melihkagan

part93

harbi panpa sorma yaw

Kolay olmamıştı..

Ebru ile son 1 ayda yaşadığımız ikinci büyük tartışmanın ardından, durumu tatlıya bağlamış gibi görünsem de, bu sadece günü kurtarmaktan ibaretti.

Benim yapmam gereken şey, beklenmedik şekilde açılan ve açıkçası beni hayal kırıklığına uğratan bu duygusal gediği tamamen kapatmak, komple tamir ve tedavi etmekti. Geçici dikişlerin, bu yırtığı tutmayacağı, hatta daha da genişlemesine neden olacağı açıktı..

Bunun için ise beklediğim fırsat, ebrunun doğum günüydü elbette..

Güzel bir masa, güzel yemekler, güzel hediyeler ve nihayetinde güzel sözler..

Kendimi, o gece ona tam anlamıyla açacak, ona karşı hissettiklerimi, kelime hazinemin en kuytu köşelerinden bulup getireceğim antika sözlerle süsleyerek, betimlemesi, tanımlaması imkansız gibi görünen bu sevgi ve şefkat selini tarif etmeye çalışacaktım.

Bütün kartlarım açık, kozum yok, hesabım yok, taktik-strateji yapmıyorum.. plan yok..

Sadece güzel bir akşam yemeği, ona layık hoş bir hediye ve ben varım..bir de o var…

Doğum gününe birkaç gün kala, hafta başında okula gittiğimde, nilay ile fikir alışverişi yaptık biraz.

Onlar kalabalık bir parti organize etmeyi düşünüyorlarmış, tüm tanıdıkların ve dostların bir araya geleceği; tıpkı diğer grup içi doğum günleri ve bir önceki yılbaşında olduğu gibi.

Bense o kadar da gürültü patırtı taraftarı değilim.. sade, sakin bir gece olmasından yanayım.. zira nasıl başlarsa öyle gider, eğer mekanda kopar, coşarsak, sonrasında eve gelince nasıl sakin sakin oturup mum ışığında yemek yiyeceğiz? Olmaz..

Nilaya kendi fikrimi söyledim, sonrasında romantik bir gece geçirebilmem için, toplu yapılacak kutlamada fazla coşup yorulmamak, ebruyu da yormamak istediğimi belirttim.

“iyi ama bu doğum günü tsigalko? doğum gününde coşup eğlenmeyecek de , ne zaman eğlenecek? Yıl dönümünüz olsa anlarım, o size özel, ama bu kesinlikle bizlerle paylaşmanız gereken bir an, ayrıca coşulup eğlenmesi gereken de tabi (:”

“ya..benim gece o yemeğe gerçekten ihtiyacım var nilay, bazı şeyleri konuşmam gerek ebruyla.. sakin kafada ve sakin modda olması şart…”

“daha ne romantik yemeği anlamadım ha, yüzüğü de taktın? Bilezik mi geçireceksin şimdi de kızın koluna ahahaha”

“kes lan (: ..kızım.. konuşmamız gereken şeyler var…bu ara biraz tartışmalar yaşadık ebruyla.. aklında yanlış düşünceler oluşmuş olabilir, ben kendimi yeterince iyi ifade edememiş olabilirim..o hesabı komple kapatıp, içinin rahat olmasını sağlamam lazım.. anladın?”

“anladım anladım.. (: ..neyse bakalım.. biraz ağır takılırız o zaman biz de..olgun gençler (:”

“hah şöyle.. içki de içmeyecek.. yemek için şarap ayarlayacağım ben zaten.. çok dans etmeyecek..”

“amaan tsigalko..sen de orada olmayacak mısın? Madem tut kolunda sahip ol sevgiline, ama ben bardağını doldurur, dansa da kaldırırım ona göre (:”

“ağzının üstüne depçuk vurrum ben de senin o zaman ne olacak? (:”

“ıımm sevgilim korur beni hiçbir şey yapamazsın :p”

“ikinizi kafa kafaya tokuştursam? X)”

“:p “

“mekanı neresi olarak düşünüyorsunuz?” diye sordum.. maşallah, sevgili, benim sevgilim, ama planları başkaları yapıyor..

“xxxxx nasıl olur dersin? Akşamüstü kafe&bar kısmında takılırız, gece de diskoya ineriz?”

“iyi..iyi ama akşamüstü kafe&bar kısmında takıldıktan sonra biz eve gideceğiz, siz nereye inerseniz inin..”

“aaa amma mızıkçısın sen de ama..”

“e yavrum, gecenin 3 ünde mi mum ışığı yapıcem ben??..olmaz.. saat 11 dedi mi en geç, alır kaçarım kızı..”

“ya bi Dakka…sen, şu yemek işini, partiden önce yapsan?”

“nasıl..hee” hee ya….lan bak bu benim hiç aklıma gelmediydi ne kadar salağım amk.. beynim yanmış..

“tabi olm? Akşamüstü siz baş başa olun, sen de o ara romantik yemeğini yedir kıza, ne konuşacaksan da konuş, oradan da kop kopa geçersiniz işte?”

“doğru lan.. valla öyle daha mantıklı.. aferin nilay arada kafan çalışıyor”

“günün belirli saatlerinde daha zeki oluyorum sanırım..laz da değilim ama? Nedendir acep? :p”

“kes kes.. (:”

Günün plan ve programını, saatleri vb. daha sonraki günlerde konuşup netleştirecektik..

Ebruya, o gün tüm gün boyunca baş başa takılacağımızı, başka bir planımın olmadığını söyleyecek ve gündüz biraz dışarıda gezinip, akşam da küçük bir pasta kesip bende yemek yedikten sonra, gece için güya baş başa dışarıya çıkacaktık..ben bunu mekana götürünce de “sürpriiizz” (:

Fakat işler her zaman düşündüğünüz kadar kolay olmayabilirdi..

Bu, biraz da benim, daha doğrusu bizim, (bizim grup) ebruyu fazla sahipsiz sanmamızdan kaynaklanan bir zorluk olacaktı..

Lan.. kızın tek çevresi, tek arkadaşları biz değiliz ki?..bunu da, ebru, doğum gününden iki önceki gece bana geldiğinde, konuşurken, onun söyledikleri sonrasında fark edebilmiştim..

“canım.. benim arkadaşlarım, yarın için bir şeyler yapacaklarmış, sürpriz parti filan kasmak istememişler..ben de sevmem zaten öyle şeyleri..hep beraber kutlayalım diyorlar. Senin ayrıca bir planın filan var mı? yani varsa…”

“varsa da iptal mi edeyim diyorsun?” dedim..

“ee..sen bilirsin.. benim için fark etmez..”

“nasıl fark etmez bebeğim, bu senin doğum günün..”

“işte o yüzden fark etmez yani..ne düşünülürse uyarım..(:” dedi tatlı tatlı..

“ebru.. valla..ne yalan söyleyeyim..ben bir şeyler düşünmüştüm.. baş başa olacağımız bir gün düşünmüştüm mesela.. güzel şeyler düşündüm yani..de..öyle parti filan varsa..o zaman…ne diyeyim.. uyarım..” dedim biraz morali bozuk bir şekilde..

Bir şeyler yapmalıydım..şu, “diğer arkadaşlar” ile bağlantıya geçip, onları da bizim ekiple bir araya getirsem, süper olurdu.. çünkü bu hıyarlar muhtemelen spontane bir şeyler düşünüyorlar.. öyle bir pasta alacaklar işte, iki alkış, iki maytap, içecekler mekandan…cık.. böyle harcanmasına izin veremem o günün..

