melihkagan

part89

herkese iyi geceler,

15 dakika sonra ilk part ile başlıyorum.. acayip gece olacak bu gece..(:

Kafeye girdik.. yazın serinleten klimalar, kışın ısıtma (ılıtma diyelim) görevini üstlenmiş bu kez, içersi fena değil.

Çalışan çocuk geldi, siparişimizi verdik.. sıcak bir şeyler içelim, içimiz ısınsın..

“karşımda mı oturacaksın?” dedim yarı alayla..

“kucağına mı oturayım?” diye soruma soruyla karşılık verdi, ciddi olmaya çabalayan bir tonla..ama alt dudağındaki o hınzır kıvrımı yakalamıştı gözlerim..

“gel şöyle..(: üşüdüm diyordun hem, ısıtırım işte

Kalktı yanıma geldi, sokuldu.. elimi beline doladım, üşümüş yanağına bir öpücük kondurdum..

Başını omzuma yasladı..her hareket, her an, her anı öylesine kusursuz, öylesine içten ki..pürüzsüz.. düşme korkusu olmaksızın buzun üzerinde kaymak gibi..

Baş başa saçmaladık biraz... acemice aşk sözcükleri fısıldadık birbirimize.. yaşayamadığımız çocukluk aşkımızı da yaşıyorduk sanki aynı anda, aradan çıkarıyorduk onu da..

“merak ediyor musun hediyeni?” dedim sırıtarak,

“evet çatlıyorum burda bir saattir..ama ver desem inadına vermezsin diye bir şey demedim (:”

“hmm inatçı mıyım ki sence?”

“öylesin..”

“peki sana hiç inat ettim mi?”

“eaa.. hatırlamıyorum ama kesin etmişsindir..”

“beeen?..bir dediğini iki etmiyorum kız..ne inadı..sen gene gözün kapalı sallıyorsun bugün bana ama hayırlısı :p”

“inatçısın.. inat ettin evet..o yüzden burada böyle yan yana oturabiliyoruz..o yüzden sana sevgilim diyebiliyorum..o yüzden hak ettiklerimizi nihayet yaşayabiliyoruz.. inatçısın evet..” dedi tatlı bir gülümse, alçak bir ses tonuyla.. gözleri dinginleşti..

Ben de gülümsedim.. kıyıya vuran sakin dalgaların çıkardığı o tanıdık hışırtıyı hisseder gibiydim kulaklarımda.. gözlerimde, sanki buğulu, loş bir kandilden yayılan ışığın yarattığı baygınlık.. dudaklarım meyde..

Eğilip öptüm dudaklarından.. kısa, şehvetten uzak ama sevgisi taşan bir öpücük..

“bakalım beğenecek misin” dedim, başını yasladığı omzumu fazla kıpraştırıp rahatını bozmamak için azami özeni göstererek hediye paketine uzandım, ellerinin arasına bıraktım..

http://fizy.com/#s/3xvl8q 

Kaldırdı kafasını,

“hadi bakalım” deyip güldü..böyle aceleyle ve plansızca seçilmiş bir hediyeden fazlasını beklemiyordu belli ki..

Ama benim asıl vermek istediğim, asıl hediyem montumun cebinde duruyor şu anda..az kaldı..o büyülü anı bekliyorum sadece…gerçi, onunla geçirdiğim her saniye büyülü, diğer sıradan zamanlarımdan çok ama çok farklı..yine de, özelin de özelini istiyorum…bunu ikimiz de hak ediyoruz diye düşünüyorum..

Paketi elinde evirdi çevirdi..sonra açmaya başladı..fanuslu kısmı görür görmez anladı ne olduğunu, bana kısa, sevgi dolu bir bakış attı..sonra tamamen çıkardı paketin içinden müzik kutusunu..

“tsigalko…bu çok güzel..” dedi yüzünde buruk bir gülümsemeyle..mutlu olmuş, duygulanmıştı..

“bak o içindekiler biziz :p” dedim sırıtarak..hakikaten de hem erkek, hem kız figürü kumral, beyaz tenli olarak tasvir edilmişti..

“hı hı..benziyorlar zaten (: ..çok teşekkür ederim…”

“kursana bi?”

“kurayım..” dedi çocuklar gibi şen bir sesle

Kurdu..müzik çalmaya, simler uçuşmaya, fanusun içindeki çift dans etmeye başladı..bir kaç saniye onları ağlamaklı gözlerle, gülümseyen dudaklarla izledi ebru..sonra boynuma sarıldı..

“sen bunu cidden beş dakika içinde mi seçtin?” dedi inanmaz bir tavırla, elinin tersiyle hafif nemlenen gözlerini sildi..

“eveeet? Niye ki”

“bilmem..sanki daha önceden ayarlamışsın gibi :p” deyip güldü..

“yok valla hiçbir şey planlamadım..aslında bir şey planladım..ama tek bir şey…ama onu bu güne özel düşünmüyordum aslında..bu güne kısmet olacak (:”

“hadi ya (: ..gene meraklandım bak şimdi..tam ne güzel hediyeyi açmış rahatlamıştım..pff..hiç huzur yok bana :p” diyerek yalandan astı yüzünü..

“dozunda merak iyidir, ayık tutar” deyip gülmeye başladım..

“hı hı..cingöz oldum bak şu anda (: ..bir de sulu göz oldum tabi..mızmız oldum hatta..ben büyüdü sanıyordum kendimi..bir daha ağlamam sanıyordum ama sürekli ağlıyorum gene bu aralar..neyse ki mutluluktan..”

“ağlamak da güzeldir..o duygusuz, ifadesiz göstermeye çalıştığın yüzünün ardında nasıl biri olduğunu biliyorum ben..dünyanın en hassas, en duygulu, en narin kadını var bütün o cool duruşun ardında.Yanlış mıyım?

“yoo o kadar da cool değilim..o kadar hassas da değilim ama evet..belli zayıflıklarım var belli ki..neyse ki sadece sen görebiliyor, sadece sen ulaşabiliyorsun”

“ben zayıflık olarak görmüyorum onları..” dedim sevecen bir şekilde, yanağına dokundu elim..artık daha sıcaklar..”tam tersine, manevi yönden güçlü bir insanın alametleri onlar…ebru..seni çok..çok seviyorum biliyorsun değil mi?..bütün o duygularınla, düşüncelerinle, içindeki senle..dışındaki senle..her halinle..bir bütün olarak..çok seviyorum..”

Karmakarışık oldu gene yüzü..yutkundu..gözleri yüzümde dolaştı..soluk alışveriş hızı arttı..

