiği..tartışmasız, onu en çok yaralayan, belki yıllarına –ve başka insanların da yıllarına- mal olan bir şey, ikinci kez tekrarlanabilirdi..

“yine kaybettin tsigalko…yine yarıştın…ve yine kazanamadın…”

..öldürmek istiyorum kendimi…nefret ediyorum kendimden…saçımdan..sakalımdan..yüzümün meymenetinde..entelektüel birikimimden..kültürel seviyemden..paramdan, pulumdan, huyumdan, suyumdan..her şeyimden nefret ediyorum..

Öyle lanet, öyle berbat bir dengeyle bir araya getirilmiş, tutturulmuşlar ki birbirlerine…katil bebe çaki gibi..
Frankeştayn gibi..

Ucube gibiyim..ucube gibi…

Kimse gerçekten sevmiyor..sevmeyecek beni..

Kimse istemeyecek…

Belki bedenen değil ama, ruhen yalnız öleceğim…öldüm bile belki de…ağlayanım yok sadece…

Niye istemiyorlar lan beni?..

Neyim eksik?..

Ha?..

Ne yok bende?

Ya da, ne var bende?

Ne var ki bende böyle, mutluluğa en çok yaklaştığım anlarda, ya iç ya da dış şeytanlar giriyor devreye…darmadağın ediyorlar kağıttan mutluluk kulelerimi..

Niçin izin vermiyorlar biraz olsun gülümsememe..

Normal olmak istedim..normal olmak istiyorum..

Bu mu suçum?..

Herkes gibi sevemez miyim ben?

Sevilemeyecek miyim?..

Hep mi kan, irin, gözyaşı dolu olacak sevgilerim…hep mi çıbanlaşacak…kanserli kalacak ilişkilerim…

Yok abi..

Olmuyor..

Bu ben…

Ya da herhangi bir ben..

Yapamıyor bu dünyada..

“sevemiyorum seni” dedi lan işte?

“başkasını seviyorum” dedi?..

Gözlerimin içine baka baka söyledi…

..bizim çocukların hakkını vermem gerek..

Ne geliyorsa ellerinden yaptılar..saatlerce konuştuk gerek bireysel, gerek topluca…teselli veren eller, sıvazlanan omuzlar..

Evde yas havası var..

Mahvoldum..biliyorlar..

Yemeden..içmeden geçti günler…boş midemi kustum banyoda 1-2 kez..

…boğuluyorum…

Gün aydınlamıyor…

Dünyam artık geceden ibaret…

http://fizy.com/#s/1r5ne5 

Bilmezdim bu kadar dağılabileceğimi…dağılınabileceğini bilmezdim bu kadar... 

Cümlesi yok…öznesi yok geçen saatlerin..günlerin…şayet sigara içiyor olsaydım..karton bitirmiştim şimdiye…

aslında belki de içmeliyim…bakarsınız uyuşturur, ruhumu da..bedenimi de…

telefonum kapalı…odamın kapısı da…

bütün algılarım kapalı…

bütün algılarım, içine döndü…beynimde yangılar yanıyor…geçmiş bir film şeridi gibi geçiyor…alev almış makaralar….eski bir filmi izler gibi izliyorum..dolaştığımız sokakları…oturduğumuz bankları görüyorum ateşler içinde…

elini ilk tuttuğum o geceyi görüyorum…ona, hayatımın itirafını yaparken ışıldayan gözlerini görüyorum…ilk öpüşmemizi görüyorum…kollarının bana o ilk dolandığı an da yanıyor şimdi…kül olmazdan evvel..son bir kez izliyorum…

ilk suretini…sesini duyduğum ilk sohbeti…utangaç gülümsemesini…beni dinlemeye geldiği, şarkılarımı onun için söylediğim geceleri görüyorum…

paylaştığımız hayatı görüyorum…onu üzgün bulduğum o ilk lanetli, lanet olası, batası, devrilesi günü görüyorum…
birbirimize sarılıp ağlayışlarımızı görüyorum..

ne istediniz bizden…ne istediniz... 

neden izin vermediniz..

her şeyimi aldınız benden..tükettiniz..

iki kız çocuğu yaptı bunu biliyorum…fazlası değil…

iki kız çocuğu mahvetti hayatımı….kendi düşleri, çarpık emelleri, karanlık hesapları uğruna..

iki uğursuz kız çocuğu…neler açtı başıma…

kadınlara karşı olan son merhametim de tükendi o gün…neler yapabileceklerini gördüğüm an…koruma, kollama, hatta belki de acıma 

duygularımın yerini, artık korkular aldı..

korkuyorum…yapabileceklerinizden..yaptıklarınızdan…

kadınlardan korkuyorum artık…insanlardan korkuyorum bir kere…

tiridi çıkmış bir kürek mahkumu gibiyim hayat denizinde..