Ebru biraz düşünceli göründü.. sonra bana dönüp, herhangi bir negatif ifade göstermeksizin,

“geçen sene onlarla kutlamıştım zaten” dedi, “bu sene de baş başa kutlarız o zaman.. senden başkasını aramam ben zaten..bir tek sen olsan yeter..” deyip gülümsedi.. gözlerini ağır ağır kapattı..o sevimli yüz haline daha fazla dayanamayıp hemen birkaç öpücük kondurdum yanaklarına, burnuna, dudaklarına.. saçlarını okşadım.. gözlerini araladı, gülümsemesi büyüdü..

“teşekkür ederim bitanem..” dedim içtenlikle…”partiyi kaçırdığın için pişman olmayacaksın.. çok güzel şeyler düşündüm.. çok güzel..”

Büsbütün sırıttı bu sefer.. yanakları kızardı..”sen öyle diyorsan.. (: “

Ahh bebeğim ah..senin kadar sevgiyi, sevilmeyi hak eden bir başkası daha var mı acaba bu dünyada? Güzel yüzlü, güzel ruhlu sevgilim..

Ebrudan, arkadaşlarından bu işi ayarlayan kişinin numarasını aldım, ben konuşsam daha iyi olur dedim ebruya, güzelce anlatırım durumu, onlar da nezaket gösterirler dedim..

Gece ebru gittikten sonra numarayı aradım, neşe diye bir kız, ebrunun arkadaşı, konuştuk, dedim işte kaç kişisiniz filan, 8 kişiler..ohh..bir 15-20 kişi de biz olsak, epey kalabalık.. kıskandım valla ebru.. yaza denk gelen doğum günlerinin dezavantajları işte..

Kıza, bizim planımızı anlattım, kendisini nilayla da görüştürebileceğimi, bize katılmak isteyip istemediklerini sordum.. yavrum yazık, önce kibarlıktan reddetti, ama bir iki defa üsteleyince ben bilerek içi rahatlamış bir şekilde razı oldu..o da, kendi arkadaş grubu adına konuşuyor tabi..

Fena mı olur, fazladan insan tanımış olur işte herkes..
ikimiz, yarın görüşmek adına da anlaştık, ayrıca nilayla da görüştüreceğim tabi onu, bizim grubun organizatörü nilay malum..(:..organizeyşın girl..

Ebru çok mutlu olacaktı…hem baş başa takılmış, hem de adına düzenlenmesi planlanan iki kutlamayı bir araya getirerek, hiçbir arkadaşından mahrum bırakmamış olacaktım..(:

Bir gün öncesi, Çarşamba günü neşe ile nilayı bir araya getirdim.. yalnız neşe çok olgun bir hatun…telefonda konuşurken de fark etmiştim ama olaya jest ve mimikler de dahil olunca, hah dedim yani..tam bizim “bir zamanlar abiye ebru” nun takılacağı tipte arkadaş.. böyle, sanki üst düzey şirket yöneticisinin takınacağı profesyonel bir havası var, konuşması, diksiyonu, tonlaması filan fevkalade.. etkileyici..

Bizim bebe nilay, karşısında birden bire böyle birini görünce bir an bocaladı ama, sonuçta bizimkilerin organize edeceği kutlama üzerinde birleşmeye karar kılındı..

“tamam o halde, ben bizim çocuklara da zaten dün gece haber iletmiştim, yeni düzenlememiz hakkında yeniden bilgilendiririm, hepsi katılacaktır diye düşünüyorum yine, bir problem olmaz muhtemelen” dedi..bir de sonuna “yarın aynı saatte yeniden, haberin adresinde görüşmek üzere, iyi akşamlar sevgili izleyenler” diye eklese hani, tam ana haber bülteni sunucusu aq..(:

Kız gittikten sonra nilay gülerek bana döndü,

“nasıl bir kız lan bu? Oha.. kesin yaşı büyük bunun bak..27-28 vardır bence, sorarım bakalım”

“yok be..ne 28 i, tarzı öyle işte, olgun kız..(: senin tam tersin hani :p”

“hıı bok ye sen…3 sene kahrını çektim olm ben senin, asıl olgun, anaç olan benim..iki gün idare eder mi acaba o seni? :/”

“ayy kıyamam sana ben..(: şaka yaptım ablacım kızma (:”

“yalnız güzel hatunmuş.. tampon filan..”

Gülmekten iki büklüm oldum, “evveet…pek seksi..”

“olgun hem…meyçır…”

“ahahaha.. nilay sus.. karnıma ağrı girdi..”

“sen alıştırdın? senin yüzünden oldum ben böyle.. sapık yaptın beni.. susmam artık.. milf..meyçır.. doggy sıtaayıll!! (x”

“asfsagfasg Allahın belası ..(x”

Günün geri kalanı, ebruyla, yarınki özel, baş başa(?) geçecek olan günün heyecanını paylaşmakla geçti.. okulu asacağız yarın(hep kötü örnek oluyoruz hep..hep..)..öğlene doğru buluşup, baharın ve ılıman ege havasının tadını çıkaracağız.. umarım yağmur yemeyiz..bu mevsimin ahmak ıslatanı meşhurdur.. sağanağı da bir o kadar..

Son derste, laboratuar esnasında ayşenin ısrarla bizim bek alevimizin etrafında çalışması ve birkaç kez göz göze gelmemizi önemsemedim.. onun ifadesiz gibi görünen yüzüne karşı, becerebildiğim en umursamaz bakışları fırlattım..iki kez omzuma sürtünmesini ve bir kez de kollarımızın çarpışmasını ise, onun, şu sıralarda amansız bir seviyede olduğunu tahmin ettiğim “göt kaşıntısı”na verdim..e tabi, ne zamandır ozan ın sikini görmedi o göt.. şimdi cayır cayır yanıyordur.. alışmış kudurmuştan beterdir derler, ne dersin, doğru mudur ayşen?

Kudur ayşen..

Kudur…beter ol ayşen..

Perşembe günü, malum gün geldi çattı nihayet..

Öğlen 11 gibi ebru ile parkta buluştuk, arabayla gelmiş, ama eğer yorulmazsa tüm yolu yürümek istediğimi söyledim, sonra kordonda bir yere otururduk nasılsa.. hava güzeldi..

Teklifimi kabul etti, ağır tempoda, parktan, meydana kadar yaklaşık iki saatte konuşa konuşa yürüdük..

Yolda pamuk şeker aldım buna, boyoz aldık.. çocuklar gibi şen.. kelebek gibi, bir o yanımda bir bu yanımda.. mütemadiyen gülümsüyor..

Daha şimdiden bu kadar keyfi yerindeyse, o keyfi kaçıracak bir dış etken olmadığı takdirde, gece tamamen zevkten dört köşe olacaktır, partide tüm dostlarını bir arada görünce..

Onu mutlu etmek..

Dünyanın en güzel meşgalesi bu olsa gerek..lan.. kız gülümseyip duruyor be..cıvıl cıvıl.. saçları hafif rüzgarda dalgalanıyor, bazen yüzüne düşüyor, elimle kibarca yeniden kulağının arkasına atıyorum onları..kah kol kola, kah el ele.. omuz omuza.. eller belde, yürüdük..

Epey yürüdük..iki saate yakın işte dediğim gibi..

“nasıl, yorgunluk var mı? :p”

“yavaş yürüdüğümüz için pek yok, ama bir yerlere otursak iyi olur, enerjimizi saklayalım

Enerjimizi saklayalım?..ehehe.. ufaktan imalı şekilde söyleyince bir tuhaf oldu içim.. sırıtabildim istemsizce (:

Biraz geri yürüyüp banklardan birine oturduk denize karşı.. ıımm…çok güzel bee…etrafta yürüyüş yapan insanlar.. griye çalan bir gökyüzü.. ılık bir esinti.. herkes mutlu gibi sanki…kartpostaldan alınma bir an gibi sanki.. dingin..huzurlu.. resim gibi bir an…tablo gibi..