“biliyorum..bilmekten de öte..hissedebiliyorum…hele böyle konuşuyorsun ya..gözlerini dikip..kilitliyorsun resmen..nefes bile 
alamıyorum bazen heyecandan..ben…de..seni…çok seviyorum..çok..”

http://fizy.com/#s/1r5ne3 

Sarıldık..yine gözleri dolmaya başlayınca bunun, ben şakasına göz silme hareketi yaptım..güldü..gülmekle ağlamak arasında bir yerlerde..mutlulukla burukluk arasında hep..ama her zaman böyle..başka zamanlar da böyle..hep o tatlı melankolisi de var neşesinin üzerinde..geçmişte yaşadığı hüzünlerin izleri var..çikolatanın üzerine serpilmiş fındık taneleri gibi..onlarda da başka bir tat var..tada tat katıyorlar..

Ben, böyle seviyorum ebruyu..belki kendim de böyle bir olduğum içindir..hafif acılı şekerlemeler gibi..dilinizi tatlandırır..bir yandan genzinizi yakar belli belirsiz..hem en soğuk havada sizi sıcak tutan , hem de boynunuza dalan, tatlı tatlı kaşındıran yün kazaklar gibi..

“ben de vereyim hediyeni sana” dedi..

“sen de mi aldın?” dedim saf saf,

“tabi ki aldım !?” dedi “mal mısın amk” der gibi bir tonla..”daha doğrusu aldım demeyelim de..yaptım diyelim

“aa bana kazak mı ördün yoksa? x)” 

“hehe (: yaklaştın..yalnız önce bir soru sormam lazım sana?”

“bilirsem mi vericen hediyeyi?..eyvah gitti kazak :p”

“hahaha..yok bilmeli değil..sadece doğruyu söylesen yeter..”

“tamam..hazırım (:”

“sana, bana günlüğünü gösterdikten sonra artık yazmak yok demiştim, hatırlıyor musun?”

“ee..evet?”

“peki gerçekten yazmayı bıraktın mı? yoksa gizli gizli yazdın mı? doğruyu söyle tsigalko inan kızmayacağım..ama doğruyu istiyorum..olur mu?”

Şaşırmıştım bu soruya biraz ama bozuntuya vermedim..bana hala ve haaaala güvenmekte zorlanması, zoruma gitmeye başlamıştı..yüzümü toplu tutmaya çalışarak cevap verdim,

“bıraktım ebru?..yazmamı istemiyordun, yazma dedin..ben de tamam yazmayacağım dedim ve yazmadım..tek bir cümle bile yazmadım o günden sonra..niye sordun ki böyle bir şey..”

“peki..sen öyle diyorsan öyledir sana güvendiğimi biliyorsun..artık hediyeni açabilirsin”

Kafam karışık, gözlerim, hala sorgulayan bakışlarla ebruya bakar bir haldeyken, paketi elime tutuşturdu.. sonra da gözleriyle “hadisene?” der gibi işaret etti..

Dalgın dalgın açtım poşeti.. yumuşak bir şey var gibiydi içinde ama ağırdı aynı zamanda.. allah allah..dur bakalım..

Paket açılınca, oldukça kalın örgülerle işlenmiş siyah bir kaşkol ile göz göze geldim.. dokusu çok hoştu.. parmaklarımı üzerinde gezdirdim.. yalnız, bir şeye sarılı gibiydi.. ağırca bir şeye..

“aa..çok sağ ol bitanem..sen mi ördün bunu? (:”

“evet x) ilmeklerin iriliğinden belli olacağı üzere :p..atkıyı da aç?”

Atkıyı, dolalı olduğu şeyin üzerinden ayırmaya başlayınca, hem atkının devasa boyutta uzun olduğunu hem de sarılı olduğu şeyin kalın ciltli bir defter olduğunu anladım..

Pitonvari atkıyı komple sıyırıp yan tarafa koydum.. ellerimin arasında duran deftere baktım anlamaya çalışarak..

“ebru?..ne bu?”

“bak bakalım neymiş? (:”

Kapağı kaldırdım..ilk sayfayı çevirdim..

Turuncu keçeli kalem ile yazılmış “ilk ve tek aşkım tsigalko’ya…” yazısıyla karşılaştım.. kafamı refleks olarak ebruya 
döndürdüm.. yüzünde, benim şaşkın ve ambale halimden memnun bir ifade, gülümseme vardı..

“devam et?” dedi..

Sayfayı çevirdim..

Ve çevirir çevirmez de anladım..

Bu bir günlük…ebru tarafından tutulmuş.. onun el yazısıyla.. mavi tükenmez-ya da pilot- kalem ile, inci gibi yazılmış bir günlük tutuyordum elimde..

“biraz da sen beni oku istedim” dedi..

Başlangıç tarihine baktım..15 temmuz.. doğum günümden birkaç gün önce..

“aklımıza yazarız demiştin?” dedim hala şaşkın bir halde dalgın dalgın..

“ben hem aklıma, hem kağıda yazdım işte..sen de rahat rahat okuyabilesin diye..(:”

15 temmuzda başlamıştı belki günlüğü tutmaya evet, ama gayri ihtiyari okumaya başladığım birkaç cümle sonunda, süreci biraz geriden aldığını fark ettim..

http://fizy.com/#s/1ajcsx 

Kafam bir prese sıkışmış, iki yandan bastırılıyor, eziliyor gibiydi..kalbim yine dört nala..

“ebru..bu..bir hazine benim için” diyebildim zorlukla..”çok teşekkür ederim..her günü yazdın mı? yaşadıklarımızı?”

“hem de her günü” dedi.. “yaşadıklarımızı..düşündüklerimi..bana hissettirdiğin güzel şeyleri..arada belki bazı şeyler hoşuna gitmeyebilir ama mazur gör onları da..ne düşünüyorsam onları yazdım ve 7 ay önceki düşüncelerimle şimdikiler arasında farklar var..o yüzden belki başlarda biraz fazla tereddütlü gibi gelebilir sana yazdıklarım..hepsini okursan, zamanla yaşadığım değişimi de fark edebilirsin belki

Sarıldım, boynuna gömdüm dudaklarımı..oradan da kulağına tırmandım..fısıldadım..

“bu güne kadar aldığım en güzel hediye bu..bitanem..”

Ayrıldık..saçlarımı okşadı..omzuna yatırdı beni..

Ben ise bayram harçlığına yapışan çocuklar gibi, bırakmıyorum elimden günlüğü..araladım tekrardan..rastgele bir sayfa seçtim..

Okumaya başladım..o da okudu benimle beraber..kurduğu cümlelerin sırtlandığı anlamlar gözlerimi doldurdu..