ışıktan da, ışıksızlıktan da korkuyorum…

nasıl gelebildim bu hale…

son bir part daha atıp bu gecelik bitirelim panpalar, fena oldum amk yazarken bile..

http://fizy.com/#s/1aic99 

zaman kavramının kaybolduğu o tanımsız zaman diliminin sonu, tolganın patlamasıyla gelir gibi oldu..neredeyse döverek beni yataktan kaldırdı..küfretti, bağırdı..

ruhen olduğu kadar, günlerdir adam gibi bir şey yememekten ötürü fiziken de hasarlı olan bünyemde karşı koyacak tek bir hücre olmaksızın beni sürükleyerek masama oturttu..

yemek yapmış..

zorla yedirtti bana…bol bol küfür de yedim tabi..

isyan etti adam en sonunda…eh….haklı da…

daha fazla izlemeye dayanamadı, uzun vadeli intiharımı..burada kesti…

birden bire tavuk soteyle karşılaşan midem, önce şaşırdı tabi..ayran vasıtasıyla buyur etti gelenleri içeri..

yemek yemeği unutmuşum…lokmaları çiğneyemiyorum…

çatalı tutamıyorum…

..yetmedi..tuttu bir de banyoya attı beni kankam…”pis herif, çürümüşsün amk” diye de payladı..

Sıcak suyun altına girmeden evvel, aynadaki, saçı sakalı birbirine girmiş, evsiz şarapçılara benzeyen bir yabancıyla göz göze geldim bir iki saniyeliğine..

Zorlukla kabine yürüdüm..suyu açtım…boca ettim şampuanı…

Başlarda,
Hiç his yoktu..

Hissetmeyi de unutmuşum iyi mi?..

Sanki yeniden doğmuşum..yeni doğmuşum..bebeğim henüz…ya da ormanda küçükken kaybolmuş..yeni bulunmuşum…

Ama sonra..

Geri geldi duygular..

Yeniden ayıldı zihnim…ve anılar..yaşananlar..canlandılar yeniden..

Akan suyla beraber, göz yaşlarım da yeniden akmaya başlayıverdiler…

Arabesk kliplerdeki gibi, oturdum ağladım suyun altında dakikalarca…demek ki, hayatta da gerçekten olabiliyormuş böyle şeyler..

Ağladım…ağladıkça açıldım…ciğerlerim açıldı…

Dakikalarca suyun altında kaldıktan sonra, alınan ilk nefes gibi, yırtarcasına içime çektim buharlı havayı…

O karanlık okyanusun dibinden çıktım, tenime çarpıp seken her su damlasının eşliğinde..

Yeniden nefes aldım…

Yeniden yaşadığımın farkına vardım..

Vazgeçmek için erken?... 

…nispeten toparlanmış bir şekilde çıktım banyodan..bizimki o ara, odamı havalandırmış, yatağımı, masamı düzeltmiş,

“bu kapı açık duracak bilader!” dedi omzumu kavrayıp sert sert..

Bir şey demeden gözlerim yerde kabul ettim..

“akşama bizim pub a gideriz?” dedi bu kez daha az kendinden emin bir sesle..

Olabilir gibisinden garib garib kafa salladım..

Masama geçtim..bilgisayarımı açtım..telefonumu da açtım bu arada..bir sürü cevapsız aramalarr..mesajlar…

Şimdi sırası değil cevap vermenin..

Boş boş bakındım google ekranına..saçma sapan şeyler yazdım…çıkanları okuyormuş gibi yaptım..ne yok yediğimin ben de farkında değildim aslında..

Bilmem ne kadar sonra..belki bir, bir buçuk saatin ardında..kapı vuruldu..tolga önce benim kapısı açık odamın önünden..sonra koridordan geçip kapıya bakmaya gitti…

Hayal meyal, tanıdık sesler duydum koridorun öbür ucunda..

Kapı kapandı..adımlar duyuldu odamın hemen dışında..

Önce tolga göründü kapıda,

“ziyaretçin var yavrum ” dedi..

Sonra, ardından…nilay girdi kadraja…

ya işte böyle panpalar..
hayat böyle.. taşıması kolay değil bazı duygular..
ve dikkat gerek atılan her adımda.. çünkü, gün geliyor, bizim de canımızı yakabiliyor, belki bilerek, belki bilmeden yaktığımız canlar..

hepinize iyi geceler.. içimi döktüm amk bu akşam..



next--->

 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=