Biraz sonra tavşancıya yakalandık.. illa fal bakacakmış, niyet çektirecekmiş bize..ben de ebrunun tavşanı kucağına almasına izin vermesi halinde ikimiz için de ikişer tane çekmeye razı oldum..zor pazarlıktı, adam tavşanı vermiyor lan sanki yiycez.. gerçi benim tavşan yemişliğim var, ananem vurmuştu bayırda, tadı güzeldi..(x
uyduruktan fallara bonus olarak ebru 10-15 dakika kadar tavşan sevdi,ben de kulaklarıyla oynadım,

Mesela bak, o kulağı böyle arkaya doğru yatırırsan, öyle kalıyor, sanki, arkaya doğru kalıp halinde jölelenmiş, orta uzunluktaki keko saçı gibi..(:

Dikeltirsen, dik kalıyor bu sefer,

Birini diktim, birini yatırdım, öyle kaldılar.. ikisini kaldırıp yana doğru ayırdım, kocaman bir “v” harfine dönüştü bu sefer kulaklar..

Adamla ebru gülüyorlar,

“maymuna çevirdin hayvanı yaa (:”

“kulaklar süper la baksana ahaha..”

“sinir yokmuş tavşanın kulaklarında biliyor muydun?”

“yoo.. nasıl yok be?”

“yok işte.. hani kulaklarından tutup kaldırıyorlar ya, acımıyormuş o zaman.. bilmiyorken içim gidiyordu benim hayvana işkence yapıyorlar diye”

O ara adam tavşanı kulaklarından tutup tekrar tezgahının üzerine alınca, bizimki yine ufak bir hayret ve endişe ünlemi koyverdi,

“hala öyle hissettiriyor gibi sanki? (:”

“ayy alışamadım ben bir türlü, acıyormuş gibi geliyor :/”

Halinden memnun görünen tavşan ve sahibine teşekkür edip yolcu ettik kendilerini (evet tavşana da teşekkür ettik.. ebru etti yani.. )..

“tavşan oldu ellerim” dedi neşeyle parmaklarını açarak

“gel bir yere oturalım yıkarsın (:”

“gidelim (:”

“maşallah bugün keyfin süper gibi..hep böyle kalması için elimden geleni yaparım” deyip sevgiyle gülümsedim..

“genelde de öyle aslında.. senin yanındayken özellikle..ben çaktırmıyorum..ama bugün doğum günü çocuğu olarak biraz şımarmak istedim? 
iyi mi? (:”

“süper…şımarık halin buysa, her zaman şımarabilirsin (:”

“aa ama daha yeni başlıyor gün ona göre

“bence de” dedim, sarıldım, alnına bir öpücük kondurdum.. gözlerimi gözlerine indirince, bana sevgiyle bakan masum bir kız çocuğu gördüm..

Bu kadar naif olmak zorunda mısın sen? (:

Akşam, eve doğru yola çıktığımızda vasıta kullanınca kızdı biraz,

“e arabayı aldırmadın bana? şimdi de eve gidelim diye acele ediyorsun?”

“fena mı oldu tatlım yürüdük işte ne güzel?..gidelim evimize bir an önce, sürprizim var

Bıcırdayıp omzuma gömüldü..

Sürpriz, çoktan hazır..

Portatif masam, odamda kurulu, üzerinde, bir zamanlar buse gelecek diye aldığım örtüsüyle birlikte.. üzerinde mumlar, yemek takımları dizili..

Bana kalan, sadece şarabı çıkarmak, mumları yakmak ve tolganın, evden kaçmadan evvel bizim için hazırladığı yemekleri ve “özel kek”ini servis etmek..

Bu çocuğun da hakkı ödenmez.. yani..kanka diyorum ya…lafta değil.. harbi harbi “kanka” bu adam.. acayip bir adam.. fevkalade bir adam..

Gerçi bunun karşılığında, beni her an Cansu ya sürpriz yapma vb. meselelerinde kullanabileceğini de belirtip söz almasını bildi.. karşılıksız yapmıyor yani işini :p

“olm ayağınızın altına pas pas, kilim, halıfleks olurum lan, ayıpsın x)” dedim ben de..

Eve girince ebruyu salona oturttum, televizyon açtım..ben de o ara hemen gidip içerisini ayarlayacağım..

Mutfakta keki çıkartırken odadan seslenip sataştı,

“acaba gene neyi planlıyooorrr” 

Güldüm..

Hazırlıklarımı tamamlayınca salona gittim, tv yi kapattım,

“yaa bir şey izliyordum ama?” dedi gıcıklığına, sırıttı sonra da..

“gel bakalım” dedim, elini yakaladım..ben önde, o küçük, kibar adımlarıyla arkada, odama yürüdük.. kapıyı araladım.. zaten eşiğin altından ve buğulu camdan süzülen mum ışıkları, bütünüyle bizi karşıladı..

Onlarca mum.. masada, etrafta süslemeler..

Tıpkı bir zamanlar buse ile olan akşam yemeğimizdeki gibi..
bu sahneyi yeniden canlandırmamın sebebi, malumunuz, artık, buse ile değil, ebru ile hatırlamak istememdi bu anı..bir nevi, dolu kaset üzerine, yeniden kayıt yapıyordum.. daksil çekip, üzerine yeniden yazıyordum..

Kapıyı açık bıraktım..

O ara baktım ebrunun ağzı da açık.. hayretle yüzüme baktı..

“kaç tane mum var burada?”

“bilmem.. saymadım…ama kekin üzerinde 21 tane var, onları saydım.. malum (:”

Şaşkın şekilde odanın içine ilerledi.. oturması için sandalyesini çekince bana imalı, komik bir bakış attı..
Onu yerine yerleştirince, ben de keki önüne çekip mumları yakmaya başladım tek tek..

Gözleriyle masayı, etrafı inceledi..

“kim..ne zaman yaptı bunları?”

“masayı, ve dekoru ben dün geceden hazırladım.. keki ve yemekleri ise tolga akşamüstü, biz dönüş yolundayken hazırladı.. aslında dönerken acele etmemizin nedeni de biraz da bunları soğutmamak içindi ..az önce de son hazırlıkları tamamladım ben vee.. evet..şimdi 
de burada yanan 21 tane mum vaarr (: ..dilek tutup üflemen gerekiyor :p”

Kafasını kaldırdı.. göz göze geldik.. kaldık öyle biraz..

“gel buraya..” dedi..

“ü..üfleseydin önce?”

“gel..”

Sesindeki büyüye karşı koyamadım.. itaatkar bir şekilde sokuldum yanına.. boynumdan yakaladı elleri, yüzümü yüzüne çekti.. dudakları, dudaklarıma değince, yine cereyana tutuluş gibi oldu bedenim..

Neredeyse 1 koca sene oldu, ama ben hala bu öpücüklere alışamadım.. insan, her seferinde titrer mi?..

Kısa, ama tutkulu bir öpüşmenin ardından, dönüp kekin üzerindeki mumları üfledi..el çırptım..

“nice yeni yaşlara bebeğim”

Sarıldık tekrardan..

Keki, yemekten sonra yenmek üzere kenara kaldırdım.. hediyesini de sonra verecektim..

ilk birkaç dakika, yavaş hareketlerle alınan lokmalar, karşılıklı birbirini süzmeler ve imalı gülümsemelerle geçti..

“şu yemekten sonra..” dedi, “kalan mumları da tek tek üfleyerek söndürmek istiyorum.. olur mu?” dedi aşırı derecede tehlikeli bir ses tonuyla..