Beyler bu..gerçekten bir kadından alınabilecek en güzel hediye olmalıydı..

Hani hep diyoruz ya, “kafaları nasıl çalışıyor?” “aslında ne düşünüyorlar?” “ne hissediyorlar?” diye..hah işte, onların hepsi vardı burada..gerçek bir hazine…tam manasıyla bir hazineydi bu günlük..ebrunun günlüğü..

Ve bir kadının günlüğünü size hediye etmesi(aslında kalbini hediye etmesi), adeta bir şehrin anahtarının ellerinize teslim edilmesi gibiydi..savaşın, aşktaki karşılığı..

Atkıyı yeniden kitaba dolamaya başlamıştım ki..

“e boynuna alsaydın ya onu (:”

“olur.. günlüğü koruyayım diye şey ettiydim :p”

“çelik yelek değil atkı o x)…gözlerin mi doldu senin? :p”

“olabilir?..olamaz mı? (: ..görürsün sen..” dedim sesimin çatallığını saklamaya çabalayarak..

Görürsün sen ebru..bu gece daha bitmedi..son gülen iyi güler..ben de seni mutluluktan hıçkıra hıçkıra ağlatmazsam adım tsigalko değil..tam kordonda, bankın birine oturtacağım.. önüne de diz çökücem ondan sonra.. çıkarıcam vurucam kutuyu ortaya x) ..alıcam sonra elini ellerimin arasına.. parmağına geçirivereceğim yüzüğü.. sonra da kendiminkini takacağım.. görürsün..(:

Günün geri kalanını orada geçirdik.. sinemaya gidelim filan dedim ama istemedi.. uzun saatler, sanki dakikaymışçasına doyumsuz, tadına varamadan geçti..

Saat gece 12 ye doğru kafe artık kapanış moduna geçtiği vakit biz de kalktık.. herhalde böyle müşteri görmemişlerdir (: mübarek kaç saattir oradayız, yedik içtik, resmen koca günü orada geçirdik..ama güzel mekandı ya..listeye aldım yani..;)

Ebru arabayla gelmişti..bu gece evine dönmesi gerekecekti çünkü malum, öyle “anne ben Mervelerde kalıcam” geyiğini yutmazdı bu sefer ebeveynleri (:

Önce beni bırakacak, oradan da evine sürecek, planı bu..

Kordon boyunda yürümeye başladık aheste adımlarla.. önce denize yakın yola indirdim bir bahane bulup..”denizden soğuk esiyor ama” dedi, “ben seni ısıtırım boş ver, gel diğer tarafıma geç” dedim..

Yürüdük.. yürüdük…boş banklardan birini görünce,

“gel oturalım şuna” dedim enerjik bir şekilde..

“niye?” dedi tip tip gülerek “öpüşecek miyiz? :p”

Eh o banklar artık öpüşme bankı olmuştu zaten.. hani, aralarında bir seviyeli bir ilişki olan bir sevgili çift dahi otursa, 
öpüşemeden ayrılamazdı oradan.. öyle özel bir büyüsü vardı o bankların (:

Güldüm, “onu da yaparız (:”

“ya olm üşütme bizi arabada öpüşürüz bol bol (:” dedi şakacı bir ses tonuyla, ben sözde şaşkın, “vay vay vaay” çeken bir bakış atınca anında utanmış tribine girdi.. gözlerini kaçırdı..

Tuttum oturttum bunu banka.. öfledi pöfledi bir yandan gülerek..

http://fizy.com/#s/12525t 

Ben yanına oturmadım.. geçtim karşısına..

Aynen size de az önce bahsettiğim gibi, tek dizimin üzerine çöktüm..yaklaştım..bir elimle ellerini tuttum..

Tek kaşı havada, şaşkın şaşkın bakındı yüzüme,

“napıyorsun?” dedi saf bir gülümseme eşliğinde..

Diğer elimi attım montun cebine..peluş yüzeyli kutuyu çıkardım..aldım avucuma…

“ebru…sevgilim…hayatımın anlamı..diğer yarım..bunu ömrümüzün geri kalanını yan yana geçirme yolunda bir başlangıç adımı olarak düşün..birbirimize verdiğimiz sözlerin fiziksel yansıması olarak kabul et…sana sormadım..fikrini almadım…bu yüzden belki bana kızacaksın ama sürpriz olsun istedim..seni mutlu edebileceğine inanmasam zaten böyle bir şeye hiç kalkışmazdım…aslında yıl başında verecektim ama..bu güne kısmetmiş..”

Kutuyu kaldırdım..tek parmağımla açtım (alıştırmasını yapmıştım daha önce oluumm ne sandın ya )..

“bunu benim için..bizim için kabul eder misin?” dedim tedirgin bir ses tonuyla..

Açılan kutunun içinde parıldayan yüzükle karşılaşınca irkildi ebru..elimdeki elinin titreşimini hissettim..donakalmış bir halde, sabitlenmiş gözlerle bakakaldı birkaç saniye..sonra gözlerini ağır ağır benimkilerle buluşturdu..

Ben ise gözlerime soru anlamı yüklemiş bir yandan da “lütfen kabul et?” diyordum bakışlarımla..

“kabul ederim” dedi mekanik bir sesle..kafasını yukarı aşağı sallarken gözlerini yumdu..derin bir nefes aldı..verdi..

Benim kalbim yerinden çıkacak..yüzüğü kutudan çıkardım, parmaklarımın arasına aldım, parmağına geçirmek için ama, ellerim titriyor resmen…oha..inanabiliyor musunuz? Yüzük takıyorum?..ben? tsigalko?..

Benim gibi bir adam bile bunu yapabiliyor lan?..hani, kim yapsa yadırganmaz ama, tsigalko?..bu bir mucize olmalı..ve bu mucizenin müsebbibi ebrudan başkası değil, bütün marifet, bütün maharet onda..

Yüzüğü parmağına nazikçe takarken ebru tepkisiz ve neredeyse ifadesizdi.. yüzü öyle bir donukluktaydı ki, sanki birkaç saniye önce bir telefon almış da ana babasının vefatını öğrenmiş gibi (allah gecinden versin amk yapacağım benzetmeyi sikeyim.. neyse)..acayip bir şok ifadesi var hala..

Yüzüğü parmağına tam olarak oturttuktan sonra elini dudaklarıma götürdüm.. öptüm..öptüm.. öptüm…

“bak benimki de burada” dedim heyecanla gülümseyerek.. cebimden diğer yüzüğü çıkarıp gösterdim,

“sen takmak ister misin?” diye sordum..

Bir şey demeden aldı yüzüğü elimden.. elimi de aldı ellerinin arasına.. tıpkı benim gibi yavaş yavaş geçirdi parmağıma..