Olur aslında.. manyak olur hem de..senin aklından neler geçtiğini ben biliyorum.. senin aklından geçenleri bildiğimi sen biliyorsun…

Ama bu gece daha uymamız gereken uzun bir programımız var önümüzde…sana bütün bunları, güzel, ateşli bir sevişme yaşayabilelim diye yapmıyorum ki? Onu her zaman yapıyoruz zaten?..ama seni her zaman böyle mutlu etmeyi beceremiyorum..o yüzden, bu gece önemli olan, sevişebilmemiz değil, mutlu olabilmen…seni mutlu edebilmem..

“bilmem?” dedim ben de gülümseyerek..”hızlı içme” dedim sonra da, şarap kadehinin daha şimdiden çeyreğine geldiğini görünce..

“neden? “

“gece uzun?”

“doğru..(:”

Biraz sonra tekrar konuştu,

“geçirdiğim en farklı doğum günü kutlaması diyebilirim…sakin..pop müzik yok.. dans yok…kalabalık yok…ama olan şeyler…bence kesinlikle böylesi daha iyi…hatta, bence her sene böyle kutlamalıyız? Seninkini de böyle kutlayalım yazın?”

“hoşuna gittiyse ne mutlu bana…ama dediğim gibi, gece uzun…ben, yemekten sonra bir kez daha dışarı çıkarız diye düşünüyordum?”

“bir daha mı?..ben de mumları üfleyerek söndürmeyi düşünüyordum? (:”

Güldüm..

“seni götürmek istediğim bir yer var..”

“başka bir sürpriz daha?”

“pek sürpriz sayılmaz aslında..ama gidip görmeni isterim..ne dersin?”

“eeh.. gideriz madem? Bu günün kontrolünü zaten günler öncesinden sana devrettim biliyorsun..iyi ki de öyle yapmışım..(:”

Yemeğimizi bitirdik.. keki hazırladım..

“bu gece, seninle bazı şeyleri konuşup tamamen netleştirmek istiyorum ebru..bu masanın kurulma sebeplerinden biri de o aslında…şöyle baş başa.. anlamlı, ciddi bir konuşmayı gerçekleştirebilmek.. yanlış anlama, başka zaman boş konuşuyoruz demek istemiyorum..ama bu geceki..bu geceki bambaşka.. çok önemli bir konu bu..ve tüm geleceğimizi etkileyecek, geleceğimizi ilgilendiren bir konu..”

Ebru dirseklerini masanın üzerine dayadı.. yüzünü de ellerinin arasına alıp destekledi.. gözlerinden gerildiğini ve aşırı derecede heyecanlandığını anlayabiliyordum..cam gibi bakışlarla, nefesini tutmuş bir şekilde bakmaya devam etti..

Ben de, bilerek ağır ağır konuşuyor, cümlelerin arasına “es” ler koyuyorum ki daha da heyecan yapsın..az puşt değilim ehehe..

“korkma evlenme teklif etmeyeceğim” dedim sonra birden gülerek..”henüz..” diye ekledim, ciddi bir tavırla, ama hala gülümseyerek..

Ebru derin bir nefes verdi, gülerek, yüklendiği masadan uzaklaştı.. saçlarını geriye, attı.. ellerini alnına dayadı..

“yemin ediyorum o sanmıştım” dedi gülerek…”bu kadar erken yapmazsın diyordum ama..bir an cidden evlenme teklif edeceksin sandım.. tüylerim diken diken oldu” deyip rahatlamış bir kıkırdama koyverdi..

“o kadar korkuttu mu bu ihtimal seni? Kabul etmez miydin?” dedim ben de gülerek..ama biraz bozulmuştum.. çaktırmadım..

“hayır.. kabul edip etmeme meselesi değil bu…yani.. çok erken olurdu.. biliyorsun..sen de öyle demiyor musun zaten?..önce bir mezun olalım, işimizi elimize alalım.. birikim yapalım..”

“kesinlikle öyle..” dedim onaylar biçimde..

“yani işte..o yüzden..bir an tarihi ileriye aldın diye.. heyecan..korku…hepsi bir arada x)”

Güldüm,

“tüm bunların da gerçekleşebilmesi için, öncesinde bazı şeyleri tamamen şeffaflaştırmamız gerek diye düşünüyordum…işte bu gece onu yapacağız..ya da, en azından ben yapacağım, tek taraflı olarak ki, beklenti olarak bu da benim için yeterli…yani.. sana kendimi açabilmek..tam anlamıyla anlatabilmek..”

Gözleri merakla açıldı..

“çok.. güzel düşünmüşsün..ama ben sana karşı zaten tamamen açığım.. yani senden, irili ya da ufaklı, özellikle gizlediğim, gizlemek isteyeceğim bir şey yok.. sadece, yeri gelmediği için henüz paylaşmadığımız şeyler olabilir o kadar..” dedi omuz silkerek..”senin de bana karşı yeterince açık olduğuna inanıyorum…hem.. zaten daha başka ne olabilir ki? Yaşanabilecek her şeyi yaşamış gibiyiz bu geçen 
3.5 yıllık süreçte..”

Güldüm..

“evet.. orası öyle..ama, insanın aklına, bu tarz konularda konuşmak isteyince, sanki hep negatif şeylerden bahsedilecekmiş gibi bir düşünce geliyor.. oysa benim amacım, tam tersi bu gece.. sana, daha önce gösteremediğim…tam olarak gösteremediğim, bazı güzel duygu ve düşüncelerimi tarif etmeye çalışmak..”

Yüzünde güller açtı yeniden…o, gergin, yeni karanlık sırların ve kirli çamaşırların ortaya döküleceği ve bunu yapabilmek için, “doğum günü” demagojisinin arkasına sığınmayı deneyeceğimi düşünmüş olmalıydı..eh, kim öyle düşünmezdi ki?..

Ama ben, tam tersine, güzel, çok güzel şeylerden bahsedeceğim bu gece..

“tamam.. konuşalım?” dedi ellerini iki yana açıp sırıtarak.. derin bir rahatlamanın etkileri görülüyordu yüzünde..

Başladım,

“biliyorsun.. öyle, ya da böyle..bir arada, ya da uzakta..iyi ya da kötü.. inkar edemeyeceğimiz bir geçmişimiz var seninle..3.5 yıla dayanan..3.5 yılı kapsayan…bunu bir bütün olarak değerlendirebiliriz diye düşünüyorum? Doğru mu sence?”

“doğrudur” dedi ciddiyetle..

“nihayetinde..son.. yaklaşık 1 senedir de..kesintisiz (burada bir gülüşme oldu) devam etmekte olan fevkalade bir ilişkimiz var..ve ben, bundan dolayı çok ama çok memnunum.. sana ve kaderime minnettarım” dedim.

Hala gülümseyerek, beklenti dolu bir şekilde “evet” dedi, devam etmem için teşvik etti beni..

“Geçen mayıstan bu yana.. yani..yeniden bir araya geldikten sonra…aylarca, küçük bir anlaşmazlık bile yaşamadık.. bırak tartışmayı, fikir ayrılığına bile düşmedik diyebiliriz..ama şu geçtiğimiz bir ayda, biri son derece büyük olmak üzere iki ciddi tartışma yaşadık..”

Yüzü ciddileşti.. devam ettim..

“bunlardan ilkinde, sorunun kaynağı tamamen benim.. bunu kesinlikle üzerime alıyorum.. yüzde yüz olarak..hem olayın ortaya çıkması, hem de büyümesinin sebebi, tamamen benim sorumsuz ve fevri davranışlarım…ama, şunu bilmeni istiyorum ebru..en başından itibaren, ne kadar sorumsuz, seninle durumu paylaşmadan, kendi başıma hareket etmiş olsam da..bunun sebebi, sadece ve sadece, seni ve bizi koruma içgüdüsüydü.. ilişkimizi koruma iç güdüsü…yani, başka bir neden yoktu altında…”

“biliyorum” dedi duygu dolu bir sesle..eli masanın üzerinden uzandı.. benimkini tuttu..”bu günah çıkarma merasimine gerek yok tsigalko.. cidden..”

“yo..yo..ben, anlatmak istiyorum.. tabi dinleyeceksen.. seni, sıkmayacak ya da üzmeyecekse..”

“hayır sıkmaz.. devam et..dinliyorum o zaman” dedi anlayışla gülümseyerek.. elimi daha da sıkı kavradı..

“seni sevdiğimi daha önce söylemiştim demi?”

“evet..bir kaç kez..(:”

“iyi…o zaman bir kez daha söylüyorum.. seni seviyorum ebru…akla geldikçe ve..dil döndükçe söylenmesi gereken bir şey bu…söyledikçe değeri azalmaz..tam tersine artar bence…”

“bence de hayatım..ben de seni seviyorum” dedi ebru yalandan yılgın bir tavırla, gülümseyerek.. gözlerini devirdi.. sonra yeniden sırıtarak benimkilerde sabitledi.. ağzındaki baklayı çıkar artık der gibiydi..

Bakla filan yok hayatım.. ağzım boş.. boş değil aslında.. güzel sözlerle dolu.. daha bir kısmını henüz çıkarabildim.. sabırsız olma..(:

“bir sonraki tartışmamızda ise.. sende kabul ediyorsundur ki..biraz senin gereksiz kıskançlığın kaynaklı patlak verdi…gereksiz.. dememin nedeni.. yani..şu ebru…şunu açıklamaya çalışıyorum aslına bakarsan dakikalardır…

Ben, içinde senin olmadığın tek bir hayal bile kurmuyorum…belki, bedenen yanımda değilsin ama.. günün, gecenin her saatinde.. sabahın yedisinde uyandığım zaman da, gecenin üçünde uyumaya çalışırken de hep aklımın içindesin…hep benimlesin…sürekli yakın geçmişte yaşadığımız güzel şeyleri düşünüyorum…yaşamakta olduğumuz güzellikleri düşünüyorum.. birbirimize sahip olduğumuz için ne kadar şanslı olduğumuzu.. daha doğrusu, benim sana sahip olabildiğim için..ne kadar şanslı olduğumu…ve..gelecekte yaşayacağımız güzel şeyleri düşünüyorum..

Seni, her hayalimin, her başarımın, gerçekleşen her hedefimin içine koyuyorum…seninle mezun oluyorum.. seninle dünya turu yapıyorum.. seninle..ne bileyim..bir koltukta oturmuş yan yana kitap okuyorum…neskafe içiyorum beraberinde…en sevdiğim şarkıyı seninle dinliyorum…en sevdiğim filmi seninle izliyorum…en mutlu anlarımda da hep sen varsın.. seninle büyüyorum…seninle evleniyorum.. seninle yuva kuruyorum…çocuklarımız oluyor.. torunlarımız…seninle yaşlanıyorum…seninle ölüyorum nihayetinde…

Tüm bunlar böyleyken…ben, birbirimizi günlük hayatın koşuşturmacası içinde karşımıza çıkması muhtemel saçma sapan, dişe dokunmayacak şeylerle yormayalım, üzmeyelim istiyorum..

Geçmişte.. uzak geçmişte yaşanan onca şeyden sonra, senden bana, karşılıksız, koşulsuz ve tam manasıyla, gözün kapalı güvenmeni istemekle haksızlık mı ediyorum bilmiyorum..

Ama ebru..şu dünya üzerinde seni değişebileceğim ne herhangi bir insan var..ne de yaşattığın duyguları değişebileceğim herhangi bir duydu..

O yaşanan tartışmaları ve sorunları, o günlük çözdük.. geçici olarak noktayı koydum…ben, bu defterleri tamamen kapatalım istiyorum…miss turkey 2008 güzellerinin kampının ortasına düşsem bile (güldü) seni aldatmayacağımı bilmeni istiyorum mesela.. ilişkimizde, herhangi bir strateji, herhangi bir ipleri ele alma, kontrolü ele geçirme, ezilmeme, ezme gibi ince hesaplarımın asla olmayacağını bilmeni istiyorum.. aramızdakileri bir oyun ya da, kazanılması gereken bir savaş gibi görmediğimi bilmeni istiyorum..

Elbette hayat her zaman sorunsuz işlemiyor.. başka zamanlarda, ileride, başka konularda tartışmalarımız belki küçük kavgalarımız olacaktır.. illa ki olur.. bunlar ilişkilerin olmazsa olmazı zaten.. tuzu, biberi gibi..

Ama ben, o sıkıştığı zaman kapıyı çarpıp giden adam olmayacağım bir daha.. sana söz veriyorum.. zora gelince seni itip kakan, bağırıp çağıran, sindirmeye çalışan adam olmayacağım..

Sana ne zaman kızar gibi olsam, aklıma “benim sevdiğim kadın? Sevdiğim kadın bu ulan? Aşık olduğum kadın?” cümlelerini getireceğim.. gidecek gibiysem duracağım.. bağıracak gibiysem susacağım.. kesip atacak gibiysem, anlamaya çalışacağım..

Senden de tek bir isteğim var.. beni sevebiliyor olmanın dışında…o da, senin de aynı şeyleri benim için düşünmen..ama şu şekilde, 

“bu, beni seven adam? Bana deliler gibi aşık olan adam?” demen..ve beni ona göre yargılaman..ona göre hüküm vermen..”

Son cümlelere doğru sesim artık çatallanmaya başlamıştı.. boştaki elimin tersiyle, çabuk bir hareketle sildim nemlenen gözlerimi..

Ebrunun eli, benim diğer elimle neredeyse bir bütün haline gelmişti…ölesiye sıkıyor…

Ben sustuktan birkaç saniye sonra konuştu.. boynunu yan devirip..

“ah tsigalko…o kadar ince ruhlu bir adamsın ki sen aslında…bütün kabahati üzerine alma..ben de üzdüm seni.. yanlışlarım oldu…gereksiz yere kıskandım evet.. güvenmedim..başına kaktım bazı şeyleri…ya ben…hani sen diyorsun ya.. “aşık bir adam olduğumu unutma” diye..e sen? sen benim kim olduğumu, ne olduğumu.. sana karşı nasıl olduğumu unuttu mu?..aşkım, iyi dinle bak.. kulaklarını açta dinle…ben, senin nasıl hissettiğine, ne hissettiğine çoktan inandım.. güvendim zaten..ama sen de benim duygularımın kuvvetine güven artık..

Sana, okulun ilk günlerinde yanaşmaya çalışan kızdan farklı biri değil karşındaki.. hala aynı kız.. hala aynı şekilde düşünen bir kız.. hatta daha da kuvvetlisi…arada, ne olduğu umurumda değil artık..sen de, bana beni ne kadar sevdiğini göstermeye çalışma artık.. benim seni ne kadar sevdiğimi anlamaya çalış.. işte o zaman bütün o kendini yıpratmaların, kendini ispat etmeye çalışmaların, zorlamaların bitecek..

Kanıtlaman gereken bir şey yok sevgilim?..ben zaten seni her şeyinle, her yönünle kabul ediyorum..sen de benim farkıma var artık…ben, seni, senin hayal edebileceğin herhangi bir şeyden daha fazla seviyorum.. kafa yorma üzerinde.. sadece kabullen..o zaman her şey yerli yerine oturacak kafanda…

Beni bir şeylere inandıramayan sen değilsin ki?..sen, bir türlü bana inanamıyorsun…inan…seni seviyorum.. çok seviyorum…

Masadan kalkıp sarmaş dolaş olduk.. tekrar tekrar sarıldım…sımsıkı…sele kapılmış giderken, önüme çıkan bir ağaca tutunur misali.. hayata tutunur misali…aşka tutundum.. ebruya tutundum.. tutuldum!