Ellerimiz birbirine kavuştu..ben hala önünde diz çökmüş bir halde, mutluluk ve umutla gözlerine bakıyorum..

Ebrunun yüzü sürekli dalgalanıyor.. içeride, o iri, kahverengi gözlerin ardından müthiş bir duygusal mücadele var belli.. saklayamıyor bu sefer..

“ağlamıycam bu sefer” dedi kendi kendine konuşur gibi, nemli bir ses tonuyla..

“kızmadın demi bana?” dedim gülümseyerek..”böyle habersiz, kendi kafama göre hareket ettiğim için?”

“hayır” dedi kısa ve net şekilde.. böyle kısa cevaplar vermesinin nedeni, sesindeki çatallaşmayı saklamak içindi, belli..

Birkaç saniye göz göze kaldık aynı pozisyonda.. sonra elini yüzüne götürdü.. gözlerini burnunu kapattı.. başı eğildi biraz..

“ağlamıycam..” dedi yürek parçalayan bir sesle…ağlama lan tabi…allah allaahh..ben mutlu ol diye şey ettim, sen dram yaşıyorsun resmen.. niye ki ebru? Gülsene benim gibi, gülümseyip boynuma sarılsana?..

Biraz daha bekledim..ne yapacağımı bilemiyordum.. dizine dokundum usulca.. sıktım..gözlerim yüzüne dikili, o ise hala eliyle 
perdelemekte kendi kahverengiliklerini..

http://fizy.com/#s/1pq32r 

Sonra aniden başını kaldırdı..gözlerini gökyüzüne çevirdi..o ara engelleyemediği göz yaşı damlalarının yanaklarından süzülüşüne şahit oldum..”off allahım..” dedi..başını indirdi biraz..göz göze geldik..”sen nasıl bir adamsın ya?” dedi, hem öfkeli,hem şaşkın, hem sitemli hem de tüm bunları inkar eden bir şekilde şefkatli çıkmıştı bu sözler ağzından..

“ne..neden?” diyebildim pısırıkça,

“yapılır mı bu?..” dedi sonra tekrar..artık engellemeye çalışmıyordu hıçkırıklarını..

“ne..ama..”

“mahvediyorsun beni sen..”

“eaa..a..ama ebru ya?” dedim telaşla..

“bu kadar sevdirmeye hakkın yok kendini..bana hiç mi acımıyorsun?” dedi ve gülmeye başladı bu sefer de..hem ağlıyor hem gülüyor..anlaşıldı şimdi durum, bir yandan da beni yiyormuş meğer (:

“aa ebru aşk olsun ya ben de sandım ki…(:” uzandım yanaklarını sildim..

Elini havaya, gözlerinin seviyesine kaldırdı..bir önünü, bir arkasını çevirdi, parmağını açtı kapadı..sanki meteor parçası inceliyormuşçasına inceledi parmağındaki yüzüğü..

Şaşkın, inanamaz bir ifade verdi yüzüne, “benim şimdi bu yani?..söz yüzüğü?..sen bana yüzük takmış oldun..öyle mi?”

“aynen öyle” dedim gururla gülümseyerek..benim de yine gözlerim nemlenmişti..

“of..oof..tsigalko..yine yapacağını yaptın yani..demi?..tam on ikiden vurdun…ben gene salya sümük..memnun musun? (:” elleriyle kendine yelpaze yaptı..

5 derecelik havada sıcak basmıştı ikimize de..

“gayet memnunum (: ..artık üşümüyorsun herhalde ha?” dedim

Gülüştük.. ayağa kalktık.. sarıldık..öyle koyuverince kendimizi, az önce yine şakaydı komiklikti derken bir şekilde direnebilen ebru, tamamen kaybetti direncini.. baya baya sesli ağlamaya başladı.. kollarımda sarsılıyordu narin vücudu.. sarıldım ben de..daha da sıkı.. sımsıkı..başını omzuma yasladım.. saçlarını okşadım.. kulağına fısıldadım.. sakinleştirmeye çalıştım..

Ayrıldığımızda kan çanağı gözler, kırmızı yanaklar ve tüm bunlara tezat, gülümseyen dudaklar.. burnunu çekti..

“olucaz biz be ebru” dedim kıvançla gülümseyerek…”çok mutlu olucaz…çok güzel bir geleceğimiz olacak.. vallahi olucaz be..”

Hıçkırdı.. güldü..başını sağa sola salladı..”çok teşekkür ederim” dedi zor duyulabilen bir sesle..”oh..acayip hissediyorum şu an..getirsene bi elini..” elimi aldı, göğsünün üzerine koydu.. kalbinin üzerine.. hiç bir şey hissedemiyordum..lan.. sanki kalbi atmıyor gibi.. valla bak..en ufak bir tıkırtı yok?

“durmuş bu be?” dedim saf saf gülerek..o da kahkahayı bastı..

“durdu galiba evet (: ..elim ayağım uyuştu..bir gün bayılıp kalıcam karşında bak haberin olsun.. ilerde olur ya, evlenme teklifi filan yapacak olursan lütfen böyle ani ve sürprizli filan olmasın.. direkt odun gibi söyle.. yoksa cidden dayanamayabilirim..”

“ohaa.. harbiden atmıyor kızım senin kalbin durmuş? (: tam tersi olması gerekmez miydi?

“demi?..gümbürdemesi lazım şu an..da..anlayamıyorum.. diyorum ya acayip hissediyorum.. daha önce yaptığımız hiçbir şey böyle hissettirmemişti bana..bu çok farklı..”

“bence de farklı..ben de daha önce hiç kimseye böyle bir şey yapmamıştım (:”

Ebru ile yaşadığım ilk, “ilk” ti bu belki de..nihayet kıza hakkını verebilmeye başlamıştım..

http://fizy.com/#s/3xvju8 

“biraz oturayım” dedi banka çökerek..ben de yanına oturdum..elleri benim avuçlarımda olduğu halde kaldı öyle birkaç dakika..denize baktı..havaya baktı..etrafına bakındı..ben ise hiç konuşmadım... sadece gülümseyerek yüzüne bakmaya devam ettim..arada bana da kaydı gözleri..gülümsedi..sonra yeniden baktı denize doğru..

Rahatsız etmedim..izin verdim sindirmesine..gözlerinin önünden geçen hayaller şeridini izlemesine izin verdim..ben de benzer bir şeridi izledim kendi gözlerimin önünde..