Bir daha bırakmamak üzere…

güzel boşaldım mı? (:

bir kaç part daha var panpalar, kısa bir mola veriyorum şimdi.. elim koptu..

Kendimize gelmemiz biraz zaman aldı.. birbirimizin gözlerinin kenarında toplanan damlaları parmaklarımızın ucuyla kibarca sildik..

Hediyesini verdim ebruya,

Bana çok hoş gibi görünen, özene bezene, yüzlercesinin arasında seçtiğim ve bir üst bedeni, nilayın üzerimde gayet hoş duran, siyah straplez, tek parça, siyah bir gece elbisesi almıştım ebruya.. etek boyu fazla kısa değildi... miniye karşıyım..(: karşı değilim de..elimle de almam yani..

Elbiseye uygun bir ceket, ayrıca yine ona kombin olarak düşündüğümüz takılar da vardı..

Vee son olarak da ayakkabılar.. topuğu fazla yüksek olmayan cinsinde.. zaten topuklu ayakkabılar ekstrem modeller dışında 7-9-11 cm şeklinde olurmuş, bizimkisi 7 cm lik herhalde ölçmedim.. zaten fazlası olmasın, boy farkını şey etmeye gerek yok yani.. azaltmaya..

Tam takım olması için tek eksik çantaydı sanırım, ama onu bilerek almadım, kendisi uygun bir model beğenir sonra diye düşündüm..

Nilay sözde pek kıskanmıştı (: 

Ama hakikaten çok hoş oldu bence.. inşallah ebru da beğenirdi..

“bunlar?..bunlar ne böyle ya takım var burada resmen? (:”

“bir denesene? Hoşuna giderse eğer.. gece çıkarken bunları giymeni isterim?”

Tek kaşı havada, gülümseyerek baktı,

“seksi kıyafetler alıp böyle giy de çıkalım havaları olunca, işadamı metresi gibi hissettim kendimi amaa, neyseee

“yo bee, seksi değil..bir giy işte.. beğenirsen..”

“elbette beğenirim..(:”

“ee tamam ben dışarıda bekliyorum?”

Güldü,

“yatakta güreş tutarken ayıp değil, kıyafet denerken görmek mi ayıp? :p”

“ha? yok..ya şey.. hepsini giyince göreyim diye şey ettim ben” diyebildim kızararak..

Ben çıktım, o giyindi.. elbiseyi giymiş, takıları takmış, ayakkabılar ayağında, saçlarını da incin bir topuzla toplamış..

Dilim tutulur gibi oldu..

“nasılll? (:”

“süper..” diyebildim..

“ayna lazım ayna? Ben göremedim kendimi yaa?” dedi şımararak..

Berkayın odasına götürdüm, orada büyükçe bir ayna var.. baktı kendine.. baktııı..baktı…

“cık.. normalde asla bu şekilde yarım hazırlıkla çıkmam ama…neyse bu seferlik idare edicez artık :p”

“niye bee.. güzel oldu dedim ya işte? Sen beğenmedin mi? :/”

“hayıırr elbise çok güzel aşkım.. bedeni de uydu…o konuda ayrıca tebrikler ..ama hani tam göremedim, neresi, nasıl.. ütüsü ne alemde..boy aynası olması lazımdı.. amaaan neyse ya..üşür müyüm sence ben böyle?”

“e ceket de var?”

“yok bacaklarım, üşümesin?”

“arabayla gideriz, dışarıda pek dolanmayız üşürsen.. içeride bir yerde otururuz?”

“tamam öyle yaparız o zaman

Lan doğum günü çocuğu ben miyim, o mu belli değil..hep benim dediğimi yapıyor yavrum kıyamam (:”

Giyindi, evden çıktık.. arabasına atlayıp yeniden kordona doğru sürdük..

Dışarı çıkınca sordum hemen,

“nasıl? Üşüyor musun?”

“yok be..güzelmiş hava hala (: ..nasılım?”

Yanımdaki tanrıçaya gurur ve hayranlıkla baktım.. içten bir şekilde,

“harikasın..” dedim iç çekerek..

“teşekkür ederim..ama böyle hediyelere gerek yok?..bir sürü şey almışsın :/ konuşmuştuk bunu.. pahalı şeyler yoktu?..illa bende gidip jip mi alayım sana şimdi yani?”

Güldük..

“içimden geldi.. aldım..her zaman değil ya? Hem o kadar pahalı değil.. düşündüğün kadar..”

“ne düşündüğümü nerede biliyorsun?”

“bilirim ben..”

“şu an ne düşünüyorum peki?”

“ee…önünde, dünyanın en şanslı kadını olarak, dünyanın en şanslı adamıyla baş başa geçireceğin güzel bir gece olduğunu? :p”

“aa..bildin valla.. zihin okuma numaraları filan yok demi sende? Her zaman bilme çünkü.. utanırım :p”

Gülüştük gene..kol kola girdik..

Ebruya, düşündüğü şeyde, son derece yanılıyor olduğunu gösterecektim birazdan..

Tolgaya bir onay mesajı çektim..o da gelebilirsiniz gibisinden cevapladı..

Ebru gırgırına, sorarmış gibi bakınca,

“aveadan gelmiş” dedim sırıtarak..

“hıı.. kesin öyledir :p” dedi yalandan inanmaz gibi yaparak..

Daha sıkı sarmaladım belini, yanağına bir öpücük kondurdum..

“buraya oturalım mı?” dedim malum mekanın önüne gelince,

“siz nasıl isterseniz efendim

Sırıttım.. içeriye girdik.. biraz ilerledik.. çok değil.. biraz…on adım kadar sonra, ebru karşısında, masalara serpilmiş, gözleri ona dikili, sırıtarak bakan kalabalık bir arkadaş grubuyla karşılaşınca durdu..

“sürpriiizzz” diye bağırdı millet hep bir ağızdan..bir kaç yabancı masa, bu ani efektin etkisiyle başta irkilse de, onlar da duruma uymuş ve memnun gözüktüler sonradan..

Ebru dolan gözlerle, herkesle sarılıp, masamıza doğru ilerlerken, bana kinci, ağlak bir bakış attı,

“biliyordum ki ben…kesin böyle bir şey çıkacaktı.. elbise filan.. çok kötüsün ya..” dedi..en son yine bana sarıldı.. sağa sola yalpalandık.. elleri yanaklarıma, dudaklarım dudaklarıma kenetlendi yeniden..

Kocamaaan bir pasta geldi, ebru, bir kez daha 21 mumu üflemek zorunda kaldı.. alkışlar, tebrikler.. kafenin fonunda çalan müziğin sesi, birazcık daha açıldı.. danslar edildi.. pastanın yanında votka-portakal, tekila, vişne-votka gibi içecek tercihleri ne derece doğruydu bilemiyorum tabi ama işte, bazı yanlışlar da yapıldı diyelim (:

Gece yarısında sonra, grubun bir kısmı bir kez daha doğum günü kızını tebrik edip mekandan ayrılırken, biz geriye kalanlar, diskoya indik..

Yarı gidik kafalar ve öncesinde onca yorgunluğa rağmen saatlerce dans ettik..bir yerden sonra, neredeyse ayakta sevişmeye vardı bu dans, tanıdık tanımadık bazı çiftler arasında.. olur böyle şeyler (:

Bize de oldu.. vücut vücuda, bilmem ne kadar süren, unutulmaz bir dans performansının ardından saat, siz deyin 3 ben diyim 4, ayrıldık mekandan..

Dans sırasında maalesef boşaldım.. gülmeyin sikerim..bir an kontrolü kaybetmişim..ne var? Olamaz mı?..