“hadi kalkalım” dedi biraz sonra neşeli bir sesle..el ele tutuştuk, kesmedi..bellerimize dolandık..ağır adımlarla ilerlemeye başladık yeniden kordonda..nefes alışverişlerini, göğsünün inip kalkışını hissediyordum omzunun göğsüme değdiği yerlerde..iyice sıktım..yaklaştırdım, yapıştırdım kendime..yok böyle bir sahiplenme..

Arabaya bindik, ellerini direksiyonun üzerine koyunca..yüzüğüyle yeniden göz göze geldi..bana bir bakış attı..öyle tatlı gülümsedi ki..minnettar..hala hafif kederli..sevimli bir gülümseme..

Kontağı çalıştırmadı, yüzüğü parmağında evirdi çevirdi..dokundu..

“çok güzelmiş modeli de” dedi sırıtarak..”sen mi seçtin?”

“evet? Kim seçecekti ya? Özellikle dedim farklı bir şey olsun diye

“hıı..valla iyiymiş (: ..pahalıydı demi..” dedi dudak bükerek..

“yo..yani..normal..”

“bu ilk ve son pahalı hediyen olsun bana…ne zaman kendi paranı kazanmaya başlarsın, o zaman böyle şeyleri belki kabul edebilirim…eğer 
özel bir anlamı olmasaydı, bunu da kabul etmezdim zaten..” diye payladı beni bilmiş bilmiş..

“doğru diyorsun..eyvallah ama, özel bir anlamı var işte

Göz göze kaldık birkaç saniye gülümseyerek.. sonra ebru yeniden yüzüğüne dönüp parmağında oynamaya başladı, ardından da,

“kıymetlimissss” dedi fısıldayan bir sesle.. arabanın içinde yuvarlandım.. ahahaha…allah canını almasın emi.. kendime gelmem bir iki dakikayı buldu.. gülmekten yaş geldi gözümden.. ebru da, hem benimle beraber gülüyor, hem de replikleri tekrarlamaya devam ediyor “onu bissden çaldılarrrrğğğ”..

Bir ara nefesim kesildi gülmekten..

“of..tamam ..tamam sus artık.. bütün romantizmin içine ettin ahahaha.. allahım..manyak ya.. (x”

“napiyim söylemesem çatlardım :p”

“ahaha..ohh..oh..karnım..ah..ya..milyon tane tepki verilebilir, milyon tane şey söylenebilirdi ama bunu herhalde bir tek sen 
söylerdin ebru, tebrik ediyorum bebeğim ahaha..gel buraya gel (:”

Sarıldım, yanaklarını ısırdım smeagol taklidine ceza olarak (:

Kontağı açtı.. bizim eve doğru sürmeye başladı.. yine durup durup gülüşüyoruz.. sonra bir ara baktım yine burnunu çekiyor bu..gene yanaklarının kenarından damlalar süzülmeye başladımış..hay allaah..lan kafayı yedi kız.. bütün balansı bozuldu..

“ebrucum? iyi misin hayatım?”

“iyiyim..” dedi burun çekip..”çok iyiyim..”

Üzerine gitmedim..bu bir yandan gülümseyerek bir yandan sessiz sessiz ağlayarak evin önüne getirdi arabayı..

“sen çık yukarı ben de geliyorum birazdan” dedi..

“ee sen eve dönmeyecek miydin?”

“dönmiycem.. vazgeçtim..”

“e ama sizinkiler?”

“arıycam şimdi.. izin alırım..”

“ya şey..bir şey demesinler? Gerek yok be ebru? Valla..”

“çık sen dedim işte gelicem ben de 10 dakikaya..” dedi yarı asabi yarı sabırsız bir şekilde..

“eh peki madem..” dedim fazla uzatmadan..da, ailesinin gözünde kızlarını ayartan kötü çocuk olmak istemiyorum yani.. neyse zaten büyük ihtimalle izin alamaz zaten.. yani ben baba olsam izin vermem şahsen..

Eve çıktım..ne olur ne olmaz diye biraz kontrol ettim etrafı.. salonu bok götürüyor tabi.. neyse ki orada işimiz yok.. tolgayı kontrol ettim gelmemiş.. berkaya baktım o da yok.. elimi yüzümü yıkadıktan sonra kendi odama geçtim.. sağı solu özensizce toparladım.. üzerimi çıkarıp pijamalarımı giymiştim ki (ne pijaması lan işte yatmalık tişört ve yatmalık eşofman aq..pijamaymış..yok röpdoşambr..) kapı tıklandı..

Gidip baktım.. ebru çizmelerini çıkarmış bile, lap diye içeriye daldı..

“kimse var mı?” dedi..

“yok..sen nasıl izin aldın?”

“alırım ben” dedi, kapıyı örttü.. boynuma gömdü dudaklarını..ben bu ani saldırının şaşkınlığını atamamışken, ittire ittire odaya sürükledi beni.. gülüşerek yatağın üzerine devrildik..

http://fizy.com/#s/1ahvnk 

Ertesi sabah yatağımda yalnız uyandım..saat 11 küsür olmuş, sabah mahmurluğu hala üzerimde.

Lan ben dün gece rüya mı gördüm yoksa aq?..etrafa bakındım..ebrunun kazağını ve pantolonunu görünce çekyatın üzerinde rahatladım..iyi rüya değilmiş hehe..planımızı gerçekleştirdik zaten fazladan yere 1.5 ay daha sabretmek zorunda kaldım..neyse ki nihayete erdik sonunda..banyoya geçtim hemen bir elimi yüzümü yıkadım..mutfaktan sesler geliyor..e alt kat büyük tabi, ben yukarıda alışmışım odadan çıkar çıkmaz mutfağı görmeye, bu sefer fazladan 10-15 adım atmam gerekti..

“günaydın uykucu şirin nihayet (:” diye ciyakladı ebru..elinde tava, omlet yapıyor..üzerinde benim eşofmanlarım, tişörtüm filan..

Sonra mutfak masasındaki küçük çocuklara baktım, bir kız bir bir oğlan çocuğu..onlar da bana sırıtıp “günaydın” diyerek el salladılar..

Mutfak masasındaki küçük çocuklar?... lan!? bi Dakka…noluyo olm?!

Oha!..noluyoruz…he?..

Yarı rüya-yarı gerçeklik filan mı yaşıyorum acaba? Ya da bir filmde vardı hani böyle bekar adam uyanıyor işte bir sabah, kendini evli, çoluklu çocuklu buluyor..

Olm cidden ne ayak bu çocuklar? 4-5 yaşında iki tane çocuk ne işi var bizim evin mutfak masasında?

Ebru geçirmekte olduğum kısmi felci fark etmiş olmalı ki konuştu,

“berkayın yeğenleri (: nasıl çok şekerler demi tsigalko abisi ?”