“arabayı kullanabilecek misin?” dedim,

“kullanmasam daha iyi..” dedi..

“tolga?”

“abi ben fazla içmedim..ama cansuyu bırakıcam..”

“tamam abi bizi eve at, oradan da siz gidersiniz? Ne dersin ebru?”

“tabi yaa.. olur olur, kullanabilir misin sen tolga?”

“kullanırım, atlayın..;)”

Çıkışta gruplar bölündü, herkesin gitmesi gereken bir yer, bir yerlere bırakması gereken sevgilileri var.

Biz de golf ün içine yedi kişi doluştuk, o araba, oldu olası öyle zulüm görmemiştir her halde, arkada Berkay, nuriş, beril,Cansu, 

Önde sürücü koltuğunda tolga, yanında da ebruyla ben kucak kucağa.. neyse önce Berkay be bizi bıraktılar eve, sonra da nurişle ikisi, kızları dağıtıp geldiler..

Geldiler.. yani, gelmişlerdir her halde…duymadım, hatırlamıyorum..en son, ebruyla başarısız bir sevişme denemesinde bulunup sızdığımızı anımsar gibiyim..

Nihayetinde o gece de geride kalmıştı.. ebrunun yüzünün gün boyu güldüğü ve bu nedenle, benim açımdan da son derece başarılı, son derece anlamlı geçen bu güzel günü de böylelikle ölümsüz hatıralarımın arasına katmış oldum..

Peki ya sonra?...

bu gecelik benden bu kadar panpalar, iyi yazdım gene (:

herkese iyi geceler (:

panpalar bu gece gene gelemeyeceğim, bir selam atmak için uğradım.
ama yarın gece, pazartesi sendromuna inat görüşmek üzere, hepinize sevgiler

@sosyal internet bağımlısı, var panpam

öncelikle (bkz: shaggy avi)

bu gece geliyorum panpalar, brace yourself!

önceki günler için bir mazeretim yok, belki biraz yorgunluktan belki de son demine geldiğimiz bu yolculuğu biraz daha uzatmaya çalışmaktan (:

saat vermeyeyim,ama bu gece geleceğim, fazla geçe kalmam diye umuyorum. iyi akşamlar, hayırlı cumalar

herkese selamlar tekrardan, 00.00 gibi buluşalım panpalar

http://fizy.com/#s/1aiyoo 

Ertesi sabah uyandığımda ebruyu yanımda göremeyince, sebepsizce telaşlandım önce..ama koridora çıkıp da mutfaktan gelen kızartma kokusunu duyunca bir gülümseme yerleşti yüzüme..bir iki adım atmam yetti güzel varlığını görebilmem için.

“günaydın (:”

“günaydın birazdan hazır olacak”

“ne..ne yapıyon ki?”

“gözleme, peynirli, patatesli..tolga salonda, çocukları da çağırırız birazdan (:”

“ha..tamam..gerek yoktu ama ya niye yoruyorsun kendimi?”

“içimden geldi (:”

Gidip boynuna bir öpücük kondurdum..paytak adımlarla salona geçtim..tolga yarı baygın yayılmış televizyon izliyor..

“naber lan?”

“ouff aga başım çatlıyo bea..fazla kaçırmışım”

“neskafe yapayım mı sana?”

“ha? yok..lan siz ne kadar yardımsever, hamarat insanlarsınız böyle ya? Ebru ayrı sen ayrı..adamlar iyi yaaa x)”

“tabi olm..özümüz iyi bizim ..berko nerde?”

“bilmiyom erkenden çıktı o galiba..”

Ebru elinde spatula ile salona geldi,

“gözlemeler hazır gençler (: arkadaşlarınıza da haber verin hadi”

“peki anne” dedim sırıtarak, spatulayla koridorda kovalandım.

Alt katın mutfağında ebru, nuriş, tolga ve ben kahvaltı etmeye başladık,

“Alper nereye gitti ki?”

“okula gitti o..”

“haa..sahi bugün gene okul vardı demi?..berkay da okuldadır o zaman…olm ben son birkaç haftadır birkaç kere uğradım la okula?..”

“ben de?”

“devamsızlıktan kalmayalım?”

“yok bea..”

Ebru lafa girdi,

“hep kötü arkadaş tavsiyeleri bunlar uyma Nurettincim..” dedi bana pis bir sırıtış atarak..

“yeaa bırakmazlar herhalde lise mi burası..hem zaten son sınıfız, azcık imtiyaz..(:”

“hmm belli olmaz onların sağı solu canım bırakıverirler valla..benim de öğlenden sonra gitmem lazım, istersen beraber gidelim, iyi hissediyorsan kendini?”

“bilmiyorum ki..daha işim var benim hazırlanamayabilirim..”

“iyi sen bilirsin ama saat daha 11, vaktimiz var yani fazla sallanmazsan?”

“ben de gideyim bari öğleden sonra ya” dedi tolga bu sefer..

Bunlar böyle söyleyince, bana da suçluluk duygusu geldi bu sefer..iyi tamam lan..gideriz..ben de gideyim..

http://fizy.com/#s/1ah1kl 

Öğleden sonra okuldaydık..ebru, geçmiş doğum gününe dair kutlamaları almaya devam etti. 

“akşam eve mi gidicen?”

“e..gitsem iyi olur..bu aralar zaten biraz huzursuzluk çıkarmaya başladılar..”

“nasıl yani?”

“ya..işte merkezde çok kalıyorsun, o zaman evden gidip gelmenin ne anlamı var filan diyorlar..ben de işte artık son günlerimiz, arkadaşlarımı mümkün olduğunca görmek istiyorum deyip sıyrılıyordum çoğu zaman..bir de biliyorsun bana çok güveniyorlar..zaten özerk gibiyim de..yine de bu ara abarttım sanırım..”

“hı..doğrudur ya..madem birkaç gün ara verebiliriz..”

“birkaç gün mü?..oha o kadar dayanamam seni görmeden..trip yapmıyorsun demi?”

“hayırrr? Hayır bebeğim ne tribi?..olur mu öyle şey, benim yüzümden ailenle karşı karşıya gelmeni ister miyim?”

“karşı karşıya filan gelmeyiz de..işte onlar da biraz trip atıyorlar diyelim..babam özellikle (: ..o da pek duramıyor evde, çok yoğun işleri bu sıralar..gelip de beni göremeyince, özlüyor..ben de özlüyorum..babam ya..(:”

“hee anlaşıldı, sen be benimki gibi (kardeşimden bahsediyorum) babacısın (: “

“yoo ben ikisini de çok severim..hatta annemle daha fazla şey paylaşıyoruz malum..babaya her şey söylenmez, yüksek merci o (:”

“hıı (: beni biliyor mu baban?”

“yani..seni, sen olarak değil de..erkek arkadaşım olduğunu, uzun süredir seviyeli bir ilişkimiz olduğunu filan biliyor gibi :p…annem her şeyi biliyor ama..babama da işte, damıtarak anlatıyordur dozu iyi ayarlayaraktan x)”

“her şeyi derken??” dedim sahte bir telaşla, güldü,

“edepsizliklerimizi bilmiyor hayır..(: ..ama onlar dışında her şeyi biliyor..hep anlattım seni..resimlerimizi filan devamlı gösteriyorum..(:”

“ben de seni anlattım..” dedim sevgiyle…”seni de, bu ilişkiyi de çok ciddiye alıyorum..belki milyonuncu kez söyledim bunu ama, ne kadar daha söylesem az..ebru cidden..artık sensiz bir hayatı hayal bile edemiyorum..”

Gülümsedi sarıldı..”gerek yok zaten öyle bir şeyi hayal etmene..artık kurtulamazsın elimden istesen de ” deyip yüzük parmağını havada sallayıp kıkırdadı..

“hee..kuşu kafese kapattım diyorsun

“tabi olm..benimsin artık..işaretledim seni x)”

“ahaha..vahşi hayvan belgeseli gibi oldu bir an..ben bu belgeselin devamını da çekerdim ama ortam müsait değil :p”

Utandı..yalandan koluma vurdu..sarıldı..öptü..ben sarıldım..

O gece beni telefonla aradı..ağlıyordu..tam da bu konuları konuştuğumuz ve bir süre buluşmaları azaltmaya karar verdiğimiz gün, ebeveynleriyle de tartışacağı tutmuş bu konu hakkında..epey sert bir müzakere olmuş anlattığı kadarıyla..hattın diğer ucundan, elimden geldiğince teselli etmeye çalıştım..korktuğum başıma gelmişti..

http://fizy.com/#s/1rsvh1 

Böyle durumlarda, kızın ailesini kazanmak her zaman çok önemlidir..kendi yakın çevremde, akrabalarımda dahi, bu şekilde, kız ve oğlan birbirini sevmesine rağmen, kızın ailesinin kazanılamaması dolayısıyla bitmek zorunda kalan ya da zora giren pek çok ilişki olmuştu..

Bir daha böyle bir şeye izin veremezdim..buluşmalarımızı, görüşmelerimizi ciddi anlamda düzenlememiz ve kontrol altına almamız gerekiyordu..sevdiğim kızın ailesinin beni, kızlarını ayartan bir serseri gibi görmeleri, isteyeceğim en son şeydi..

Gerçi hasarı da almıştık artık bir kere, ama zararın neresinden dönersek kardır..ebru belki de fazla büyütüyordu..anne-babalar, çocuklarına haklı olarak bazı konularda tavsiye verebilir, bazen de biraz sert ve otoriter bir şekilde öğütte bulunabilirlerdi elbette..ama bizim hassas ve özgür ruhlu kızımız, herhangi birinin kabul etmekte çok problem çıkarmayacağı prangaları takmayı reddediyordu..

Hemen ertesi gün, cumartesi öğlen yine bana geldi..konuştuk biraz, geri gitmesi için ikna ettim..bunu yapacağım hiç aklıma gelmezdi..düşünsenize, ebru bana gelmiş, ben onu geri yollamaya çalışıyorum..neyse, öyle böyle derken ikna ettim, dedim işte, onlar senin ailen, hem böyle asilik yaparsan, beni de zor durumda bırakırsın, senin aklına ben giriyorum sanarlar filan..öyle deyince geri 
vites yaptı..

“pazartesi, okulda görüşürüz bitanem..uslu kız o zaman kadar, hı? Tamam mı? (: ”

“nefret ediyorum benim hayatıma karıştıkları zaman..”

“kendi paranı kazanıp, kendi evinde oturup, nihayetinde kendi ayakların üzerinde durabilene kadar kendi hayatın diye bir şey yok aşkım..üzgünüm ama bu böyle, sadece seninkiler değil, bütün anne-babalar böyle

Pazartesi okulda hasret giderdik..akşam bende kalmak istedi, ama yine reddettim..bu sefer, ailesine duyduğu kızgınlığı bana yöneldi..o kızgınlıkla, bir dolu şey söyledi..kendime ve ona söz verdiği üzere, ben ise hiçbir şey demeden, sadece, “ne zaman susup beni anlayacak?” diye düşünerekten, gülümseyerek bekledim..

“bitti mi?” dedim sükunetle..

“ne?..ne bitti mi?..” diye sordu şaşkın şaşkın

“söyleyeceklerin?”

“ha..” dedi..afallamasını üzerinden atmıştı..”sen öyle bitti mi? deyince..şey sandım ben..” dedi bu sefer bozuk bozuk..

Gülmeye başladım..”oof of ebru ya..(: ..bak ben gene senin iyiliğin için konuşuyordum, sen ağzına geleni söyledin..hani kırmayacaktık birbirimizi?”

iyice bozuldu..ağlamaklı oldu yüzü..

“tamam sorun değil..isteyerek söylemediğini biliyorum..bebeğim..ben de senden ayrı kalınca en az senin kadar üzülüyorum..kaç gündür doyasıya sarılamadım sana…öpemedim..ama bazı fedakarlıklara ihtiyacımız var..sizinkilerin tepkisini çekmeyelim yeniden..lütfen..zaten kendimi çok kötü hissediyorum..daha şimdiden rezil oldum gözlerinde..”

“ya senle alakası yok! Rezil filan olmadın? Sen niye kendini o kadar ortaya atıyorsun ki? Olan bana oldu bırak, bana evde durmuyorum diye kızıyorlar, sana geliyorum diye değil ki?”

“öyle olduğunu bilseler..ki, annem biliyor sanırım..o zaman daha mı iyi olur?”

“bir şey fark etmez..tamam işte..üç gündür evdeydim..bu gün sende olacağım..”

“bu gün de evde kal..yarın görüşelim? Olmaz mı?”

“istemiyorsun beni…”

“ebru aşk olsun, çocuklaşma ya..”

http://fizy.com/#s/3y8xqk 

Hala yüzü asık kalınca devam ettim, “bak, beni o yumuşak huylu, anlayışlı, olgun, ben düştüğümde elimden tutan, mutsuzken gülümseten, sabahları kahvaltı hazırlayan kıza fazla alıştırdın, böyle ergen tripleri çekemem artık üzgünüm” dedim gülerek..yanağını okşadım..

O da daha fazla devam etmedi demagojisine, gülümsedi..

“çok özledim ben seni..”

“ben de bitanem..ben de..ama diyorum ya..işte..biraz frenlememiz lazım kendimizi..”

Pek ikna olmamış gibi gözükse de evine döndü o gece..gece boyunca telefondan mesajlaşarak idare etmeye çalıştık birbirimizi..hayır, nasıl da alışmışsak artık birbirimize, bakmayın ben sanki pek bir erdemli, pek bir cool duruyor gibiyim ama, çıldırıyorum aslında..resmen bağımlı olmuşum kızın tenine, kokusuna..bu, cinsel bir istekten çok daha farklı, çok daha fazlası..bambaşka bir şey bu..diyorum ya, bağımlılık..resmen bağımlılık..şehvet filan değil..ondan öte..

Ertesi gün, okul çıkışı anlaştığımız ve onun da ailesiyle anlaştığı üzere (öyle umuyorum) bana geldi. Odama geçtik..doyasıya sarıldık..bol bol öpüştük..yanaklarından, dudaklarından, güzel boynundan küçük ama sık, iştahlı yudumlar aldım..bir sonraki seviyeye geçmeye ramak kala, sanki sözsüz bir biçimde anlaşmışçasına, aynı anda durduk ikimiz de..yan yana yatağa uzandık..kalp atışlarımızın normal seyrine yaklaşmasını, soluk alış-verişlerimizin düzelmesini bekledik..el ele, göz göze..kabahatli çocuklar gibi çekimser bakışlarla birbirimizi izledik, mütemadiyen gülümsedik..

Yanaklarını kapayan saçları, elimle kulağının gerisine atarken elimi yakaladı..avuçlarımdan öptü..bu sevgi gösterisi karşısında minnetle gülümsedim..

“şey geldi aklıma şimdi..” dedi..”ben…böyle..sana geleyim, geleyim diye ısrar edince..sanki garip oldu biraz..azmış gibi..” dedi kıkırdadı..zaten pembeleşmiş olan yanakları iyice ateş kesti..gözleri kaçırdı..”öyle düşündün mü sen de merak ettim?”

Deli bu kız ya..bir insan aynı anda nasıl hem bu kadar baştan çıkarıcı, hem de bu kadar masum olabilir?..hem şehvetli, hem edepli?..



next--->
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=