“berkayın mı?”

“evet? Berkay diye ev arkadaşın var ya senin hani, saçları üç numara, çakma repçi :p” dedi sesini duyurmaya çalışır gibi, 

Salondan gurbetçi aksanıyla yanıt geldi,

“yinge valaa ayıp ediyon haa (:”

Salona yürüdüm, tolgayla Berkay minderlere serilmiş amaçsızca tv ye bakmaktalar,

“günaydın lan.. nabıyonuz..berkay hayırdır amcalık yapıyosun bakıyorum da? (:”

“ya benim yeğenler onlar (: dün gece benim kızla gezerken ablamgillerle karşılaştık.. onlarla oturduk biraz çocuklar bırakmadılar beni.. aldım getirdim bende x)”

“hee..iyi etmişin de..olm dün gece hani malum.. sevgililer günü, sevgiliyle romantizm filan? Kız bir şey demedi mi? (:”

“kız mecbuurr gitti evine ne yapsın? (: olsun değer yeğenlerime, ama kız gelecek bu akşam romantizm anladın?

“anladım anladım..amk senin (: ..hıyar sen nabıyon lan manda boku gibi yayılmışın gene? Cansu nerde gitti mi?”

“iyi aga yoruldum ya..” deyip manalı manalı güldü göt (: “yukarıda, kahvaltılık çalıyor, dediler illa kahvaltı hazırlıycaz size.. gelir şimdi”

O sırada kapı vuruldu, ebru açtı, cansunun gelişini duydum.

“sen napıyon lan? takmışsın yüzüğü vay amcıık..” dedi alçak sesle, sırıtarak..

“aynen olm.. manyaktı lan” diye karşılık verdim ben de heyecanlı sesimi bastırmaya çalışarak.. çocuklar beni tebrik ettiler, el çakıştık..

“gel otur sen de hazır olunca haber vercekler”

Bir minder çekip yanlarına yayıldım..

http://fizy.com/#s/3y3qpf 

Az sonra kahvaltıda, kızlar, sevimli yeğenler ve biz üçümüz şen şakrak omletlerimizi yemekteydik, çaylar ise ebru ile benim şerefime içiliyordu, bardaklar tokuşturuldu (:

“Berkay..olm iyi ablan güveniyor sana da çocukları emanet etmiş ha..bravo valla”

“güvenir tabi ben büyüttüm zaten? Çocukların yarısı benim x)”

Güldük..

“ağabeyleri, ablaları sevdiniz mi?” deyip gıdıkları ufaklıkları,

Çocuklar hep bir ağızdan “eveeet” dediler..

“isimleri ne?”

“kız olan Burçin.. (ebruyla yarım saniyeliğine de olsa göz göze geldik, o biliyormuş belli ki, gülümseyip göz kırptı bana) oğlan olan 
da Mertcan

“allah bağışlasın abi..çok güzel çocuklar valla..yalnız ruhsal ve bedensel sağlıkları için bu evde fazla kalmaları iyi olmaz biliyorsun, tolga malum :p” dedim, masa koptu..

“hadi len…çocuklar sever olm beni..sen kendine bak..saçın sakalın birbirine girmiş..iyi korkup ağlamadılar x)”

“ne ağlayacaklar, hoşlarına bile gitti, demi Mertcan? Sen de uzatacak mısın böyle büyüyünce? (:”

Çocuklar hınzır gülümsemelerle yüzüme baktılar, sonra kız, “uzuuun saç..bence güzel değil..erkeklerin saçı kısa oluurrr” dedi bilge 
bir edayla, masadakiler hem bu bilmişliğe hem de söylenişteki sevimliliğe koptular, ben de göt oldum tabi..sağlık olsun (:

Kahvaltı sonrası masayı el birliğiyle kaldırdık..kızlar illa bulaşıkları da yıkayalım deyince, onları mutfakta baş başa bırakıp salona geçtik, Berkayın yeğenleriyle oynuyoruz..gıdıklıyoruz, güldürüyoruz..

O ara ben odaya gittim bi..telefonu aldım elime, sabahtan beri bakmıyorum..mesaj gelmiş..

Açtım..kayıtlı olmayan numaradan uzunca bir paragraf örünce içim hopladı birden…yoksa bu, beni yılbaşında da mesajla kutlayan numara mıydı?

Hiçbir özel günü boş geçmiyor bravo valla..

Hemen baktım mesaj geçmişine..ama hayır..bu..bu da farklı bir numara..hay allah yaa..nedir lan bu bilinmeyen numaralardan çektiğim?

Yalnız bu arada hala mesajı okumadım salak gibi..lan bir bak, belki de birinin numarası filan değişmiştir, ya da arkadaşlarından biri senin numaranı henüz öğrenmiştir ödev filan soruyordur..cık cık..iyice mal oldum ben..valla bak..

http://fizy.com/#s/3y6dmq 

Açtım okumaya başladım..keşke demin dediğim gibi olsaydı mesajın içeriği..demin tahmin ettiğim gibi olsaydı sahibi..

Daha ilk kelimelerden itibaren başıma ne geleceğini anladım..her bir hece hançer gibi batmaya başladı yüreğime, ben okudukça..

“geçen sene bugün, hayatıma girdiğin gündü. çok güzel bir 14 şubat yaşatmıştın bana.sonrasında da mutlu ettin hep. Bunca zaman sonra, üstelik sen artık başka birisiyle beraberken bu mesajı atmam ne kadar doğru bilmiyorum ama, bana yaşattığın güzel şeylerin hatırına gerçekleri bilmeyi hak ediyorsun. Beni hain biri gibi, seni aldatmış gibi, arkandan iş çevirmişim gibi hatırlamanı istemiyorum çünkü. 
Sadece sen vardın benim için, başka kimse olmadı. Ne seninleyken ne de senden sonra. Daha fazla bir arada kalıp, daha çok hırpalanmayalım diye kaçtım senden, kaçarken, peşimden gelme diye de böyle bir yalan hazırladım, zor da olsa inandırdım seni. Her şey için çok üzgünüm tsigalko, yaşayamadıklarımız için, bizden çalınanlar için, ama kaderimiz böyleymiş. işte o yüzden, lütfen beni sadakatsiz biri olarak hatırlama. Dilerim hayatın boyunca mutlu olursun yanındaki o güzel insanla, ikiniz birbirinizi, mutlu olmayı hak ediyormuşsunuz. Ama ben etmiyormuşum belli ki. Mesajıma geri dönmeyeceğini umuyorum. Çünkü geri dönülebilecek bir durum yok artık aramızda. Bu da benim sana son mesajım. Gerçeği biliyorsun artık, nihayet ben de rahatladım. Kendine iyi bak.buse.”

Telefonu sakince komidinin üzerine bıraktım..yatağıma oturdum..avuçlarımı çeneme, yanaklarıma yasladım..

Ne oldu şimdi böyle..neydi bu..

Midem bulanmaya başlamıştı…başım da dönüyordu..nefes almaya çalıştım..gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum..enseme bir ağrı saplandı..kendimi yatağın üzerine bıraktım..uzandım..derin nefes almaya çabaladım..gözlerimi kapattım..bayılır gibi 
olmuştum..tansiyonum mu düştü yoksa yine..

Sesli soluk alış-verişlerim kulaklarımda yankılanırken, bir “hınç” çılgınlar gibi büyüdü içimde..her şeye karşı bir hınç..tüm dünyaya karşı..kendime karşı..kendimi duvardan duvara vurmak, odanın içindeki her şeyi paramparça etmek, kırıp dökmek, ardından da 5. Katın penceresinden aşağıya atlayıp, asfalt zemini de delip geçmek istedim..

Yumruklarımı sıkmışım farkında olmadan..gözlerimin kenarından iki damla yaş süzülmüş..

Öyle kaskatı yatıyorken ben yatakta..odanın açılan kapısıyla irkildim..zifiri karanlıkta, aniden çakılmış bir kibrit gibiydi bu..

“tsigalko??” dedi ebrunun sesi hayretle..

http://fizy.com/#s/2b7jcb 

Hemen toparlanmaya çalıştım..o ara geldi yatağın ucuna kondu bizimki..

“aşkım? Ne oluyor??”

“bir şey yok” dedim otomatik olarak..

“ağlıyosun sen??..ne oldu lütfen çabuk söyle..kötü bir haber mi aldın? Bir şey mi olmuş sizinkilere filan? Hı?” dedi endişeyle..

“hayırrr..hayır bitanem hayır..hiç kimseye bir şey olmadı..sadece ben..ben çok fena aşık oldum…nasıl bu kadar kaptırabildim kendimi ve nasıl böylesine güçlü bir 
karşılık alabildim diye düşünüp…ona ağlıyorum..”

Son derece şaşırmış bir şekilde yüzüme dikti bakışlarını..inanmış mıydı?..gerçi, yalan söylemiyordum ona olan aşkım konusunda ama..

“ciddi misin sen?” dedi..

“neyde?”

“ciddi ciddi bu yüzden mi yatağa yatmış ağlıyorsun?” dedi gülümseyecekmiş gibi..

“evet…galiba…of ebru…bilemezsin yaşadıklarımı..tüm bunlardan sonra..şu yakaladığımız şey var ya..az önce uyanıp seni yanımda göremeyince bile rüya sandım hemen..öyle alışmamışım ki mutsuzluğa..sevgi görmemeye..sevememeye..sadece o sahne bile, her şey elimden gitti diye düşündürdü beni..” dedim gözlerimi silip hıçkırığımı bastırarak..

Başımı ellerinin arasına aldı..göğsüne yasladı..elleri yüzümde, saçlarımda, boynumda dolaştı..

“ben buradayım birtanem..hepsi gerçek..biz gerçeğiz..aşkımız gerçek..bak..yüzüğümüz bile var (: ..ben hep buradayım..her zaman..” dedi, bir elini kalbimin üzerine götürdü..öyle kaldık biraz..ben o ara, yaşadığım şoktan sıyrılmaya çalışıyorum..bir yandan da, tüm o dağılma anına rağmen, yine de nasıl olup da böylesine ustaca durumu idare edebildiğimi düşünüyorum..

Evet, durumu çaktırmadan, başka bir şeye bağlamayı başararak kurtarmıştım vaziyeti..neden? çünkü o bahsettiğim şeyler de tamamen gerçek şeylerdi..yalan söylemiyordum artık..sadece, farklı bir doğruydu benimkisi..hem ne derler bilirsiniz, “yalan diye bir şey yoktur, sadece farklı doğrular vardır”..

Farklı bir doğruydu benim de söylediğim..belki durumla alakasızdı ama, yalan değildi..

Peki ya durum?..ve o durumla ilgili doğrular?..

Buse..sen…ne yaptın?..ne yaptığını sandın?..ne bu?... 

Ebruyu yolcu edene kadar bin bir mücadele ile idare ettim kendimi..sonrasında ise odama, yatağıma bıraktım bedenimi..mesajı açtım..tekrar tekrar okudum..belki 30 kere, 40 kere, 50 kere okudum..

Neydi bu?... neden bu?..niye..sebep..

Demek beni aldatmamıştı ha?..demek…demek başka birisi hiç olmamıştı…..benim de, o zaman inanmak istediğim gibi, tamamen beni kendinden uzaklaştırmak için tezgahlamıştı bu oyunu..daha fazla canımızın yanmasını engellemek, bu işkenceyi bitirmek için..bir kaçış yolu…bir teslim bayrağı gibi..

Durup durup yine sinir basıyordu içimi..kim bilir kaç kere tam yerimden fırlayıp kitaplığa kafayı geçirecekken durdurdum kendimi..

“zor bir durum” dedi bir ses..derin bir soluk verdim…oh dedim..melek…aylar sonra…yine en çok ihtiyacım olduğu an da yanımda…oh…

gecenin son iki partı olsun panpalar, istediğim sinerjiyi alamadım bu gece, cık cık.. çok ayıp (:

http://fizy.com/#s/1aj7i0 

“bu…olacak iş mi bu şimdi?” dedim sitem ederek..sinirden ağlıyorum…kendimi sikicem..

“böyle şeyler olabiliyor tsigalko biliyorsun..hele ki senin hayatında…bir çeşit..sınav olarak düşünmemiz lazım..kendini ve karakterini 
göstereceğin bir sınav..”

“bitmeyecek mi hiç bu imtihanlar!?”

“hayatın kendisi bir imtihandan ibaret zaten..bu en temel klişemiz (: …sağlıklı düşünmen için yardımcı olacağım sana..”

“lütfen..lütfen ol çünkü beynim yanıyor şu anda..bu nasıl iş..nasıl bir psikoloji böyle..bir mesajla nasıl bütün dünyamı sarsabiliyor birileri?..”

“etkilenmen doğal..ne de olsa insansın..ama kendine bazı sorular sormalısın..anladın mı?..mesela buse ile ilgili sorular..ona karşı hala hislerin var mı? varsa bu hisler neler?..konuş benimle tsigalko..”

“hislerim?..hıh..ben hayatım iki kez aşık oldum..biri birden bire, biri zamanla…biri buseye, biri ebruya..tabi ki hislerim vardı..hiç duymadığım kadar kuvvetli hisler…sen şahit değil misin yaşadıklarıma?..nelerden geçtiğimi sen görmedin mi?..ölüyorum sandım…nefes alamadım..yutkunamadım bile…tabi ki hislerim var..”

“buse ye karşı hala ilgi duyuyor musun yani?..gel dese gider misin?..ya ebru? Ona karşı olan duyguların? Onun sana olan duyguları?..”

“saçmalama..saçmalama…öyle bir şey dedim mi ben?? Demedim..demedim…demem….hayır..gitmem..kim çağırsa gitmem…gidemem artık..ben ebruya aidim..bilerek..isteyerek…ama buse..o…o da kendini ikimiz için feda etmiş…şimdi..yani bu son mesajından bunu anlıyorum…anladın mı?..”

“anlıyorum..anlıyorum tsigalko…evet buseye gerçekten fena çarpılmıştın..senin o aşık oluş anındaki kuvvet ve onun etkisi yok etti ya zaten şeytanını?..bunu sorgulayamam..sorgulamıyorum da..sadece, bir kez olsun doğru olanı yapmanı istiyorum senden..hatta emrediyorum sana..senin için, ruh sağlığın için, hayatının geri kalanında mutlu olabilmen için…buseye, belki ebruya olduğundan daha fazla aşıktın ama, onunla asla mutlu olamazsın..bütün hayatın melankolilerle ve bilhassa, yapacağın son bir yanlış seçimin sen bırakacağı korkunç ruhsal izlerle, kefaret ödemekle geçer…buse ile aranızda olanlar..oldu…ve bitti..öyle, “bizi korumak için kaçtım” laflarına itimat gösteremezsin..göstermemelisin..

Aşktan kaçılmaz…aşık olan, aşktan kaçmaz..kaçamaz zaten istese de..ayakları gitmez ki geri? Gerekirse ölür o savaş yerinde..ama hayır…”bizi korumak için vazgeçtim, daha fazla zarar görmeyelim diye bıraktım, sana yalan söyledim” diye bir şey yok..böyle bir savunma yok..böyle bir bahane yok…bu olsa olsa acizliğin göstergesidir..ve karşındakinin sana gerçekten aşık olmadığının bir alameti..

O seni değil, senin onu seviyor olmanı seviyordu tsigalko…iyi düşün…ve hatırla…buse ile geçirdiğin günleri, anılarınızı, ebru ile kıyasla…ve ebrunun göze aldığı şeyleri bir düşün, busenin daha ilk rüzgarda yıkılırken, ebrunun nasıl sapsağlam durduğunu gör…

Zaten, sana gerçekten değer veriyor olsa, bu son mesajı da atmazdı..çünkü seni mahvedebileceğini tahmin eder, kıyamazdı..hayır tsigalko…sen onu ebrudan belki biraz, çok az daha fazla seviyor olabilirsin..ama o seni ebrunun binde biri kadar bile sevmiyor..o sadece melankolilerinin peşinde..kendisine hüzün dolu bir sahne, oyun dünyası yaratmaya çalışıyor..”

http://fizy.com/#s/1ahedo 

Meleği sükunetle, sözünü bölmeden dinledim..

“ve son olarak…sana garanti ederim ki, sen hamle yapmadığın ve umursamadığın takdirde, bir hamle daha yapacak senin üzerine, işte o zaman ne demek istediğimi anlayacaksın…eğer kısa bir zaman içinde, sen kendini kontrol edebilmen şartıyla, ondan bir adım daha gelmezse, ne yapacağına karışmayacağım..
Ama gelecek…bir adım daha gelecek ve bu, senin sevgini değil, seni o hayal sahnesine dahil etmeyi ne kadar çok istediğini gösteren bir kanıt olacak bize..senin yerin burası tsigalko…kimsenin seni ve senin üzerinden başkalarını mutsuz etmesine izin vermemelisin..söyleyeceklerim bu kadar benim..lütfen iyi düşün ve net bir karar ver..kapanması gereken defterleri kapat ve gerekirse onları odun ateşinde de yak..”

Bir cevap vermemi beklemeden ortadan kayboldu melek…beni yine kendimle baş başa bıraktı..

Defter demişti değil mi en son..tabi..

Elim, komidinin çekmecesine gitti..oradan ebrunun günlüğünü buldu, çıkardı..

Güçlükle yataktan kalkıp, bana ördüğü atkıyı da aldım..boynuma, kollarıma doladım..

Yeniden oturdum yatağıma..yorganın altına girdim…ve, okumaya başladım..

Ebrunun 7 ay boyunca tuttuğu, en gizli duygularını, belki sırlarını döküp paylaştığı onlarca sayfa ile, busenin birkaç kısa mesaj uzunluğundaki “pişmanlık” metni ölümüne bir savaş içine girecekti beynimde..

Allahım bana yardım et..ne olur..yardım et..doğru olanı yapmam için bana güç ve irade ver..

hikaye bu gecelik bu kadar panpalar, öküz yüküyle yazmışım gene, hiç aferin diyen yok? :p

yorumlarınızı esirgemeyin lütfen.. onları duyabilmek için anlatıyorum bunları size.

bir yarım saat kadar daha buralardayım, isteyenlerle sakin sakin muhabbet edebiliriz o süre zarfında

@greywolf

gönül işte, ota da konuyor boka da,

beni, "içeriği sindirilmiş saman ağırlıklı olan sarımtırak bir at boku" olarak hayal edebilirsin (:

@zenginpicoz, ağzından bal damlıyor, her zaman böyle pozitif misindir panpam?

@greywolf, valla görmedim o entry i? :/ 
bu sıralar turne gibi bir şeyde sanırım, devamlı konser takvimi yayınlıyor, facebooktan takip ettiğim kadarıyla

@artistsikii e işte bizde onu anlatıyoruz be panpam, iyi mi bitti, yoksa kötü mü bitti, onu açıklayabilme derdindeyiz, zaten tüm bu hikayeyi sözlüğe taşımamın sebebi de bu derdimdir.

aslında blog tarzı bir yerde yazmayı düşünüyordum ama sonra baktım, insanlar sözlükte de hikayeler paylaşabiliyorlar, "neden olmasın?" dedim..hem daha fazla reaksiyon ve yorum alma şansım olacaktı.
öyle böyle derken 13 ay olmuş işte, 2011 in sonundan 2013 ün başına uzaman, üç kıtaya hakim ottoman empire terk amına koyduğumun hikayesi (o amına koyulan benim, kendimi becermiş oldum bu durumda neyse)..

bitse de hepimiz rahatlasak..



next--->
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=